Ve Kraliçe ‘Kral Çıplak’ Dedi...

Abone Ol

İngiltere AB’den İstese de Ayrılamaz!” başlıklı yazımı, “Umarım yanılırız” diye bitirmiştim. Öyle de oldu. İngiltere zorlu bir sürecin sonunda girdiği Avrupa Birliği (AB)’nden arkasında toz duman ve hatta büyük bir enkaz bırakarak tam 43 yıl sonra “buraya kadar” dedi. Yani, yine yaptı yapacağını. Sağ gösterdi, sol vurdu. Dolayısıyla, başta şahsım olmak üzere birçoğumuz “yanıldık”, “yanıltıldık”.

İyi ki yanıldım, iyi ki de yanıltıldık. Neden mi Çünkü bu “yanıltma”, büyük bir “yamulma” anlamına geliyor da ondan! Aysbergin görünmeyen yüzü artık bu jeopolitik deprem ile birlikte görünür bir hal kazandı. Genç AB, artık “Yaşlı Kıta” olmaya doğru koşar adım gidiyor.

Karşımızda artık tek bir Avrupa ve Batı yok. İki Avrupa ve üç Batı ile karşı karşıyayız. Doğu kendi içerisinde safları sıkılaştırırken, Batı safları sıklaştırma adına adeta derin bir bölünmeye gidiyor. Burada ABD-İngiltere ikilisinin oyun kurma gücü ile Almanya’nın oyun bozma kapasitesi büyük ölçüde belirleyici olacağa benziyor.

Tarihte de hep böyle olmadı mı Bismarck sonrası Almanya’yı ve akabinde yaşanan felaketleri unutmayalım. Almanya, gerçek manada bir oyun kurucu olamadığı ve sistemde yerini alamadığı sürece dünyanın başına neler geleceğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, oyun daha yeni başlıyor!

Sandıktan Tek Bir Sonuç Çıkmadı!

İngiliz halkı adeta “kral çıplak dedi”. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacağa benziyor. Peki, bundan sonra neler olabilir Bu sorunun cevabını vermeden önce bu kararın ne anlama geldiğinin iyi analiz edilmesi gerekiyor. Çünkü birçok cevap orada saklı. Öncelikle, bundan sonraki süreç her ne kadar büyük belirsizlikler içerse de, Batı dünyasının içinde bulunduğu durumu ortaya koyması itibarıyla tam bir dönüm noktası. Bu bağlamda yüzde 52’lik sonuç, her şeyden önce AB sürecinde artık “kara göründü” diyor. Yani, söz konusu birlik artık sürdürülebilir değil. Daha somut bir ifadeyle İngiltere AB’deki dağılma sürecini tetiklemiş durumda. Apar topar yapılan “27 üye ile devam edeceğiz” açıklaması bu paniği en iyi resmeden ifadelerden biri.

Dolayısıyla, bu oylama ile birlikte AB’nin aslında doğal bir sürecin sonucunda ortaya çıkan bir “Birlik” olmadığı, bir Soğuk Savaş dönemi “projesi” olduğu ve raf ömrünü doldurduğu görüldü. Onu kuran irade, artık “oyun bitti”, birbirinizi-birbirimizi kandırmaktan vazgeçelim diyor ve ekliyor: Sizden birlik, mirlik olmaz.

Herkesin birbirine ve ortak denilen pek çok şeye karşı olduğu bir ortamda bir birlikten nasıl bahsedilebilir Bırakın Almanya-İngiltere arasındaki rekabeti ya da mızıkçı Fransa’yı; yerlilerin göçmenlere, yaşlıların gençlere, köylülerin şehirlilere, kuzeydekilerin güneylilere, özerk yönetimlerin devletlere, siyasilerin bürokratlara karşı olduğunun netlik kazandığı bir Avrupa’dan artık bir “Birlik” olarak bahsetmek daha da zorlaşacak!

Ve yine görüldü ki, AB artık bir “değerler projesi” değil. Dolayısıyla, AB bundan sonra hiç kimseye “değerler”, “demokrasi”, “ifade özgürlüğü”, “insan hakları”, “çok kültürlülük” vb. hususlarda ders veremez. Çünkü Avrupa kendi tarihsel, genetik kodlarına dönüyor. Bunun böyle olduğunu İngiliz halkı sandıkta tescilledi. Dolayısıyla, sandıktan tek bir sonuç ortaya çıkmadı. Tek sonuç adı altında, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı ya da kalacağı tüm sorunlar birer birer ifşa edilmiş oldu.

AB demek, artık “Batı” ya da “Batılılaşma” demek değil! Aksi takdirde, AB’den ayrılan İngiltere’yi hangi konumda, pozisyonda değerlendireceğiz İngiltere bir Batılı devlet değil midir diyeceğiz Eksen kayması mı yaşadı deyip, onu linç edeceğiz Dolayısıyla, artık bize hiç kimse Batı’nın ya da batılılaşmanın yolunun AB’den geçtiğini söyleyemez. Bunu içimizdeki “AB beyinlilerin” de bir an önce anlaması, görmesi lazım!

Siyasi küreselleşme sürecinin önemli bir sacayağı ve enstrümanı olan entegrasyon hareketlerinin aslında koskoca bir hikaye olduğu da tescillenmiş oldu. Ulus-devlet anlayışı bir kez daha kazandı. Bundan sonra hiç kimse, “milli, bağımsız, güçlü Türkiye” dediğimizde bize küreselleşme, şu bu demesin. Yaptıkları ezberleri unutmaya ve “yerlilik-millilik” üzerine çalışmaya başlasınlar. Çünkü ders aldıkları Batı’da artık bunlar konuşuluyor.

Bundan sonra ırkçılık Avrupa’da bir kez daha iç ve dış siyasetin temel belirleyicisi olacak. “Ilımlı” ya da “merkez” siyasi partilerin bu dalganın önünde daha fazla direnebilmesi mümkün değil. Ultra milliyetçi-radikal ırkçı partilere gün doğmuş vaziyette. Yeni Hitlere ve Mussolinilere hazır olalım!

Türkiye’nin de bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz. Türk iç siyasetinde yaşanan gelişmeleri bir de bu perspektiften değerlendirmekte fayda var. O zaman nasıl bir proje ile karşı karşıya kaldığımızı siz de göreceksiniz.

Pek tabi ki AB’ye son dönemde meydan okumanın da ne anlama geldiğini göreceksiniz. İngiltere girdiği AB’ye çıkarak meydan okurken, Türkiye “girmeyeceğim” diyerek meydan okuyor. Bilmem, anlatabildim mi