Vatandaş borçlandıkça banka kârları artıyor

Abone Ol

Geçtiğimiz Perşembe günü bir haber dikkatimi çekmiş, haberin

çıktığı gazeteyi kenara ayırmıştım. Haber, “Türkiye’de bankacılık Avrupa’dan 22

kat kârlı” başlığı altında veriliyordu. Bankalara da bir ticari müessese olarak

bakmak, kâr edilmesinin yadırganacak bir yanının olmaması gerektiği

söylenebilir. Hemen belirteyim ki ülkemizdeki bankaların çok yüksek kâr elde

ettiği haberini şaşırdığım için bir kenara ayırmış değilim. Bunu zaten

bankaların belli dilimlerle açıkladıkları kârlarından biliyoruz. Ancak, her

fırsatta kredi kartı faizlerinin artması talebinde bulunan bankaların ne kadar

kâr elde ederlerse etsinler tatmin olmadıkları görülüyor.

Peki, bankaların yüksek kârlar elde etmeleri ne anlama

geliyor İnsanımızın refah seviyesinin yükseldiğini, ekonominin çarklarının iyi

döndüğünü mü yoksa bu gidişin pek hayra alamet olmadığını mı gösterir

İsterseniz bu sorunun cevabına geçmeden Star gazetesinde

Perşembe günü yayınlanan Hüseyin Özay imzalı haberden bir detay verelim.

Haberin başlığı altında, “Yabancıların Türkiye’de bankacılığa koşmasının nedeni

ortaya çıktı. Bir banka patronu 10 bin dolar sermayeye karşılık Avrupa’da 12

dolar gelir sağlarken, Türkiye’de kazanılan gelirin 266 dolara ulaştığı

belirtildi.” Yani Avrupa’da 12 dolar kazanılırken ülkemizde 266 dolar

kazanılıyor. 12 dolar nere 266 dolar nere. Böylesine yüksek kâr elde edilen bir

ülkede banka sahibi olmak için küresel sermaye sahipleri koşmazlar mı

Bu yüksek kâr nasıl kazanılıyor Ülkede yatırım hızla artıyor,

buna paralel olarak üretim ve insanımızın refah seviyesi mi yükseliyor

Bankaların yüksek kârının sebebi bunlar değil. İnsanımızın sürekli olarak

borçlanması, borçlanmak zorunda kalışı bankaların kârını artırıyor. Sistem öyle

bir noktaya gelmiş ki, bankalar verdikleri borcun önemli bir kısmını tahsil

edemeseler; batıkta kalsa bile kârları yüksekliğini koruyor. Çünkü kredilere

uygulanan faiz oranları ne kadar düşük gösterilirse gösterilsin, çeşitli

kalemler altında tüketiciden alınan peşin paralar kredinin maliyetini tüketici

açısından yükseltiyor. Bu da bankaların kârlarının artması anlamına geliyor.

Bunun yanında kart sahiplerinden tahsil edilen aidatlar da bankalar için ayrı

bir gelir kaynağı olmaya devam ediyor.

Bu noktada dünkü Radikal gazetesinde, “Saniyede 3 bin 146

lira borçlandık” başlığı atında yayınlanan haberden kısa bir aktarma yapmak

istiyorum. Haberde bir önceki yıla göre 2012’de vatandaşın bankalara olan borç

miktarı 40,9 milyar TL artmış. Yani tüketici, konut, taşıt, ihtiyaç kredisi ile

kredi kartı borcu ve tüketici finansmanı adı altında insanımızın 2011’de

kullandığı kredi miktarı yaklaşık 224,5 milyar lira iken bu rakam 2012’de 265,5

milyar liraya yükselmiş. Yani vatandaşın bankalara olan kredi borcu her sene

bir önceki yıla göre artıyor. Bu borçlanma ile yaşamak nereye kadar gider

İnsanlar buna ne kadar dayanabilir bilinmez ama insanımız borçlanmaya ihtiyaç

duydukça bankaların kârı artıyor. Hem de bu kâr artışının kredi kartı ve

tüketici kredilerinde batak miktarı geçen sene 7 milyar 730 milyon liraya

ulaşmasına rağmen. Öyle ise bankacılık sisteminde bir çarpıklık söz konusudur.

Bu çarpıklığın düzeltilmesi mümkün olabilir mi İktidar sermaye sahiplerine

sözünü geçirebilir, verilen kredilerden çeşitli adlar altında tahsil edilen

paralara son verilebilir mi İktidar zaman zaman harekete geçiyor ama

bankaların, daha doğrusu sermaye sahiplerinin direnmesi karşısında geri adım

attığı düşünülürse vatandaşın fakirleşmesi pahasına bankalar zenginleşmeye

devam edecek demektir.