Gündem

Üzerinden tam 12 yıl geçti ama...

Üzerinden tam 12 yıl geçti ama...

Abone Ol

1939 Erzincan depreminde 43 bin kişi hayatını kaybetmesinin ardından Türkiye, 60 yıl aradan sonra 17 Ağustos 1999‘da yeniden yıkıldı. Büyük Marmara Depremi‘nde 18 bin 253 kişi hayatını kaybetmişti.

Türkiye‘de 1939 Erzincan depreminden sonra yaşanan en büyük afetlerden biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin üzerinden tam 12 yıl geçti. 1939 Erzincan depreminde 43 bin kişi hayatını kaybetmesinin ardından Türkiye, 60 yıl aradan sonra 17 Ağustos 1999‘da yeniden yıkıldı. Büyük Marmara Depremi‘nde 18 bin 253 kişi hayatını kaybetti. 123 bin yıkık ve hasarlı konut tespit edildi.

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, büyük izler bırakan 17 Ağustos depreminden sonra yapılmayanlara dikkat çekti.

Hazırlanan raporların raflarda çürüdüğünü ifade Kahraman; "Ne yazık ki, 12 yılda bir şey değişmedi ve bu süre İstanbul ve Ülkemizin diğer kentleri için kayıp olmuştur. Bu süre içerisinde atılacak pek çok adım ve yapılacak pek çok müdahale varken, bunları gerçekleştirmedik. Belli çalışmalar yapıldı. İstanbul‘un jeolojik haritaları çıktı, deprem senaryoları hazırlandı, bazı bölgelerde yapı kontrolleri yapıldı. Ama bu yapılanlar olması gerekenler yanında çok zayıf kaldı" dedi.

Binaların yüzde 70‘i kaçak

İstanbul‘daki yapıların yüzde 70‘inin kaçak olduğunu ve bumların deprem yönetmeliğine uygun olmadığını belirten Kahraman; "Gündüz gerçekleşecek bir depremde içinde olmamız muhtemel kamu yapıları, okullar, hastaneler ve idari yapıların birçoğu hala güçlendirme bekliyor. Yüzde 70‘i kaçak yapılaşmış bir kent olan İstanbul‘da konutlar ise oldukça kırılgan durumdalar. Hatta depremde bu konutlardan hangileri ne kadar hasar olacak bu tespitlerimizi bile sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmedik. 12 yıl uzun bir süreydi. Birçok şey yapılabilirdi ancak yapılmadı" dedi.

Deprem İstanbul‘u hazırlıksız yakalayacak

Depremin her an beklendiğinin altını çizen Kahraman, "Deprem gerçeği karşısında İstanbul oldukça hazırlıksız" dedi.

Kahraman; "İstanbul, deprem tehlikesi ile sürekli yüz yüze olan bir kent. Bu nedenle İstanbul her zaman deprem tehlikesi ile karşı karşıya ve önümüzdeki yıllarda büyük bir deprem ile karşılaşması kaçınılmaz. Fakat bu beklenti karşısında bizim ne kadar hazırlıklı olduğumuz sorusunun cevabı ise ne yazık ki olumsuz. Diğer bir anlatımla kaçınılmaz deprem gerçeği karşısında İstanbul oldukça hazırlıksız" diye konuştu.

Bazı yapıların deprem olmadan da çöktüğünü belirten Kahraman, "Bu tablo tehlike altında olduğumuzu gösteriyor" dedi. Kahraman; "İstanbul, depreme hazırlıksız ve 1999 Marmara Depremi üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına karşın, hala tüm kenti ilgilendiren olumlu adımlar atılmadı. Kamu yapılarının birçoğunun hala deprem güçlendirme çalışmaları yapılmadı. Konutlarımızın hali ise ortada, İstanbul‘da deprem olmadan yapılar kendiliğinden çöküyor.

