Vatandaşlık Uygulaması Yanlış Yolda (1/2)

Abone Ol

Hâlâ daha Rum dan medet uman kişilerin uygulamaya

koydukları ve ısrarla sürdürmek istedikleri vatandaş yapmama politikaları,

özellikle de Türkiye den gelen kardeşlerimizi ve soydaşlarımızı dışlamak, bu

topraklara yerleşmelerini önlemek için önlerine engel çıkartma uygulamaları,

birçok insanımızı ve aileyi mağdur etmekle kalmıyor, hem nüfusun az olması

ekonomimize olumsuz etki yapıyor, hem de Rumlarla nüfusumuzu eşitlemek şansını

kaçırmamıza neden oluyor. Nüfusumuz Rumlarla eşit olsaydı bugün müzakere

masasındaki konumumuzun çok daha farklı olacağını söylemek gereksiz aslında

Maalesef Rumlardaki megalomani duygusu, aramızdaki bazı

insanımızda da fazlasıyla var. Sanki de bizler arî ırk, KKTC de dünyanın en

medeni ve gelişmiş ülkesi havasındayız, etrafımıza bakıp nerede olduğumuzu

anlamak lütfünde ve zahmetinde bulunmayız

Oysa Sadece Türkiye ye bakmak yeterli ne kadar geride

olduğumuzu anlayabilmek için Hükümet yönetiminde, iş veriminde, özel sektörde,

altyapıda, eğitimde ve sağlık hizmetlerinde Türkiye ile aramızda en azından 30

yıllık bir farkımız, geriliğimiz var.       

Biz hâlâ daha yetişmiş insanları bile vatandaş yapmamak

için, olası her tür bürokratik zorluğu büyük maharetle kuralların, yasaların,

tüzüklerin ve emirnamelerin içine koymuşuz. Başvuran herkesi anında

reddedebilmek için kendimize, havadan sudan gerekçelerle olanaklar

yaratmışız. 

67 yıllık hayatımın içinde önce İngiliz vatandaşı, sonra

da sırası ile Kıbrıs Cumhuriyeti, Geçici Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe

Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı oldum. Yüksek öğrenim

yıllarım hariç geri kalan yıllarımın tümü Kıbrıs adasında geçti. Mücahitliğimi

1970 yılında Mağusa Sancağı nda yaptım, 1974 Mutlu Barış Harekâtı na da

katıldım. Barış Harekâtı sonrası yapılan ilk genel seçimlerde milletvekili

seçilip Meclis e de girdim.

İkinci evliliğimi yaptığım eşim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.

Evlilikten dolayı ikamet başvurusu yaptık. Benden, daha

doğrusu bizden 7 tane ayrı, her biri yüz karası ve saçma sapan içerikleri olan

evrak istendi. Maksadın zorluk çıkartmak olduğu çok belli oluyordu bu istenen

evraklardan. Belli ki hastalıklı beyinler hazırlamış bu evrakları, yurt

dışından gelip bu ülkeyi vatan seçen kişileri vatandaş yapmamak, ikamet

vermemek için.

 Karımdan, beni

geçindireceğine dair tasdik memuru (noter) onaylı garanti yazısı istedi

Muhaceret Dairemiz. Üstelik bir de çiğ bir şekilde, Ne bilelim biz, belki de

danışıklı naylon evlilik yaptınız diyerek, Uuuuuu, biz çok gördük böyle

evlilikleri aşağılamasını da cümlenin sonuna ekleyerek

Aklımdan, Eğer bana böyle davranıyorlarsa, Anadolu dan

gelen insanımıza kim bilir nasıl aşağılayıcı ve itici bir şekilde

davranıyorlardır düşüncesini de geçirdim ister istemez.

Bir profesör, tanınmış bir KKTC vatandaşı,

Cumhurbaşkanı nın Danışma Kurulu Üyesi ve eski bir milletvekili olarak kendi

kendime torpil yapıp müdüre veya müsteşara gidemez miydim, ilgili bakanı

devreye sokamaz mıydım. Elbette hepsini yapabilirdim ama o vakit kendi

inançlarım ve yaşam disiplinimle ters düşerdim. Bu nedenle de yapmadım. Ne

bakanı aradım, ne müsteşarı, ne de müdürü. İçimden de, Canınız cehenneme, al ikametini

çal başına diyerek ayrıldım, daha doğrusu eşimle ayrıldık oradan.

İçişleri Bakanlığı na

gidip evlilik cüzdanımızı verdik, evlendiğimizi bildirdik hepsi o kadar. Şimdi

Ercan dan giriş çıkış yaparken pasaportumuza ilaveten bir de evlilik cüzdanını

gösteriyoruz, hastalıklı beyinlerin ürettiği hastalıklı kurallardan dolayı

(Devam edecek.)