Varlık onun, fon onun gerisi referandum

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s. a. v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir. Bunun için bizim inancımızda “insanların hayırlısı, insanlar için faydalı işler yapandır” hadisi, önemli bir esastır. Ayrıca “Kim Müslümanların yönetim dâhil her türlü işi ile ilgilenmez ise, o şahıs Müslümanlardan değildir” esası, siyaset erbabına önemli bir nebevi ikazdır. Toplumun idareciliğini üslenen kimseler, bu görevin kendilerine Allah tarafından ihsan edilmiş bir nimet olduğunu bilerek, bu nimeti topluma hizmet yolunda kullanmaları gerekir. Aksi takdirde yöneticiler; “Müslümanların idareciliğini üzerine alıp da, onlar için çalışmayan ve onların saadetini istemeyen bir idareci onlarla birlikte asla cennete giremez.” (Müslim) nebevi ikazın muhatabı olurlar.

Bunun içinde yönetime hâkim olan zihniyetin, toplumun dünya ve ahiret saadetini esas alan bir zihniyet olması gerekir. Zira bütün insanlar, saadet içinde yaşamak isterler. Bu ise ancak, yönetimin ana ilkesinin kin, hırs, intikam değil, Sevgi ve Şefkat olması ile gerçekleşir. 

Türkiye, Lozan anlaşması ile birlikte, hileli yollardan, temeli sevgi ve şefkat olan Milli Görüş yönetiminden koparılmış, bunun yerine temeli kin, hırs, intikam ve zulüm olan batı ürünü Faizci Kapitalist yönetim, ikame edilmiştir. Bu faizci yönetimin görevi, ülkeyi kalkındırmak ve millete hizmet etmek değil, 1. Türkiye’nin aç bırakılması, 2. İşsiz bırakılması, 3. Borca esir edilmesi, 4. Halkın dininden ve inancından uzaklaştırılması, 5. Türkiye’nin bölünmesi, 6. Yumuşak lokma yapılması, 7. Sonunda bu lokmaların İsrail’e vilayet yapılması görevlerini yerine getirmektir. Bu uygulamalar sebebiyle toplum bir türlü aradığı huzur ve saadeti bulamamıştır ve bulması da imkânsızdır. Şimdi bu faizci zulüm düzeni, AK Parti kadroları tarafından yürütülmektedir. AK Parti kadroları, iktidarları döneminde milletin yaşamını rahatlatıcı ve gazını alıcı bir takım hizmetler dışında, işsizliği önleyici, borçları azaltıcı, üretimi artırıcı, israfı engelleyici tek bir icraatın altına imza atmamıştır. Bu, on beş yıllık dönemin karnesine baktığımızda, çıkarılan AB uyum yasaları sebebiyle Türkiye’de büyük bir ahlaki ve manevi yıkım ve yozlaşma yaşanmıştır. Yine millet, uygulanan ekonomik ve vergi politikaları yüzünden büyük bir borç yükünün altına sokulmuş ve maddi darlığa mahkûm edilmiştir. Ülke her geçen yıl, biraz daha borçlandırılmış bu on beş yıllık dönemde faize 702 milyar TL ödeme yapmıştır. Yine bu iktidar döneminde uygulanan yanlış dış politikalar yüzünden Türkiye, ABD, AB ve İsrail şer ittifakının kucağına itilmiş ve bölünmenin eşiğine getirilmiştir. Çözüm sürecinin ülkeyi taşıdığı nokta ortadadır. AK Parti iktidarının hiçbir zaman milletimizin dünya ve ahiret saadetini temine yönelik bir icraatı olmamıştır. Oldu diyenler, iddialarını ispat ile mükelleftirler.

VARLIK FONU 

15 Temmuz 2016 darbe girişimi ile sarsılan Türkiye, milletçe meydanlarda darbeyi kınadığı bir dönemde darbeye maruz kalmış iktidar, sessiz sedasız 19 Ağustos 2016 tarihinde 6741 Sayılı Varlık Fonu Kanunu’nu TBMM’den geçirmeyi başarmış ve 26 Ağustos 2016 Cuma günü 29813 sayılı Resmi Gazetede yayımlayarak yürürlüğe koymuştur. Bu kanuna göre Varlık Fonu kendisine devredilecek olan kamunun bütün sabit varlıklarının sahibi olacak ve yönetecektir. Yapacağı görev ise; 

1. Sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, 

2. Yurtiçinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, yani özelleştirme yapmak,

3. Dış kaynak temin etmek, yani borçlanmak, 

4. Stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek, yani teminat vermek olarak belirlenmiştir.

Bu fon eğer anayasa değişikliği gerçekleşirse Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak faaliyet yapacak ve TBMM, Sayıştay ve diğer resmi denetimden muaf olacaktır. Kanunda var olan denetim ise, fonu idare edecek olan yürütmenin atayacağı görevliler tarafından yapılması ön görülmüştür. Bu denetim şeklinin nasıl bir denetim olabileceğini takdirlere bırakıyorum.

REFERANDUM

Eğer referanduma sunulan bu anayasa değişikliği yürürlüğe girerse olacak olan şudur.

1. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacaktır, böylelikle Varlık Fonu emri altıda olacaktır.

2. Cumhurbaşkanı partili olduğu için partisine ait milletvekillerini kendisi seçecek böylelikle kendi partisinin grubuna hâkim olabilecek ve Meclis’i tek başına seçime götürme hakkı sebebiyle muhalefet milletvekillerini etkileyeceğinden yasama faaliyetlerini de etkileme imkânına tek başına

sahip olacaktır.

3. Bu şartlar altında TBMM güçlü kanun yapma imkânı bulamayacak, getirilen kısıtlamalar sebebiyle de ciddi bir denetim yapma imkânı bulamayacaktır. Ve ayrıca bütçe konusunda da ancak noterlik görevi yapmanın ötesinde bir görevi de bulunmayacaktır. Çünkü Cumhurbaşkanının

gönderdiği bütçenin zamanında kabul edilmemesi durumunda bir önceki yılın bütçesi oranlamalar yapıldıktan sonra zaten yürürlüğe girecektir.

4. Cumhurbaşkanı yargının bütün üst yönetimini neredeyse tek başına belirleme imkânına kavuşacak, böylelikle yargı üzerinde de tak hâkim konumunda olacaktır.

Cumhurbaşkanı bütün bunlara bir referandum kadar yakındır. Varlık onun, fon onun gerisi referandum, işte bunun adına “demokrasi” diyorlar. İşte bu, yersen böyle bir “demokrasi” uygulaması! Recep Tayyip Erdoğan’ı razı etmek için “EVET” dersen KAHRAMAN, yine bu kadar yetki bir insanı delirtir inancıyla onu korumak için “HAYIR” ben seni Allah için seviyorum, manen ve maddeten zara görmeni istemiyorum dersen HAİN oluyorsun. Böyle bir şey olmaz. Kalp kırıyorsun, gönül incitiyorsun REİS… Biz böyle bir “demokrasiye” isyan ediyoruz. Ve Saadet olarak bu gerekçelerle bu teklife referandumda “EVET” diyemiyoruz. Selam hidayete tabi olanlara…