Önceki yazımızın başlığından itibaren mademki, “Hayatımızın her ânı Kur’an olmalıdır, vesselam” dedik ve demek istediğimiz anlatmaya çalıştık; bugün de aynı minval üzere devam edelim ve meramımıza biraz daha açıklık getirmeye gayret edelim…
Bir şey daha dedik: “Üstadım ile uzun zamandır, neredeyse yarım yüzyıldan beri, KUR’AN VE İLİM üzerinde, ilim ve amel, teori ve pratik olarak çalışmalar yapıyoruz ama bu konuda son günlerde, haftalarda, aylarda ve yıllarda farklı bir kıvam ve verim yakaladık; elhamdülillah…” Bu dediğimizi biraz açalım ve oradan devam edelim, inşallah…
Evet, son yıllarda farklı bir kıvam ve de istikrar yakaladık ve istikrar 958 hafta yani yirmi yıldan beri hiç aksatmadan devam ediyor… Meryem Suresi çalışmamızın 14’üncü hafta çalışmasına da ulaştık, elhamdülillah… Önceki yazımda o çalışmamızdan aktardıklarımın devamı mahiyetinde, o haftalık seminer çalışmamızdan aktaracaklarımla devam edelim…
Meryem Suresi 72’nci ayet ile başlayalım: “Sonra ittika edenleri (korunanları) kurtarırız ve zalimleri (ezenleri) orada cisiy (dondurulmuş) olarak bırakırız.”
73’üncü ayetin başında deniyor ki: “Ve onlara beyyinat olan ayetlerimiz tilavet olunduğunda küfredenler iman edenlere ‘İki ferikin hangisi makamenhayrdır ve nediyenahsendir?’ diye kavl ettiler.” Allah bu ayette, “Ayetlerimiz” diyor, “Beyyinat olan ayetlerimiz” diyor... Allah’ın iki çeşit ayetleri vardır. / Birincisi; tüm kâinat Allah’ın ayetleridir, her olay O’nu tespih eder. Bir ağaca baktığınız zaman onun heybetli duruşu ve her yaprağın büyük bir ahenk içinde sallanışı O’nun ayetlerindendir. Ayet dağda dikilen kabile bayrağıdır. Orada hükümdarın oturduğu anlaşılır. / Allah’ın ikinci ayeti ise gönderdiği peygamberlere verdiği mucizelerdir. Son kitap Kur’an O’nun mucizesidir.
Siz onlara hem kâinatın ayetlerini hem de Kur’an ayetlerini tilavet ediyorsunuz. / “Beyyinat olan ayetler” demek uygulanabilir olan ayetler demektir. Yani teorik değildir, ütopik değildir, hayali değildir, hayata uygulanabilir bir projelerdir. / Her ikisi yani her iki kelime de kurallı dişi çoğuldur; dolayısıyla kâinat bir sistemi içerdiği gibi Kur’an da, İslam da bir sistemdir, bir düzendir. / Ayetleri tutarlı şekilde anlayacak ve anlatacaksınız.
Bir şeye nerden bakarsanız o yüzünü görürsünüz. Bir şeyin aynı yüzü hem daire hem dikdörtgen olamaz. Buna “tenakuz” denmektedir. Bir şeyin bir yüzü daire diğer yüzü kare olabilir, buna “tearuz” denir. Siz bütün yüzleri ile Allah’ın ayetlerini göstermelisiniz.
İzmir’de Kayahanların kurmakta oldukları Bin Dil Üniversitesi bu aktarma işinin merkezi olacaktır. Yenibosna’da ve Üsküdar’da da kurulmaya çalışılan Kur’an Medresesi bu aktarmanın araştırma merkezi olacaktır. / Demek ki bütün bunlar bize farzı ayındır. Yenibosna çalışmaları farzı ayındır çünkü başka yapan yoktur. Ama İzmir ve Üsküdar yaparsa farzı kifaye haline gelir. / Bu tilavet kıyamete kadar devam edecektir…
Kur’an derslerine devam etmeyenlere, Kur’an’ın delillerini değil, sistemini anlatacaksınız. Yani onlara ayetlerin manalarını değil Kur’an’ın manasını aktaracaksınız. Sistemi aktaracak ve onu düşündürmeye çalışacaksınız. Bir fizik âlimi olmayan kimse yerin çapının nasıl ölçüleceğini bilemez. / Kur’an’dan kendi görüşünüzü aktaracaksınız ama icma ile sabit olanlar beyyinattır. Dolayısıyla üzerinde icma olmayanlar hususunda, ‘Benim görüşüm budur’ diyeceksiniz, ‘Benimki doğrudur, onlarınki yanlıştır’ demeyeceksiniz.
“ÂyâtünâBeyyinâtin” deyince ispatlanmış ayetlerimiz anlamındadır.
İcmanın manasını iyi kavramanız gerekir. Benle sen/siz müzakere ederken, önce ikimizin doğru kabul ettiği cümleleri sıralayacağız. Bunlar beyyinattır. Bundan sonra ben benim görüşlerimi, sen/siz de sizin görüşlerinizi anlatacaksınız. Ben sizi ikna etmeye çalışmayacağım, siz de beni ikna etmeye çalışmayacaksınız. Tartışmalıyız ki; bu sayede herkes kendi içtihadının eksiği varsa tamamlasın, yanlışı varsa düzeltsin.
O halde “BEYYİNÂT” dediğimiz zaman hepimizin kabul ettiği bir durumdur. Yani aslında herkesle meseleler üzerinde anlaşmış bulunuyoruz. Gelin uygulayalım dediğimiz zaman, işte o zaman kâfir olanlar uygulamaya yanaşmazlar... (Devam edecek…)