Üzgünüm hocam!..

Abone Ol

Ekonomi raydan çıkmış, kontrolsüz bir şekilde giderken bir de deprem felaketi geldi. Artık sorunlara çözüm bulmak için uykularımızın kaçması gerekirken, ülkeyi yönetme mevkiinde olanlar suçlu arama peşindeler, özellikle de suçu muhalefetin bir takım açıklamalarına bakarak muhalefetin üzerine yıkarak işin sorumluğundan kurtulmaya çalışıyorlar. Özellikle alınan bir takım tedbirlerle parası olanlara özel faizler ödeyerek (KKM) doların yükselmesini engellemeyi düşünenler ne yazık ki toplumun dar ve düşük gelirli kesimini rahatlatacak bir uygulamayı hayata geçiremiyorlar. Son açıklanan rakamlara göre açlık sınırı 10 bin 259 lira ve buna göre açlık sınırı bir yılda 5 bin 122 lira artmış. Yoksulluk sınırı ise son açıklanan verilere göre 28 bin 563 liraya yükselmiş. Açlık sınırı 10 bin 259 TL, yoksulluk sınırı 28 bin 563 lira olan ülkemde asgari ücret ne kadar derseniz o da 8 bin 500 lira. Yani asgari ücrette yapılan artış iki ay içinde eridiği gibi eksiye geçmiş durumda.

Bu arada açıklanan rakamlara göre yapılan 2023 yılı bütçesinin şimdiden açık verdiği ve çok geçmeden ek bütçe hazırlanacağı ve Meclis’e sevk edileceği bilinmeyen bir husus değil. Bu arada tarım ürünlerinin maliyetinde ortaya çıkan artışın yıllık yüzde 135’lere ulaştığı hatırlandığında enflasyonunun gerçek manada düşmesi anlamına gelebilecek fiyatlarda düşüşün mümkün olmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bir üründe özellikle yerli üretimde maliyetler artmaya devam ediyorsa, fiyatların düşmesini beklemek ekonominin kurallarına aykırı düşer. Kısacası, dar ve sabit gelirlilerin hayatı sürekli artan fiyatlarla çıkmaza girerken sistemin sadece parası olanlara çalıştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu arada Merkez Bankası’nın son olarak aldığı bir kararla faiz oranlarını yüzde 8.5’e indirmiş olmasına rağmen mevduat faizinin yüzde otuz olduğu ülkemde ülkeyi yönetenlerin her fırsatta faizle mücadele ettiklerini söylemeleri yaşanan çelişkiyi ortadan kaldırmıyor ama ülke insanlarının büyük bir bölümünün faizcilere çalıştığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Tüm bunları felaket tellallığı yapmak için sıralıyor değilim. Rahmetli Erbakan Hoca’mın vefat yıl dönümünde kendi kendime yaptığım geçmişe dönük muhasebede rahmetli hocamın sağlığında kıymetini bilememiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü bırakın 20 yılı, bir yıllık iktidarında dar ve sabit gelirlilerin hayat seviyesini gerçek anlamda artırmış, denk bütçe hazırlayarak enflasyonun önüne barikat kurmuş, devletin bir cebindeki paranın öbür cebe geçmesinde yüksek faiz oranları uygulanarak ülkenin giderek fakirleşmesine sebep olan uygulamalara son vererek ülkenin varlık içinde yokluk çekmesine son vermişti. Tüm bunlar sadece bir yıllık, hem de koalisyon hükümeti zamanında hayata geçirilmişti.

Bu bakımdan şu günlerde kafam karmakarışık. Bunun da ötesinde üzgünüm. Hem sağlığında kıymetini bilemediğimiz için, hem de koruyucu kanatlarından mahrum kaldığımız için kafamın içi karmakarışık. Geri gelmeyeceğini de bilmiyor değilim. Benim için sağlığında da çok kıymetliydi, vefatında da bu duygularımda bir değişiklik olmadı, Ancak millet olarak galiba hayatta iken fazlaca değerlendiremediğimiz insanları ölümlerinden sonra çok değerli buluyoruz. Elbette ölülerimizi saygı ile anmak inancımız gereğidir. Ancak, marifet iltifata tabidir.

Rahmetli hocamı bir kez daha sevgi, saygı ve özlemle ile anıyorum, mekânı cennet olsun.