Vatan bütünlüğü

Abone Ol

Dünya eski dünya değil. İnsanlığın yaşama alanları sınırlı. Emperyalizm insanlığı emekleriyle ve kaynaklarıyla birlikte sömürürken dünyayı kendisine dar ediyor. Soluk aldırmıyor. Yaşama alanını sınırlıyor. Yani hayatın sınırlarını onlar belirliyor. Yaşanılan sınırlarda insanların yaşama alanı daralınca huzursuzluk, karmaşa ve çatışmalar kaçınılmaz oluyor.

Son İran Direniş gerçeği insanlığa çok şey gösterdi. Müslümanlar açısından örnek ve değerli. Dışarıdan bakılınca baskı ve acımasız bir yönetim tarzının olduğu, insanların soluk bile alamadığı bir görünüm olduğu sanılıyor ya da seziliyordu. Kimi olaylar ise bunu tanıtlıyor gibiydi. Fakat ülke bütünlüğü, emperyalizm saldırıları söz konusu olunca bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Liberallerin, modern yaşama tutkusu olanların, uçlardakilerin ve kimi kesimlerin elbette ki rahatsızlıkları var. İdeolojik ayrışmalar, mezhep olgusu, ırk gibi etkili unsurlar da söz konusu iken.

İran Direniş’i yepyeni bir anlayış ortaya koydu. Bütün kesimler ön koşulsuz ve kaygısız birleşti. Yurt dışına kaçanlar ülkelerine döndü. Yargılanıp mahkûm olanlar döndü ve affedildiler. Orada yepyeni bir süreç başladı. Sadece bununla kalınmadı, özellikle Müslümanlar için iyi bir örnek oldu. Böyle olmasına karşın fitne kazanı ortalığı bulandırmak, sisten geçilmez kılmak için türlü bahaneler üretir, olayı veya durumu bambaşka alanlara çeker. Bu durumu bile önemsizleştirir.

Vatanın bütünlüğü çok şeyin üzerindedir. Bizim ırkçı muhafazakârların, milliyetçilerin hayata bambaşka bakış açıları bulunuyor. Dini konuları dünyevi kimi durumlarla özdeş kılarak insanın hem düşünme alanını hem de yaşama alanını sınırlıyorlar. “Vatanı sevmek imandandır” gibi saçma ve uydurma bir hadisi dayanak yapıyorlar. Söz konusu hadis olunca insanlar önkoşulsuz bağlanıp iman ediyorlar. Oysaki bir zamanlar bizim için vatan olan topraklar elimizden çıktı. Bugün bile Balkanlar’daki birçok kent Osmanlı kenti özelliğini taşıyor, artık bizim değil o bölge insanlarının vatanıdır. Orayı bırakalım Suriye, Musul ve Kerkük gibi çok daha sıkı bağları olan beldeler de apayrı ülkelerdir ve onların yaşayanları bulunmaktadır. Onlar hakkında bir talepte bulunmak sınırları zorlamaktadır. Buna zaten güçleri de yetmemektedir. Turgut Özal zamanında Nahçıvan, Türkiye’ye gönüllü olarak dahil olmak istedi, ellerinin tersiyle itildi.

Nahçıvan, o halkın ülkesi ve beldesidir. İman edilen bir toprak kesimi elden çıkınca hangi akideye dahil olacak? Tabii ki bu da önemli bir sorun. Biz öncelikle kendi ülkemizin sınırları dahilindeki bir bütünlüğü bile yeterince sağlayamamışken, birbirimizi yiyorken, birbirimizi tüketiyorken, Allah korusun bir olayla yüzleşildiğinde nasıl bir duruma düşüleceğini düşünmek bile istemiyoruz.

Emperyalizm soluk aldırmıyor diyoruz, ki şu sıra NATO toplantısı ülkemizde yapılacak. Günlerdir toplantı yapılacak diye hemen bütün kesimler tarassut altında, korkunç bir gözetleme ve kuşatma var. Yani ülkemizde biz bizimle bile rahat olamıyoruz.

İdeolojiler dönemi bitmiş, o kalıntılar üzerindeki kesimlerin farklı düzlemlerdeki çekişmeleri daha çok çıkara ve paylaşıma dair bir duruma gelinmiştir. Elbette ki yaşama biçimleri de etkilidir. Özgürlüklerin kendi bağlamlarında sınırsız olarak yaşanma tutkusu duygusu ağır basmaktadır.

Bu milletin ortak duyguları tükenmemiştir, ayrışmalar uçlara taşınsa bile her hâlükârda bir biçimde bir yerlerde buluşabiliyor. Bir araya gelinip bir çay içilebiliyor, sohbet ediliyor. Ortalığı bulandıranlardan uzak durmak, onları kendi kendine bağırıp çağıranlar durumuna düşürmek aklı başında insanların yaklaşımı olmalı.

İran örneğinde olduğu gibi halkların, kesimlerin ülkesinin bütünlüğünü sağlayacak her insanın bir gönül erine dönüşmesinden daha hayırlı ne olabilir?