Fert başına düşen milli gelir kâğıt üzerinde giderek
yükseliyor, enflasyon tek haneli rakamlara geriliyor, Başbakan’ın
açıklamalarına göre asgari ücret ile 10 yıl önce alınabilen ekmek ve tüp sayısı
bugün birkaç kat artmış. Daha pek çok rakam sıralamak ve ekonominin dünyanın
güçlü ekonomileri arasına girdiğini söylemek mümkün. Ben sadece hayatın bazı
alanlarında yaşananlara dikkat çekmek istiyorum. Bunu yaparken de derdim felaket
tellallığı yapmak değil. Maksadım ne olursa osun yöneticilerin eleştiriye
tahammülü olmadığını da biliyorum. Ama birilerinin de çıkıp ‘kral çıplak’
demesi gerekiyor.
Hemen belirtelim ki, enflasyon rakamları ve faiz oranlarının
düşüyor olması alkışlayacağımız bir gelişmedir. Faiz oranları ve enflasyon ne
kadar düşerse bizim yıllardan beri savunduğumuz bir hususun gerçekleşmesi
anlamına gelir ki bunu sadece alkışlarız. Ancak, faizlerin düşmesine karşılık
küresel sermaye ülkemizi en çok kazandıran bir ülke olarak görüyorsa sağlıklı
bir yapıya sahip olmadığımızı söylemek mümkün. Açıklanan faiz oranlarının çok
üzerinde bankalar gelir elde ediyorlarsa, verdikleri kredi karşılığı gereksiz
ve hukuksuz bir takım uygulamalar yoluyla tüketiciye verdikleri krediyi pahalandırıyor,
bunun karşısında devlet adım atamıyorsa sistemin bankalara teslim olduğunu
söylemek yanlış olmaz.
Bankaların işleyişi ve vatandaştan aldığı haksız
uygulamalara birkaç örnek sıralamak istiyorum. Gelinen noktada bankalar, ‘En
önemli gelir kalemimiz kesilmesin’ diyerek hizmet ve komisyon ücretlerinin devamını isterken, Gümrük ve
Ticaret Bakanı Yazıcı bankaların tüketiciyi istismar ettiğinden şikâyetçi.
Bakan’a göre bu istismar kalemlerinin bazılarını şöyle sıralamak mümkün;
kredilerde uygulanacak faiz oranlarına ilişkin, ilan ve reklâmlarda tüketici
doğru bilgilendirilmiyor. Bir reklâmda yüzde 0.89 faiz oranıyla kredi
verileceği belirtilirken, ücret ve komisyon tutarlarının faiz maliyetine
eklenmesi ile faiz oranı aslında yüzde 1.50’ye ulaşıyor…
Tüketici kredilerinin kullandırılması sırasında tüketiciye
bilgisi dışında işsizlik sigortası yapılıyor. Hatta işsizlere, emeklilere ve
kamu çalışanlarına bu sigorta yapılıyor.
Mevduat hesabını işleten tüketiciden ‘hesap işletim ücreti’,
belli bir süre hesabı hareket görmeyen tüketiciden de ayrıca ‘hesap
işletimsizlik ücreti’ alınıyor.
Yani bankalar köprünün başını tutmuş, Deli Dumrul misali
köprüden geçenden de geçmeyenden de ücret tahsil ediyor. Bunun bankalara
getirisi ise yıllık 15 milyar TL, İyi para değil mi Bu arada bankaların batık
tüketici kredisi miktarı 7 Aralık itibariyle geçen yıla oranla yüzde 28,3
artarak, 4 milyar 31 milyon lira.
Batık kredi kartları da yüzde 12 artarak 3 milyar 788 milyon
liraya ulaşmış durumda.
Bu kalemleri toplam tüketici kredilerindeki artış miktarları
ile çoğaltmak mümkün.
Verilen rakamlar insanımızın giderek bankalara muhtaç hale
geldiğini, ancak borcunu ödemekte zorlandığını gösteriyor. İnsanımız açısından
tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen bankların çok yüksek kâr ediyor olmaları ve
bununla övünmeleri ekonominin sağlıklı olmadığını göstermez mi
Bu arada büyümedeki gerileme, bazı alanlarda ciddi oranlarda
üretim düşüşü yaşanması gibi hususlar tüm iyi niyetli yaklaşımlara rağmen
geleceğe bu yapı ile iyimser bakmayı engelliyor. Son bir rakam daha vermek
istiyorum. Yapılan açıklamalara göre, geçen yıla göre kamyon satışlarında da
yüzde 20 azalma yaşanıyor. Kamyon taşıma demek, taşıma üretime bağlı olduğuna
göre ekonomideki daralmayı bu rakamlarla da görmek mümkün.
Sözün özü, banka sistemine ve faize dayanan bu ekonomik
sistem ile geçici rahatlamalar sağlansa da sonu karanlık. Sistem değişmeden
insanımızın milli gelirden adil pay alması ve rahata kavuşması mümkün
görünmüyor.