İnsan hayatta nelerden vazgeçebilir, üzerinde durulmaya değer bir mesele olduğunu düşünüyorum. En son vazgeçtiğiniz ne ya da nelerdir mesela Vazgeçmeyi feragat etmekle bir tutamayız. Veya da feda etmekle… Feragat etmekte insanın kendi önemliliği vurgulanıyor. Feda etmekte ise daha bir üstünlüğü… Bir de fedakârlık var, vazgeçmeye yakın duran… Fedakârlık ise, insanı feragat ya da feda etmekten daha üstün kılan bir durumdur. Ama benim üzerinde durmak istediğim vazgeçmek ise, bütün bunlardan büsbütün farklı bir durum. Feragat, feda ve fedakârlık etmek; verilen hakkın verildiği anda veren insana bir üstünlük getirisi olmasını sağlıyor. Vazgeçmek ise, kazanılmış hakkın ya da doğal olarak bulunan hakkın tahakkukunun kökünden yok sayılmasıdır. Diğerlerinde hakkın tahakkuku söz konusu iken ve böylece veren insana bir üstünlük taslama yetkisi veriyorken vazgeçmekte böyle bir tahakkuk ve yetki söz konusu değildir. Fedakârlık etmiş bir insana en azından bu fedakârlığı bilenler tarafından bir üstünlük sigortası sağlanıyor. Bu sigorta o insanda ben kendi hakkımdan verdim dolayısıyla ben verdiğim kadar alacaklıyım beklentisi oluşturarak o insanı bir çembere alıyor. Bu anlamda feda etmek alacaklı beklentisinde daha üst sıralarda bulunuyor. Ben sana şunları feda ettim duygusu bu duygu sahibi insana öyle bir kibir veriyor ki o kibrin büyüklüğünün yüzde yüz fazlasından daha fazla bir beklenti içerisine giriyor. Vazgeçmekte hakkın tahakkuku bile kökünden yok sayıldığı için vazgeçen insan herhangi bir şekilde üstünlük, önemlilik ve beklenti içerisine girmiyor. Evet, insan vazgeçtiği kadar hürdür. Ne kadar vazgeçtiyse o kadar özgürdür.
Vazgeçmek fedakârlık etmek kadar kolay değildir. Vazgeçmek feda etmek ya da feragat etmek kadar da kolay değildir. Çünkü vazgeçmek bir insanda bulunan bir durumun tamamen ortadan kalkmasıdır. Vazgeçmenin herhangi bir dönüşü yoktur. Diğerlerinde bir dönüş söz konusu iken vazgeçmekte herhangi bir dönüş söz konusu değildir. Yani insanın elinde doğal ya da kazanılmış olarak bulunan bir haktan, bir durumdan, bir edimden vazgeçmesi o hakkın, o durumun, o edimin dönüşsüz bir şekilde elinden çıkmasıdır. Bu da insanoğluna çok ağır gelen bir durumdur. O yüzden de vazgeçmek ağır bir terazidir; bütün tartıları kendi gerçekliğinde eriterek insana dayanılmaz bir azap verir. Ama insan o azabı tam olarak yaşayıp kendi bünyesine katarsa artık o insan dünyanın en özgür insanıdır. Çünkü sizin dert ettiğiniz makam o insan için yok hükmündedir. Bir insan, en fazla, arzulamadığı şeye karşı özgürdür. Vazgeçtikleri arttıkça özgürlüğü artar insanın.
