Varşova: Alın size işte yeni Ortadoğu

Abone Ol

Malumunuz Varşova denildiğinde akıllara ilk gelen Soğuk Savaş’tır. NATO karşısında Demir Perde ülkelerinin bir araya gelerek oluşturdukları birliğin adı Varşova Paktı idi. Şimdilerde Varşova’nın adı başka birlikteliklerle anılır oldu. 14 Şubat’ta Türkiye, Rusya ve İran’ın bir araya geldiği Soçi Zirvesi’nin olduğu gün, 13-14 Şubat tarihlerinde ABD tarafından Varşova’da başka bir toplantı düzenlendi. Toplantının konusu Ortadoğu idi. Amerika ve Polonya öncülüğünde gerçekleşen bu toplantının ilan edilen gündemi “Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik” olarak açıklandı. Ancak toplantıya katılan herkesin bildiği şekliyle gündemin merkezinde İran vardı. Toplantıya bakan düzeyinde katılan ülkeler; S.Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Fas, Tunus Umman, Yemen, Ürdün ve Mısır oldu. Netenyahu’nun da toplantıda olduğunu ifade edersek, ABD’nin toplantıyı hangi amaçla kurguladığını daha net anlamış oluruz. Netenyahu’nun, “Arap ülkeleri, İsrail’le oturup ortak çıkarımız olan İran’la savaşı/mücadeleyi tartışacak” diye açıkladığı amaç, ‘Barış ve Güvenlikten’ ne kastedildiğini açıkça ortaya koydu.

Trump’ın P5+1 ülkelerinin İran ile yaptığı nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra, aralarında İran ile ilgili yöntem farklılığı bulunan Avrupa ülkelerinin, özellikle Almanya ve Fransa’nın bakanlarıyla temsil edilmemeleri, ayrıca İngiltere’nin de bakan düzeyinde katılmasına rağmen, köşe kapmaca oynar gibi görünür olmamaya dikkat etmesi toplantının akıllarda kalan önemli bir ayrıntısıydı. Bunun yanında ABD’nin de toplantıya Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo seviyesinde katılmış olması, toplantının Amerika açısından ne denli önemli olduğunun göstergesiydi. Türkiye elçi düzeyinde katılarak bir anlamda Varşova ve Soçi arasında denge kurmaya çalıştı. Rusya, Çin, Irak, Filistin ve Lübnan toplantıya katılmadı. İran zaten davetli değildi. Aslında Astana ile başlayan süreç bir anlamda İran’a da uluslararası alanda önemli bir katkı sağladı. Yani bir tarafta Amerika tarafından Ortadoğu’yu İsrail merkezli bir yol haritasıyla yeniden dizayn etmeye çalışan Trump yönetimi var. Diğer tarafta da Türkiye, Rusya ve İran’ın Suriye merkezli olmak koşuluyla atmak istedikleri bazı adımlar var. Tabi Türkiye’nin yaşadığı kafa karışıklıkları zaman zaman sürecin nasıl devam edeceği yönünde zihinlerde soru işaretleri oluşturmuyor değil. Yani Türkiye ABD ile “Güvenli Bölge” konusunda zemin yoklarken, Amerika’nın Suriye’den asker çekeceğini zannederek Trump ile ilişkileri korumaya çalışıyor. ABD tarafından son yapılan açıklamayla da 400 askerin sürekli Suriye’de kalacağı bilgisiyle beraber, Trump’ın ilk çekilme sözüyle zafer naraları atanların elleri bir kere daha boşta kaldı. Oysa bütün bu tartışmaların tamamının boş alanda top çevirme olduğunu görmemek mümkün değildi. Hadi topu ayağında tutan biz olsak, zaman kazanma hedefiyle planlı olarak bunu yapma hedefiyle hareket etsek bu durumun anlaşılır bir tarafı olabilirdi. Gel gör ki, ABD Varşova toplantısıyla varlığını bütün Ortadoğu’ya yaymaya, kurmaya çalıştığı oyunla, İsrail’i güvende tutmak için her şeyi kontrol etmeye çalışıyor. Tam da bu noktada Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı ile başlayan süreçlerin bizleri nerelere getirdiğini hep birlikte iyi düşünmemiz gerekir. Varşova’ya katılan İslam ülkelerini analiz ettiğinizde BOP’un etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden Müslümanları nasıl bölüp yönettiğini ve kendisine mecbur ettiğini daha iyi anlayabilirsiniz. Amerika orkestra şefliği yapacak, İslam ülkeleri ise birbirlerinin kuyusunu kazacak. ABD’nin Varşova toplantısında vermeye çalıştığı mesaj tam da bu. Alın size işte yeni Ortadoğu.