Sezai Karakoç’u okurken ağlamamak mümkün mü?
Onun şiirlerinde yaşayan onun şiirleri ile anlam bulan kutsallaşan bir şeydir aşk. Çağımızda “haz” ve “temas” kelimelerine hapsedilen aslında bütün duygulardan yüce ve üstün olan aşk. İnsanı veli de edebilir deli de. Zelil de edebilir rezil de. Hepsi aşk kelimesinin insan kalbinde vuku bulmasından sonra başlıyor. Sonrası nefisle insan arasında şeytan fısıltıları ile sürekli karartılmak kirletilmek istenen bir mücadele.
Günümüzde güçlü bağların sağlam evliliklerin olmamasının en mühim sebebi bu aşk kelimesinin hakkını veremeyişten başka bir şey değil.
İnsan aşık olduysa şayet onunla başa çıkmasını da bilmeli. Sonunda evlenemediyse unutana kadar kalbini kapatabilmeli. Oysa bakıyorsunuz dün ayrılan insanlar bir hafta sonra yeni birileri ile görüşüyor. Altı ay sonra nişanlanıyor. Bu kadar kısa sürede sevgi mümkün mü? Ya bu kadar kısa sürede aşkı silmek?
Aşık olup da hiç evlenmeden yaşayan adamlar biliyorum. Kalbini sadece bir kişiye açmış sonrasında silip atamamış ve nefsi için de başka bir kızın duygularını tahrip etmeyecek kadar onurlu. Efsanevi insanlar. Nişanlısı vefat eden bir komşumuz vardı mesela. Evlenmedi. Hala onu seviyorum diyordu soranlara. Elli beş yaşında da bekar olarak vefat etti.
Her şeyi hızlandırırken basitleştirdik de, anlamını sildik içini boşalttık. Günümüzde çoğunluğun aşk sandığı şey şehvetten başka bir şey değil ne yazık ki. Destanlar çoğunluk için alay konusu oluyor. Dokunmadan aşk mı olurmuş diyorlar. Asıl aşk dokunmadan olur. Uzaktan. İçsel. Sezai Karakoç şiirlerinde olduğu gibi. Nazenin bir hayal. Umuttan ziyade ıstırap.
Kimi şiirler insanı sarsar, kalbine saplanır kimi şarkılar da öyle. Ouje Aseman, Ay Işıqında, Hasret gibi. Onlarda geçen aşka aşina olmayan bir nesil. Vatana millete Yaradana nasıl bağlı olsun?
İnsana duyulan aşk da kutsaldır kirletilmedikçe. O aşk ile harama yürümedikçe.
Gizli tutuldukça derinleşir. En sonunda yazarsınız. Kimisi yazınca geçebilir çünkü hayalidir uçucudur zihinde oluşmuştur. Kimisi ise yazdıkça çoğalır. Yazarsanız unutmazsınız.
Yalnızlık bu dünyanın en tehlikeli yoludur. İnsan sosyal bir varlık olduğundan böyle bu. Yani gece vakti uykunun kaçma sebebi yalnız kaldığımız an olduğundandır bir bakıma. İşte bu yalnızlıkla başa çıkabilenler hayatla en büyük düellolarından birisini kazanmıştır. Zira yalnızlığın her anını bilen zerrelerine kadar yaşayan kişi onunla başa çıkmanın onunla yol almanın tüm hallerini bilmekte. İşte o insanları ne makamlarını ellerinden almakla ne de terk etmekle korkutamazsınız. Terk eden eder ne kaybedecek? O zaten yalnızlığın kan kardeşi. Bütün engebeli yolları yalnızlığı ile aşmış. Ve aslında gizlide bir yerde kalbinde koca bir yükü de taşımakta. O yükten şikâyetçi değil. O yükle hemhal.
Ve bilinmeyen yönüdür yalnızların. Yalnızlar derin sever sadık kalır kolay unutmaz. Onların kalbi insanın aynasıdır. Bunu yalnızca eş anlamında düşünmeyin. Akraba dost da buna dahil.
İşte şayet bir gün bu yalnızlardan biri ile karşılaşır da sırf merak ya da bir iddia uğruna kalplerini kazanmayı başarırsanız dikkat edin. Onlar sahte olan şeyleri asla saklamazlar. Yani anlarlarsa şayet sizin sahteliğinizi çoktan bitmişsiniz demektir. Derin sevdikleri gibi derin siliverirler o sahteleri. Şaşar kalırsınız.