Uzlaşma ama nerede?

Abone Ol

Ortalık karışınca arabulucuların devreye girerek uzlaşma çağrısında bulunmalarının sonuç verebilmesi için uzlaşma deyince neyin kastedildiği, nerede uzlaşılacağının kesin olarak belirlenmesi lazım. Ya da toplumun her kesiminin uzlaşma deyince aynı şeyi anlaması gerekir. Eğer böyle bir ortak nokta oluşmamış, uzlaşma denildiğinde var olan tarafların nerede buluşacağı bilirlenmemişse bu tür girişimlerden sonuç almak pek mümkün olmaz.

Elbette uzlaşmanın buluşma noktasını demokrasinin oluşturması gerekir. Bunun için de demokrasi deyince toplumun aynı şeyi anlaması, kısacası demokrasi hususunda ortak bir tarifin oluşması gerekir. Halbuki ülkemizde demokrasi konusunda ortak bir tarif söz konusu değildir. Bir kesim demokrasi deyince seçkinleri koruyan bir sistemi hatırlıyor. Kitleler bu kesim için hiç de önemli değil. Böyle olduğu için de çoğunlukların iktidara getirdiği partiler döneminde bir anda ortalık karışıveriyor. Moda tabiri ile gerilim yükseliyor. Ondan sonra da uzlaşma arayışları gündeme geliyor. Halbuki ülkemizde demokrasi tüm kurum ve kuralları ile yerleşmiş olsa, belli kesimi değil, toplumun tümünü kapsayan bir uygulama hakim kılınabilseydi sanıyorum toplum böylesine gerilime girmezdi.

Demokrasi çıkmaza girmesin, rayından çıkmasın denildiğinde buna itiraz eden pek olmuyor. Olmuyor ama nedense herkesimin demokrasinden anladığı başka olunca uzlaşma denildiğinde demokrasi ortak buluşma noktası olamıyor.

Bir başka ifade ile demokrasi sık sık müdahaleye uğradığı için uzlaşma çağırıları da fazlaca sonuç vermiyor. Elbette demokraside buluşulacaksa bu demokrasi sadece seçkinleri, azgın azınlığı, yüzsüzleri kısacası kendini güçlü görenleri koruyan bir demokrasi olmamalıdır. Toplumun her ferdi için sözünü ettiğimiz demokariside inanç, düşünce, mal, can, ırz emniyeti sağlanmalıdır. Trilyonları vuranlar sallana sallana gezerken aç olduğu için ekmek çalan gariban hapiste çürümemelidir. Kısacası, bu ülkede kalıcı bir uzlaşma, tarifi yapılmış, çerçevesi çizilmiş ve uygulamada belli bir kesimin korunmadığı bir demokrasi etrafında olmalıdır. Bir ülkede bizim tarifini yaptığımız ve çerçevesini çizdiğimiz bir düşünce ve inanç özgürlüğü olacak, buna uymayanlar demokrasiden yararlanamayacak gibi bir anlayış varsa kalıcı uzlaşma sağlamak mümkün olmaz. Zaten, kalıcı uzlaşma sağlanamıyor olması sık sık ortamın gerilmesine yolaçıyor. Bazılarının devlet dışında devlet için yapılanmasına zemin hazırlıyor. Ne gariptir ki bu tür yapılanmalar zaman zaman taraftar da bulabiliyor.

Uzlaşma çağrılarına sebep olan gerilimin sebebini Ergenekon operasyonu ile AKP hakkında açılan kapatma davası oluşturuyor. En azından kamuoyunda böyle görülüyor. Halbuki AKPnin tek başına iktidar olduğu 2002den bu yana bir hazımsızlık sergileniyor. Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı seçimlerinde de bugünkünden fazla gerilim yaşandı. Bu gerilimi hep belli bir kesim oluşturuyor. Gerilimle iktidarı iş yapamaz hale getirme stratejisi izleniyor.. Böyle bir noktada uzlaşma çağrılarının sonuç vermesi mümkün olabilir mi

Bu bakımdan uzlaşma çağrılarından önce demokrasinin gerçek manada topluma hakim olmasını isteyenlerin bu isteklerine sonuna kadar sahip çıkmaları gerekir. Çoğunluğun azınlığa teslim olmasını engelleyecek bir yapı oluşmalıdır. Seçimler göstermelik olmaktan kurtarılmalı, millet iradesi ne ise buna tahammül alışkanlığı oluşmalıdır. Bu sağlanmadan demokraside buluşma ve uzlaşma çağrıları da havada kalmaya mahkumdur.

Millet iradesine her kesim riayet etmeyi öğrenebilirse bu ülkede ne bunalım çıkar ne de uzlaşma çağrılarına ihtiyaç duyulur.