Uğruna ölmekle vazgeçmek iki zıt pencerenin iki köklü kapısıdır. Diyelim bir genç bir kıza âşık… Normalde ilişkilerinin nihai noktası evlilik yani evlilikle birlikte cinsellikken âşık olan genç âşık olduğu kızı cinsel olarak düşünemez. Bu durum o kadar ki kızın eli eline değse kıpkırmızı kesilir. Gözlerine bakarken iki çift göz görmez de bu dünyadaki cennetin o gözler olduğunu ve orada eriyip sonsuzluğa karıştığını duyumsar. Güzel bir ilişki gerekli uzaklıkta sürerken birbirlerini o kadar sevmişlerdir ki birbirlerinin uğruna yapmayacakları yoktur. Birbirlerinin uğruna ölebilirler. Görüştükçe hayaller kurulur. Geleceğe dair planlar yapılır. Gelecek birlikte hayal edilir. Hayallerde düğün yapılır. Ortak arkadaşlar düğüne davet edilir. Düğünde davetiyeler şöyle olursa böyle olur öyle olursa şöyle olur… Saatlerce telefonda konuşulur. Düğün sona ermiştir hayaller devam eder. Hayallerle ev alınır. Hatta araba bile alınır. Öyle ki doğacak çocukların adı bile konulmuştur. Hayale devam etseler neredeyse yaşlanacaklar. Ama bu arada kader kendi yolunu kendi bildiği gibi yapıyordur. Nişan bile yapılmış ama kavuşmak nasip olmamıştır. Ailevi ya da başka bir sebeple -ama namussuzluk vb. gibi cibilliyetsiz bir sebep değildir- hayaller son bulmuştur. Kız seviyor, erkek seviyor. Ya da kız soğumuştur erkek sevmeye devam etmektedir. Şimdi, kız sevmiyorsa oğlan sevse de yapacak bir şey yok. Oğlan ya intihar edecek ya da vazgeçecek. İmanı intihar etmesini engelliyorsa ne yapacak, vazgeçecek. Sevse de vazgeçecek. Zaten vazgeçmek sevmekle olur, sevmeyen vazgeçemez. Yani sevmeme durumunda vazgeçmek diye bir şey olmaz. Yalnız şöyle bir durum da var; kız dün seviyordu da bugün niye sevmiyor Sevdiği zamanlar o zamanlarda orada öyle asılı kalmıştır. Onu değiştirmenin mümkünü yok. Ya da kız da seviyor; intihar ile vazgeçmek arasında diyelim vazgeçmeyi seçmiş. İki insan kendi ellerinde olmayan sebep ya da sebeplerle ayrı düşmüşlerdir. Hani ikisi de birbirlerinin uğruna öleceklerini düşünsel ve davranışsal olarak göstermişlerdi
Gelelim asıl meseleye; vazgeçmek, uğruna öleceğin birinden (ya da bir durumdan, bir olaydan, bir makamdan, paradan vb.) yani o birinde doğmuş doğal ve meşru olarak tahakkuk etmiş hakkını yok saymak. Bütün mesele bu. Uğruna ölümü bile göze aldığın durumdan tahakkuk etmiş hakkını yok saymak. Örneğin canla başla elde ettiğin bir mevkiden kimsenin zorlaması olmadan gönül rızasıyla vazgeçmek. Bunu başaran insan özgür ve büyük bir insandır. Çünkü onca can alıcı hatıraya rağmen her şeyi yok sayıyor. Yani vazgeçiyor. Vazgeçme büyüklüğünü gösterebiliyor. Burada feda ya da fedakârlık etmek yani vermek diye bir şey yok daha doğrusu verdiklerini vermemiş gibi kabul etmek var, dolayısıyla geri dönüş beklentisi ya da itibarı (itibar; önemsellikten doğmuş toplumsal kibir) da yok. Çünkü yaşanmış olanlar geçmiş bir zaman aralığında tazeliğinden bir şey kaybetmeden ama yaşanılan şimdiki ana da gelemeden yani güncellenemeden orada öylece duruyordur. İşte vazgeçmek budur! İnsan, uğruna ölümü göze aldığı şeyden vazgeçtiği oranda özgürleşir. Ve elbette gençken vazgeçmek insanı daha cesur ve özgür yapar. Bu satırların yazarının onbeş yaşından beri vazgeçtiği yaşanmış ve yaşanabilir şeyler o kadar çok ve toplum nazarında o kadar önemli şeylerdir ki, toplumda insanlar onlar uğruna bütün kutsal değerlerini çiğniyor. Makam edinmekten şöhret olmaya kadar… Türkiye nüfusunun üçte ikisinin canını dişine takarak makam edinmeye koştuğunu ve üçte dördünün de şöhret olmak için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu düşünürsek bu durum azımsanamaz. Evet, vazgeçen insan özgür insandır kendi önemine bile eyvallah etmez.
Hayat vazgeçemeyen insanların ağırlığından yaşanmaz hale geliyor…