Vatandaşa hamaset ABD'ye teslimiyet

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

HÜKÜMET baştan beri içte ve dışta farklı söylemler geliştirdi. Hem Türkiye’deki halkı arkasına almaya; hem de ABD, AB, İsrail gibi ülkeleri memnun etmeye çalıştı. Vatandaşın rahatsız olduğu noktalarda dış ülkelere meydan okudu; demediğini bırakmadı. Fakat son tahlilde İsrail’i “dost”; ABD’yi “stratejik ortak”; AB’yi “medeniyet projesi” olarak görmekten vazgeçmedi. Bu yüzden sık sık tutarsızlıklar ortaya çıktı. Halka karşı hamaset dilini kullanıyor; icraatı İsrail, ABD, AB için yapıyordu.

Dış ülkeler hükümetin kendilerine karşı kullandığı sert dile büyük ölçüde alıştılar. Hillary Clinton ABD Dışişleri Bakanı iken gazeteciler sordu: “Türkiye Başbakanı size meydan okuyor; bağırıp çağırıyor; ne dersiniz?” Clinton, devletinin hedefini gözeten üslupta cevapladı: “Biz, Sayın Başbakan’ın üslubuna, bağırıp çağırmasına değil; bizimle çalışıp çalışmadığına bakarız.”

ABD’nin, Ortadoğu başta olmak üzere, dünyayı kontrolüne almaya çalıştığı biliniyor. Türkiye de oltasını attığı ülkeler arasında. Türkiye’nin askeri gücü ve savunmasını NATO aracılığıyla; eğitimini Fulbright Eğitim Komisyonu eliyle kontrol ediyor. Yeniye kadar ekonomiyi İMF’yle kontrol ediyordu. Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyareti ile birlikte kontrolün kapsam alanı iyice genişledi. Yapılan anlaşmaya göre; başta ekonomi olmak üzere, tüm bakanlıklara danışmanlık yapmak adına McKinsey şirketi kontrol edecek.

Türkiye’nin bütün bilgilerinin ABD’li bir şirkete emanet edilmesi çok tehlikeli bir gelişme. Ciddi bir hükümet zafiyeti! Türkiye 1 asırdır devleti denetleyecek kadrolar yetiştiremedi mi?

MCKİNSEY ŞİRKETİ NEDİR?

MCKİNSEY dünyada en pahalı danışmanlık hizmeti veren ve ABD yönetimiyle iç içe çalışan bir şirket. Türkiye’de de şubesi var. Ankara Ofisi’nin yöneticiliğini Beşir Atalay’ın damadı Ali Üstün yürütüyor. Bu şirket, 2001 krizinde Özelleştirme İdaresi’ne danışmanlık hizmeti verdi. 2003’ten itibaren devletin en kâr getiren TELEKOM, Tekel, SEKA gibi toplam 60 milyar tutan devlet kurumlarının özelleştirilmesinde büyük rolü var. Danışmanlığını yaptığı ülkelerden çok, ABD’ye hizmetiyle tanınıyor.

Geçtiğimiz hafta, Türkiye ekonomisinin düzene sokulması işi McKinsey’e verildi. Hizmet verdiği ülkelerde skandallarıyla, ülkeyi daha kötüye götürmesiyle tanınıyor.

Türkiye’nin bir anda böylesine garip bir gelişmeyle tanışması oldukça düşündürücü! Her fırsatta milletinin emrinde olup ülkeyi halkla birlikte yönettiğini söyleyen bir hükümetin sürpriz bir olayı önümüze koyması hayret verici! Milli iradenin temsilcisi TBMM’de müzakere edilmedi; üniversitelerden görüş alınmadı; halka sorulmadı. Son kararı cumhurbaşkanı versin ama, bu kadar önemli bir olayda ön hazırlık yapılması gerekmez miydi?

Türkiye devlete danışmanlık yapacak uzmanlar yetiştiremiyor mu? 200’e yakın üniversite ne işe yarıyor? Türkiye’nin geleceği, bizi yok etmeye azmetmiş bir ülkenin şirketine emanet edilir mi? Bundan sonra Türkiye’ye kimse bir ad koymasın. Son uygulamayla bu ad ortaya çıkmıştır: “Şirketokrasi.”

Yapılan iş “danışmanlık” değil, Türkiye’nin ipotek edilmesine hazırlıktır. TC’ye kayyum atanmasıdır.

MCKİNSEY İFLAS GETİRİR

OLAYI hangi yönden ele alalım. Türkiye ciddi bir krizin içinden geçerken yabancı bir şirkete astronomik ücretle “danışmanılık”(!) yaptırılması ne kadar mantıklı? Bu atmosferde, ülkeyi düşmanımız bir ülkenin denetim ve kontrolüne sunmanın riskini kim üstlenecek?

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Türkiye’de hiç ekonomist kalmamış gibi, ABD’li bir şirkete danışmanlık yaptırılmasını eleştirdi. Bu şirketin ABD’nin menfaatlerini her şeyin üstünde tuttuğunu anlattı. “Allah size akıl, fikir versin” diyerek uyardı: “İMF’ye gitmeyin, dedik; daha kötüsüne teslim oldular. Elin gâvurundan Türkiye’ye hayır gelmez. Türkiye onlara rapor verip talimat alamaz. Dünyada hiçbir devlet bir şirkete teslim edilemez.”

McKinsey şirketi ABD yönetimiyle özdeşleşmiş. Beyaz Saray’da üst düzey ilişkiler içinde. Devletin işleyişinde önemli bir role sahip! Uluslararası sorunlarda devletlerden daha fazla inisiyatif alabiliyor.

McKinsey’le anlaşma, Osmanlı’nın 1881’de dış borçlarla ilgili olarak Düyun-u Umumiyye’yi kurmasına benziyor. Bu girişim Osmanlı’nın yıkılışını hazırladı. McKinsey anlaşması da, borçlu olduğumuz ülkelerin Varlık Fonu’ndaki kurumlara el koymasıyla sonuçlanabilir. Çok dikkatli olunması gereken bir nokta!

Sayıştay’ın, devletin harcamalarını denetlemesine razı olmayan hükümet; Türkiye’nin denetimini, can düşmanımız bir ülke ile birlikte çalışan yabancı bir şirkete nasıl emanet edebiliyor? Bu durum devlet sırlarının düşmanlarımıza verilmesi, yetişmiş ekonomistlerimize güvenememe ve hükümetin devleti yönetememe acziyetinden başka nasıl izah edilebilir?