Varto 1966-Elbistan 2023 yara aynı yara yüreğimizi yara yara

Abone Ol

19 Ağustos 1966’da Varto depremiyle sarsıldığında ülkemiz, ortaokul yaşı basamaklarındaydım. Yardım için koşan çarşı esnaflarının radyo haberleri dolayısıyla suskun, yorgun yüzlerinin fotoğrafları var hafızamda. Onlar, vergi kayıtlarında küçük esnaftılar, babam dahil.

O günlerde neşredilmiş muhalif bir dergiyi kaynak alarak yazacağız Varto depremini. Deprem, depreme mi benzer, şehirler şehirlere mi benzer; yöneticiler, yöneticilere mi benzer? Karar sizin.

“Acı

Doğu yine sarsıldı. Tanrı, beş on yıl aralık verip sarsıyor Doğu’yu... Niçin bu amansız sarsış? Devlet babayı uyandırabilmek için mi?

Damlar çöküyor, binler ölüyor, devlet baba yine uykuda.

Ne uykusu bu? Mezar uykusu böylesine derin, böylesine duygusuz olmaz.

Haberler geliyor Doğu’dan: Ekmek istiyorlarmış, su istiyorlarmış ve kazma istiyorlarmış.

Demek Doğu’da ölülere mezar açacak kazma bile yok.”

Ay sonundaki sayısına ancak yetiştirilen ve bir kibrit kutusu büyüklüğündeki bir alanda yazılanların yarısıdır bu cümleler...

“Gazetelerin verdiği haberlerden öğreniyoruz ki; TBMM Başkanı, bir Moskova yolculuğundan yeni gelmiş ve bir Bulgaristan seyahatine yeni çıkmıştır.”

Bahse konu kişi, AP iktidarının, kolay şöhret yolu tutan diye de tanımlanan Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’dir. Muhalif yazar ona hitap ediyor:

“Sayın Başkan, Doğu illerimizde bir deprem oldu. Nice köyler toprak altında silindiler.

Üç bin insan kefensiz, mezarsız yatıyor. Kışı dehşet içinde bekleyenler var. Kar yolları kesmeden, bir milletvekilleri topluluğu başında, milletin arasına, sizi seçenlerin arasına gitmek, meşhur zekanızı okşayacak bir düşünce değil midir?”

Rövanşı bakın nasıl aldı, o günkü sağcı hükümetten, bugünün Cumhur İttifakı.

10 ilimizin yıkıldığı 6 Şubat depreminin akşam saatlerinde AKP Sözcüsü Ömer Çelik konuşuyor: “Cumhur İttifakı olarak hepimiz sahadayız. Hem AKP Genel Merkezi, hem MHP Genel Merkezi milletvekillerimizi, üyelerimizi bölgelere gönderdik.”

Rövanş dememiz boşuna değildi; zira “Sahadayız” diyordu AKP Sözcüsü Çelik.

“Cumhur İttifakı olarak” hepsinin sahada olması galiba tek avantaj. İçişleri Bakanı Sayın Soylu”nun “Biz İstanbul depremine hazırlanmıştık” demesi ise, deplasman duygusundan kaynaklı olmalı.

Bugün “Saha” sayılırken 10 ilimizin haritası, o gün Varto, atlatılacak Varta sayılmış, sevimsizce.

14 Eylül sayısında durum/hal/vaziyet özetlenirken, Varto, kötü bir espri malzemesi olmuş.

“Varta

Varto yıkıldı. Hükümet dört yüz milyon lira ayırdım, diyor. İçeriden, dışarıdan para yağmakta. Ama henüz yardım eli değmemiş köyler var... Ve kış geliyor.

Varto, Demirel iktidarı için bir varta.

Vartanın atlaması, Varto’nun kurtulmasına bağlı.”

Günler geçiyor depremin üzerinden. Korkulan kışa doğru iki ay daha geçiyor. Muhalif dergi, yazdığı haberle, Cumhuriyet’in bütün hükümetlerini sorguluyor:

“Türkçe

Varto’dan getirilen 20 kimsesiz çocuğa Türkçe öğretilecekmiş.

–Deprem bölgesinde hâlâ yardım ekiplerinin gidemediği köyler var.–

–Yapılan yardımlar deprem bölgesine giremiyor– diye veryansın eden gazeteler yazıyor bunu: Varto’dan getirilen 20 çocuğa Türkçe öğretilecek!

