Hukuki boyutunu işin uzmanları izah ediyorlar ama belli
bir tarihten sonra çalışmaya devam eder, priminizi ödemeyi sürdürürseniz emekli
aylığınızda düşüş olduğu gerçeği karşısında konunun kanunla izahı insanı tatmin
etmiyor. Konu medyada birkaç kez gündeme geldi. Doğrusunu söylemek gerekirse
inanmak istemedim. Yasal düzenleme sırasında gözden kaçmış bir madde ya da
paragrafın böyle bir durumu gündeme getirmiş olabileceğini düşündüm. Bu
bakımdan uzun süre çalışanın emekli aylığının düşmesini öngören bir düzenlemeyi
iktidarın bilinçli bir davranışı olarak görmedim, görmek istemedim.
Bir soru üzerine SGK Uzmanı Sadettin Orhan ın konuyu
köşesinde dün yeniden ele alıp işin aslını ortaya koyunca şaşkınlığım bir kat
daha arttı. Konunun özü, 8.9.1999 dan önce işe başlamış ve 1 Ekim 2008 den
sonra çalışmaya devam ediyorsanız ve brüt kazancınız da SGK ya 3 bin liranın altında
bildiriliyorsa, emekli maaşınızda çalışılan her yıl için 35 liraya kadar düşüş
söz konusu oluyormuş. Yani ne kadar süre fazla çalışırsanız emekli aylığınız
her yıl için azalmaya devam edecek.
Kanun koyucunun maksadı açık olmakla birlikte söz konusu
uygulama ile işverenleri zorlamak yerine işçiler zorlanıyor. Yani, işçiye
asgari ücretle çalıştığınız ve priminiz asgari ücret üzerinden ödendiği sürece
ne kadar çok çalışırsanız emekli aylığınız o kadar düşer deniyor. Bundan
kurtulmanın yolu ise işverenlerin brüt ücreti yüksek bildirip bu yüksek ücret
üzerinde prim ödemelerinin sağlanması. İlk bakışta doğru bir yaklaşım gibi
görünmekle birlikte işçilerin işverenleri zorlama imkânının olmadığı,
sendikaların giderek işveren karşısında güçsüzleştirildiği bir ülkede işçinin
işvereni zorlama imkânı olmadığı sanıyorum gözden kaçmış.
Aslında yıllardan beri devlette çalışan işçilerin
primleri aldıkları ücretin brütü üzerinden yatırılırdı. Yani devletin
çalıştırdığı işçinin ücretini düşük gösterme imkânı yoktu. Ne var ki,
taşeronlaştırma ile devlette bu uygulamadan büyük ölçüde yakasını kurtarmış
durumda. Öte yandan özel sektörde çalışan işçilerin önemli bir bölümü sigortalı
gösterilse bile asgari ücretten gösterilip primi de bu rakam üzerinden
yatırılıyordu. Aynı uygulama büyük ölçüde devam ediyor. Kayıt dışı
çalıştırmanın çok yaygın olduğu ülkemizde pek çok insan için iş bulmak çok
büyük önem arz ederken bulduğu işte patronun elemanını sigortalı göstermesi
ayrıca kaymaklı kadayıf gibi algılanıyor. Böyle bir noktada işçilerin
patronlarını aldıkları ücretin brütü üzerinden prim ödemeye zorlaması ülke
gerçekleri ile pek fazla uyuşmuyor. Bunun olabilmesi için sokakta milyonlarca
insanın işsiz dolaşmaması, çalışacak olanların buldukları işler arasında tercih
yapma imkânının oluşması gibi pek çok şartın bir araya gelmesi gerekiyor.
Bugün devletin belirlediği asgari ücretin altında bir
rakama hem de sigortasız çalışmaya razı insanlar bulunuyorken işçilerin
patronları yüksek ücret üzerinde prim ödemeye zorlamasını beklemek gerçekçi
olabilir mi Geçmiş yıllarda bu köşede bazı resmi kurumlarda insanların asgari
ücretin altında bir rakama istihdam edildiğine dikkat çekmiştim. Özellikle
okullarda aile birlikleri devreye sokularak yardımcı eleman ihtiyacının
karşılandığından söz etmiştim. Okulların ihtiyaçlarını İŞKUR aracılığı ile
karşılama uygulamasının getirilmiş olması eski uygulamayı nispeten gidermiş
olsa da özel sektörde özelliklede küçük işletmelerde eski uygulama devam
etmektedir ve bu uygulama işçilerin rızası ile sürüyor. Bunun için işçileri
suçlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü işsiz bir insan için öncelikli
olan çalışacak bir iş bulamaktır. Sigorta ve daha fazla ücret ondan sonra
geliyor. Bu gerçekler dikkate alınarak bir yanlışlık sonucu hayata geçmiş
olduğunu düşündüğüm çok çalıştıkça emekli aylığını düşüren uygulamaya vakit
geçirilmeden son verilmeli, bunun için yasada gerekli düzenleme yapılmadır.
Çünkü işin mantığı yoktur. Uygulama sadece çalışanları mağdur etmektedir.