Sonlar önemlidir. Sona hazırlık yapmak. Son üzerinden toparlamak, toparlanmak. Son üzerinden mesaj vermek. “Akıbetimiz hayr olsun.” Ne güzel dua, ne güzel niyaz.
Vasiyette bu sonlardandır. Vasiyette olur olmaz konulara girilmez. Geçmiş eşelenip ihtilaf edilmez. Gelecek için son ama bir o kadar da değerli hamleler yapılır. Umudu taşımanın yolları dillendirilir. En temel, olmazsa olmaz mesajlar verilir.
Efendimiz aleyhisselamın Veda Hutbesi de böyledir. Bir peygamberin ümmetine vasiyeti, insanlığa son nasihati. Veda Hutbesi, sayısı 100 bin aşan ashabın yeryüzüne dağıldıklarında insanlığa verecekleri en ulvi mesajdı. Son inen ayetin ve kutsal kitabın tefsiri, İslam’ın insanlığa sunduğu ahlak kodlarıydı. Düzeni ve dengeyi korumanın, yeryüzünü tanzim etmenin ilelebet anahtarıydı.
Veda Hutbesi üzerinden bir ahlaki temel oluşturmanın hem zorluğu hem de kolaylığı vardır. Zorluğu, ahlakı anlama ve konumlandırma biçimimizden; kolaylığı ise bizzat bize değmesinden, bizi can yerimizden yakalayıp derinlerimize seslenmesinden ileri gelir.
Zorluğa göğüs germek için ahlakın sadece bireysel ve toplumsal meseleler üzerinden yapılan tahayyülünü aşmalıyız. Ahlak yelpazemizi genişletmeliyiz. Ahlak denilince misvak kullanmayı anlamamalıyız. Veda Hutbesi bu minvalde bambaşka çığırlar açmıştır.
Ahlak nazarında sığ olan bilinç Veda Hutbesi’nde namazdan, oruçtan, kurbandan bahsedilmesini beklerken şoka uğramıştır. Çünkü Veda Hutbesi bireysel ve toplumsal ahlakın düzen ahlakına taşındığı yüksek bir bilinç açığa çıkarır. Öze vurgu yaparak bir varoluş biçimi ortaya koyar. Dini sadece bir buyruk olarak görülmesinden ziyade bir nizam olarak tanımlar. Günahın da, sevabın da hikmet izdüşümünü gösterir, hakikat perdesini aralar.
Veda Hutbesi, insana insanlığı tanımlatır. Ahlakı düzenleştirir, düzeni ahlaklaştırır. Bundan dolayı düzen ahlakı çift yönlü olarak hem mekanik hem de organiktir. Aynı insan gibi, fiziki olduğu kadar hissi, zihni ve vicdani.
Peki, nereden başlamalı?
Günümüzün krizlerine, sömürü çarklarına, hak ihlallerine, merhametsizliğe, tahammülsüzlüğe, vicdansızlığa, tekebbüre, savaşlara velhasıl insanı insanlıktan çıkaran her türlü gidişata “Dur!” demek için nereden başlamalı?
Tabi ki insandan, insana dair olandan, kemalden yani sondan başlamalı, Veda Hutbesi’nden.
Veda Hutbesi’nin ahlakla ilgili mevzusu bağlamıyla yapılan ikazla anlamlıdır. “Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir” ifadesi ahlakı temel bir yaklaşım ile ele almamızı sağlar. Bu tanımlama bir yönü ile “maneviyat” kavramına karşılık gelir. Maneviyat, dünyada her ne yapıyorsak ahireti hesap ederek, Rabbimize dönüş yapacağımızı bilerek yapmak demektir. Sonu düşünmek, sona göre hareket etmek demektir. Yani Allah’tan hakkıyla korkmak demektir.
Biraz vakit ayırıp Veda Hutbesi’ni tekrar bir okuyalım. Ahlak ve maneviyat gözlüğümüzü takıp yeniden tanımlamalarımızı inceleyelim. Hayatımızı sigaya çekelim.
Veda Hutbesi; evrensel temel hak olarak kabul edilen “canın, malın, namusun korunması” hakkına değinir. Sömürü dünyasının baş aktörü ve Allah ile savaşın müsebbibi “faiz” belasına değinir. Her yeri kasıp kavuran ve merhametimizi parçalayan “kan dökme” meselesine değinir. Her dönemin yükselen trendi olan, kibrin ve akıl tutulmasının ürünü “ırkçılık” mikrobuna değinir. Nesli bozan, aileyi tarumar eden, hazzı önceleyen “zina” zilletine değinir. Emeği, kul hakkını, toplumsal düzeni hiçe sayıp sadece kendine çalışan “hırsızlık” arsızlığına değinir. “Kadına ve aileye hadsiz müdahale” eden her türlü zorbalığa ve hak tanımamazlığa değinir.
Fark edilirse mevzubahis olan bütün fiiller küresel bir forma büründü. Düzeni ifsat etmenin önü açılırken ıslah etmenin zorluğu ortaya konuldu. Mesele birkaç insana indirgenmeyecek kadar gerçekten çok mühim. Bundan dolayıdır ki düzen ahlakı olmayan toplumlar; geceleri peygamberler gibi ibadet edip gündüzleri terk ettikleri şeylerden dolayı helak olan kavimler gibidirler.
Netice itibari ile Veda Hutbesi’nde geçen her bir ahlaki tutum bireysel olana terk edilmeyecek kadar evrensel, bireylerin inisiyatifine bırakılmayacak kadar sistemseldir.