Kuzum, 43 yıldan beri Türkçe’nin giremediği Türkiye’nin Varto’suna yardım ekibi, kurtarma ekibi nasıl girsin?”

Yardım deyince, bu haberin sayısında yayımlanan bir karikatürle, o günlerde yaşananların görsel belgesini de sunalım.

Bugün tartışılan konteynerlere, kurma ev diyorlarmış; bunu da öğrendik.

Bir hafta sonrasında ise, Vartoluların Ulaştırma Bakanı’na “İstifa, istifa” diye bağırmaları yazılmış. Sayın Bakan herhalde Varto’ya gitmiş olmalı.

Varto depreminin tam iki ay sonrasına, 19 Ekim tarihli Varto haberine geçmeden, AKP iktidarlı yakın tarihimizden dudak uçuklatan bir savunma şeklinin o yıllardan kazanılmış politik bir taklit olduğunu vurgulamalıyız.

2004 yılını hatırlayın. AKP iktidarındaki tren kazalarının ilki Pamukova’da yaşandığında ve 41 insanımız öldüğünde, Ulaştırma Bakanı olan Sayın Binali Yıldırım’ın aynen şöyle dediği duyurulmuştu kamuoyuna.

“Niye istifa edeyim. Treni ben mi kullanıyorum.”

Bu kaçış dahi kopya imiş.

Muhalif derginin haberini okuyoruz:

“Karma fasıl

Deprem bölgesi halkı: Soğuklar başladı, kış bastırmak üzere... Vadedilen yardımlar elimize geçmedi, diye bağırıyor.

Jandarma himayesinde köylülerle konuşan İmar ve İskan bakanı: Ne yapalım yani? Varto’yu ben mi sallayıp yıktım? Çalışmalarımızı beğenmezseniz, kendinize yeni bir hükümet bulursunuz. Diye bas-bariton bir sesle koroya katılıyor.

Varto Kültür Derneği gazetelere “İmdat” telgrafları çekiyor, hükümete göre yardımlar günü gününe felaketzedelere veriliyor.

Vartolulara göre, karaborsacıların eline geçen yardım malzemeleri yerini bulmuyor. Hükümet yetkililerine göre yardımlar halk arasında adilane dağıtılıyor.”

Bu satırlara kadar rastlamadığımız Kızılay adını, Muzaffer İzgü’nün aynı sayıdaki “Varto’dan mektup var” başlıklı hikayesinde bulduk. İşte o kısım:

“Radiyodan duymuşsunuzdur herhalde, hepimize çadır virildiğini. Radionun dediği doğru gardaşım. Sağ olsun hükümet, otuzumuzu bir çadırın içine sokarak, Kızılay çadırlarının bir felaket anında en çok kaç kişi alabileceğini hesaplamış oldu.”

Devletimiz depremin yaralarını Demirel’in başbakan olduğu AP hükümetiyle, anlatıldığı şekilde sararken, karikatürleştirilen siyasi haberler de veriliyor o muhalif dergide.

Başkent sosyetesinin hanımları, Varto’ya selam göndermeye karar vermişler, notunun hemen üstündeki bir karikatürde, Demirel, Niksar’da nutuk atarken çizilmiş.

“Vatandaş korkmamalıdır!”

Bir başka gün, bir başka şehirde, mesela partisinin Bursa kongresinde de haykırır Başbakan Demirel:

“Milletin direnme hakkı vardır!”

Değişik zaman aralıklarında, değişik sayfalarında bir muhalif derginin, bu Demirel cümlelerini klişe gibi kullandığını bugün görüp okuyorken, hüzünlenmeyi yine o derginin başka bir haberine saklıyoruz.

1966 yılının son haftasında yayımlanan Varto ile alakalı son haberimiz, bu toprakların insanının içini yakan acılıkta.

19 Ağustos 1966’da meydana gelen Varto depremi dolayısıyla bir muhalif dergiden (AKBABA-1966) aktardığımız bilgilere, haberlere, yaşamışlıklara, Konya topraklarından seslenen İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükan’ın, günümüzün not edicilerine karşı kerameti sayacağımız dört kelimelik cümlesini bayrak yapıyoruz.

“Memleketin katibe ihtiyacı yok!”