Vaktin Boşlukları

Abone Ol

Hiçbir vakit bizi üşendirmeden geçmez. Boşluklar bırakır. Gıdıklar. Nesneler göz hizamıza gelir; bazen görünür bazen de görünüyor gibi intiba uyandırır. Sıkıntı bir kalıp gibi orta yerde; belleklerden ifadelere, ifadelerden belleklere tanzim olur. Boşluk olarak bırakılan alan öyle durur; algı ve yargılarımız doldurma telaşıyla bir o yana bir bu yana... Sarkacın hangi ucundayız; yaşantılarımızın kırıntıları bilfiil dolgu olarak hem doldurup hem de boşaltıyor alanı. Bir bakıyoruz bir evdeyiz; akşam olmuş veya sabah... Bir bakıyoruz; bir vakti bir insanla bölüşüyoruz, bir nesneyle, bir kavramla ya da seslerle...

Seslerle; bu son sözcüğün anlam tonajında vakitle daha fazla ilgi var. İnsan sesten ibarettir desek abartmış olur muyuz Sesin terbiyesiyle vaktin insan ruhundaki etkileşimi arasında pozitif bir şecere var sanki. İleriye doğru bir kaygı. "Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpare geniş bir ânın / Parçalanmaz akışında" dizeleri meşhurdur Ahmet Hamdi Tanpınarın. An ve akışı aynı kütlede algılaması ileriye doğru olduğunu gösteriyor şairin. Bana sorarsanız şairin vakitle problemi var. Hemen söyleyelim; vakit sözcüğünü tercih etmemizin sebebi geçen mahiyeti barındırması, zaman kavramının bünyesinde durağanlık var. Şair zamanı iç ve dış ayrıştırması yaparken durağanlığı imliyor. Sonra "akışında" diyerek bizim anlatmak istediğimizi duyumsatıyor. Şaire sürtünüp geçmekte olan "o katı" ışığın etkisi. Şairi tam anlamıyla üşendirmiştir. Varacakken varmamak ya da tam görecekken görmemek. Bu söylediğim bilinçle ilgi kurulabilecek bir durum değil. Çünkü koşullanmadan var olan mantık. Mantık sözcüğünü sözün gelişi kullanıyorum; yoksa mantıkta da bir takım koordinatlar mevcut; noktacıklar bulabiliriz. Bilinç koşullandırır; kodlar önceden var olmuştur; hazır vaziyette. Ama benim burada sözünü ettiğim hazır olmayan bir şeydir. Boşluklardır; vaktin işgal ettiği ve sonra bırakıp gittiği. İnsana dokunan bir durumdur.

Gitmek dedik, gitmek bizde bir hüzün duygusu oluşturur. Bir seferde yaşanmışlık; saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay ve yıllar çağrıştırır. Bütün bu zamanlara dağılır. Oysa biz bunu yaşarken pek de düşünmeyiz. Yaşandıktan sonra değere biniyor demek ki. Tecrübe azizim diyenlerin sesi neredeyse kulaklarıma kadar geliyor. Ama hayır. Tecrübe birikintilerden seçmecedir; içinden birini yani biricik olanı seçeriz. Fakat yaşanmışlığın zamana dağılmasından seçmece yapamayız. Çünkü o bir parçalanmaz kütledir. Dışarıdan müdahale yapılmaz/yapılamaz. Tecrübede dışarıdan müdahale söz konusudur; öğrenilmiş olanı tekrar uygulama alanına getirmek. Hem burada başarı veya başarısızlık da var. Kodları yanlış çözerken hayıflanma meselesi. Diğer sözünü etmeye çalıştığım vaktin dokunmasında başarı ya da başarısızlık gibi bir ölçek yok. Dolayısıyla hayıflanma veya sevinme gibi bir durum da. Kesirsiz hayat muamması...

Algı mevhumu çözer mi benim dediğimi Sanmam. Algıda netlik söz konusu. Algıladığımız şey net bir şekilde aldığımızdır. Parçacıkları olabilir ama bilinç düzeyinde saftır; dal ve budakları dışarıda kalsa ne olur ki. Sonra algıda yargılama da var; güzel-çirkin, iyi-kötü gibi zıtlıklar. Beğenme veya beğenmeme gibi bir keski... Süzerek mi algılarız; hem hayır hem evet. Hayır; insanın hoşuna gidenlerle gitmeyenler aynı anda oluşabilir. Evet; tersi de mümkündür; ayrıştırarak kodlama. Fakat ayrıştırarak kodlama genellikle düşüncede var olur. Odaklanırız. Flu bir alanı dağıtmaya çalışırız; aydınlığın damlaları için. Ama yaşarken ayrıştırmak mümkün mü Bir insan varsayalım; bu insan otobüsün içinde bir yere gidiyor olsun -ki kentlerde yaşayanlar için otobüste yolculuk günün büyük bir bölümüdür neredeyse- otobüsün hem içerisini (diğer yolcuları, şoförü, yanında varsa arkadaşını) hem de dışarısını (binaları, diğer araçları, başka ayrıntıları) göremez mi Görür. Algılayamaz mı Algılar. Ama vaktin açmış olduğu boşluk hâlâ yerinde duruyor; belki de o, o insana dokunup dağılıyordur; haberi yok veya da varsa eğer üşenmiştir.

Vaktin bıraktığı boşlukla hazinliği birbirine karıştırmayalım. Hazin, başka bir durumun koludur. Vaktin açmış olduğu boşluk hayatta her daim deveran eder; iyi olsak da, kötü olsak (mutlak anlamda değil; durum olarak) da mutlaka bizde deneyimlenir. Deneyimlenirken de fanilik duygusu bırakır; vakitle insan arasındaki katılığın toz zerrecikleri halinde uçuşma anları. Ya da sonsuz merhale ve mesafeler; tahayyül imkânı olmayan.