Bu tabloda, depreme nerede yakalanacağımızı bilmiyoruz. Ama nerede olursak olalım, bu tablo tehlike altında olduğumuzu gösteriyor. O sırada evde, işte, okulda, hastanede ya da markette olabiliriz. Evimiz oldukça güvenli olsa bile, kamu yapıları ya da diğer yapılar içinde depreme yakalanabiliriz. Bu nedenle sadece kendi barınaklarımızı değil, tüm yapılarımızı depreme karşı güçlendirmeli ve olası bir tehdide karşı önlemlerimizi arttırmalıyız. Bir can kaybının bile vebalini taşımak istemiyorsak, hepimize düşen görev öncelikle kendi önlemlerimizi almak, sonrasında ise yöneticilerimizi bu soruna acil hazırlık programları oluşturmalarını sağlamaya zorlamak olmalıdır. Bugün bir deprem olsa ve bizler hayatta kalsak bile bir kaos ile karşılaşacak olmamız, depreme ne kadar hazırlıksız olduğumuzun göstergesi. Çünkü deprem sonrasını organize etmek için hazırlanmış bir afet yönetim planımız henüz hazır değil. Deprem sonrası kimin nerede, nasıl bir görev alacağı; temel ihtiyaçların nasıl karşılanacağı gibi, basit ama hayati bir organizasyon şemamız bile yok" şeklinde konuştu.

‘O gece‘ evlat acısı yaşadılar

Evladımın cenazesini parcalar halinde teslim ettiler

Kocaeli‘de 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde 15 yaşındaki oğlunu ve eşini kaybeden 58 yaşındaki Rıza İncekara, evladının cebinden çıkan kağıt parayı çerçeveletip astığı evinin duvarında 12 yıldır muhafaza ediyor. 58 yaşındaki Rıza İncekara,  Donanma Caddesi‘ndeki Gölcük Vergi Dairesi Lojmanları‘nda oturduklarını ve büyük depremde binanın tamamen yıkıldığını söyledi. Binanın yıkılmasıyla eşi, kızı ve oğluyla birlikte göçük altında kaldıklarını ifade eden İncekara, şu an 28 yaşında olan kızı Suna ve kendisinin 96 saat sonra Fransız arama kurtarma ekiplerince enkaz altından çıkarıldığını vurguladı.

Kızının ve kendisinin Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi‘nde 12 gün tedavi gördükten sonra taburcu edildiklerini ve daha sonra Gölcük‘e döndüklerini ifade eden İncekara, şöyle devam etti:‘‘Toplam 16 gün boyunca ne oğlumun ne de eşimin cenazesine ulaşamadık. 16‘ncı gün enkaz büyük makinelerle kaldırılmaya başladı ve yavrumun cenazesine ulaştım. Evladımın cenazesi parçalar halinde bana teslim edildi. O gün dünyam yıkıldı. Yavrum, canımdan parça alıp gitmişti. 20‘nci gün ise eşimin cenazesini dışarı çıkartmayı başardık. Saraylı köyü mezarlığına cenazelerimizi defnettik. Benim için çok acı ama kader böyle. Allah kimseye evlat acısı vermesin. 1984 doğumlu oğlum ile eşim Melek yaşamını yitirdi. Çok zor günler geçirdim. Acıları unutmak imkânsız. 11 senedir oğlum ve eşim aklımdan çıkmıyor. Kızım için ayakta kaldım. Çok şükür onu da mutlu mesut bir şekilde evlendirdim.‘‘

33 yıl arayla 2 farklı depremde kardeşlerini kaybetti

Kocaeli‘nin  Gölcük ilçesinde yaşayan Metin Yeşildağ, 1966 Varto depreminde ablasını, 33 yıl sonra yaşanan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde ise erkek kardeşini kaybetmenin acısını aradan yıllar geçmesine rağmen unutamıyor. Gölcük Merkez Mahallesi‘nde yaşayan 49 yaşındaki Metin Yeşildağ 1966 yılında meydana gelen Varto depreminde ablası Ülfiye Yeşildağ ile amcasının 4 çocuğunun yıkılan evlerin enkazında kalarak öldüğünü söyledi.

1981 yılında ise Varto‘da maddi durumlarının kötü olması nedeniyle Gölcük‘e taşındıklarını ifade eden Yeşildağ, erkek kardeşi Ergül Yeşildağ ile inşaatlarda çalıştıklarını anlattı.

16 Ağustos 1999‘da  depremin olduğu gece evinden çıkınca kardeşinin Donanma Caddesi‘ndeki evine doğru koştuğunu belirten Yeşildağ, ancak evin bulunduğu binanın yıkıldığını görünce sinir krizi geçirdiğini anlatarak, şunları söyledi: ‘‘Ağlaya ağlaya kardeşime seslendim ama ses yoktu. Binanın çevresinde toplananlar da yakınları için gözyaşı döküyorlardı. Kardeşim, 2 yeğenim ve gelinim enkazda can verdi. Cenazelerini de 1 hafta sonra bulduğumuz dozerle çıkardık. Enkazın başında 1 hafta gece gündüz bekledik. O zamandan beri yaşama sevincimi kaybettim. Dünyada her şey bulunur ama kardeş bulunmaz. Benim var olan 2 kardeşim de depremde öldü. Düşündükçe bu durum canımı, yüreğimi acıtıyor. Onları çok özlüyorum.‘‘

Oğlunun fotoğrafına 12 yıldır bakamıyor

Depremde eşi, oğlu, annesi ve kardeşini kaybeden Ülkü Karahan, enkaz altında 48 saat birlikte kaldığı kızı sayesinde yeniden yaşama tutundu ancak ölen oğlu ile eşinin fotoğraflarına 12 yıldır bakamıyor. Evlerinin enkazından eşi ve oğlunun cansız bedeninin çıkarıldığını, kendisi ile birlikte 5 yaşındaki kızı Feyza ve evlerinde misafir olarak kalan erkek kardeşinin 48 saat enkaz altında kaldığını söyleyen Karahan, şöyle devam etti:‘‘Beni öldü zannettikleri için hastane bahçesinde ölülerin arasına attılar. 2 gün burada ölülerle kaldım. Üzerimde 2-3 tane ceset vardı. Ama kendimde değildim. 2 gün sonra ise cenazeler ceset torbalarına konulmaya başlandı. Bu sırada görevlilerden biri benim yaralı bacağıma dokununca hafif bir ses çıkarmışım ve görevliler hemen hastaneye götürmüş. Ondan sonra da 3 ay tedavi oldum. Kızımı bu süre zarfında göremedim. Oğlum ve eşimin öldüğünü ise 3 ay sonra söylediler.‘‘

Çok katlı binalara giremiyor, geceleri uyuyamıyor

Marmara depreminde oğlu ve eşini kaybeden Huriye Özdemir, yeniden enkaz altında kalma korkusuyla çok katlı binalara giremiyor ve geceleri de gün ışıyana kadar uyuyamıyor. 49 yaşındaki Özdemir, 17 Ağustos gecesini anlatmanın çok zor olduğunu belirterek, deprem olduğu gece Seymen mevkisindeki evlerinde saat 02.50‘ye kadar oturduğunu, televizyon izlediğini ve dua okuduğunu söyledi. Bu sırada aniden uyku bastırdığını, eşi ve oğlunun ise erkenden uyuduğunu ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:‘‘İçimde bir sıkıntı vardı. 10 dakika içinde resmen ölüm uykusuna yatmışım, 10 dakikada ‘kıyamet koptu, dünyanın sonu geldi‘ sandım. Deprem beni yatağımdan fırlatıp atınca, oğlumun yatağının önüne düştüm. Oğlum belki o anda ölmüş, belki de sağdı bilemiyorum. Evin tepemize göçtüğünü, yıkılan kirişleri görüyor, camların patladığını duyuyordum. ‘Eyvah dünyanın sonu geldi‘ dedim ve başıma bir şey düştü, ondan sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde kollarımın üzerinde çok büyük bir ağırlık olduğunu hissettim. Sürekli sallanıyor, sallandıkça göçük altındaki mesafe daralıyordu. Yığıntılar iyice beni sıkıştırmaya başladı. Enkaz altında 2 güne yakın kaldım. Kurtaramadım oğlumu, hiç bir şey yapamadım. Oğlum 11, eşim 39 yaşındaydı. Beni çıkarttılar ama nasıl yaptılar bilemiyorum. Bana göre bir mucize...‘‘

Deprem mimariyi değiştirdi

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde Düzce‘de birçok binayla birlikte 28 cami tamamen yıkılmış, 60 caminin minareleri yerle bir olmuştu. İbadethanelerin yeniden yapımları söz konusu olmaya başladığında ise deprem korkusu ön plana çıkmış, yüksek kubbeli camilerden vatandaşlar korkar olmuştu. Kentin tam merkezinde bulunduğu için ‘‘Merkez Camisi‘‘ olarak adlandırılan, depremde yıkılan cami, deprem sembollerinden, deprem anıtlarından biri haline gelmişti. Aradan geçen sürede bazı camilerin onarılmasına başlanmıştı. Yeni yapılan camilerin mimarilerinde de değişiklikler görülmeye başladı. Özellikle yüksek camilerin yerine daha küçük ve modern görünüşlü, kişi kapasitesi yüksek fakat görkem olarak daha ufak camiler yükseldi Düzce‘de. Camilerle beraber minareler de onarılmaya, tekrar yapılmaya başlandı. Minarelerin de yapıları artık betonarme değil çelik konstrüksiyon üzerine inşa edilmeye başlandı.

Depremde iki bacağını kaybetti

Su altında 17 Ağustos‘a yolculuk etti

Değirmendere sahili, 17 Ağustos depreminde sular altında kalınca binlerce insana mezar oldu. Depremle birlikte kabaran deniz otel, restoran, araçlar ve tarihi çınar ağaçlarını da yuttu. Depremin üzerinden 12 yıl geçti, fakat Değirmendere‘de denizin 25 metre derinliğinde depremin izleri o günkü gibi duruyor.  Değirmendere Sualtı Sporları Topluluğu, depremin 12. yılında deniz altında kalan enkaza dalış yaptı, kamera ile görüntüledi. Dalgıçların tespitlerine göre, yaklaşık 100 metrelik alan içinde 25 metre derinlikte midye ve yosunlarla kaplanmış 3 katlı Çınar Otel‘in kalıntıları görülüyor.

Otelin hemen yanında ise iş makinesi bulunuyor. 16 metrede ise dağınık enkaz görüntülerine rastlanıyor. 24 metrede ise dallarında balıkçıların ağ parçaları bulunan Çınar ağaçları ile 24 metrede Koruk Restoran ve 22 metrede ise eski Vapur İskelesi bulunuyor. 12 yıl önce Değirmenderelilerin gezdiği alanları artık balıklar ve denizdeki canlılar mesken tuttuğu görülüyor. Depremden önce gezdiği meydanı şimdi deniz dibinde gördüğünü belirten Değirmendere Su Altı Spor Topluluğu Başkanı Murat Kulakaç, değişen sadece balıkların sayısı olduğunu, aradan 12 yıl geçmesine rağmen depremin gerçek yüzünün bütün çıplaklığı ile sualtında durduğunu ifade etti. 17 Ağustos Depremi‘nde enkaz altında iki ayağını kaybeden ve azmiyle dalgıç olmaya karar veren Ufuk Koçak da denizin dibindeki enkaza dalış yaptı.

Depremde iki ayağını kaybetmesine rağmen hayata küsmeyen Koçak, 17 Ağustos depreminde çok acılar çektiklerini, fakat hayatın devam ettiğini söyledi. Kocak, suyun altında kalan Değirmendere sahilinde hatıralar olduğunu, her şeyin yerli yerinde durduğunu dile getirdi. Koçak, deprem kalıntılarının olduğu gibi durduğunu ise ‘Sadece biraz bulanıklaşmış o kadar.‘ sözü ile açıkladı.