Uzak Kıyılardan Kendi Kıyılarımıza

Abone Ol

GÜNLER birbiri ardına hiç sektirmeden eteğinde yeni

taşlarla geliyor. Önümüze bıraktığı taşların türünü, boyutunu ayıklayamadan

yeni bir yığınla baş başa kalıyoruz. Hızlı bir döngünün ardından ağır adımlarla

ilerliyoruz. Hiçbir şey olduğu gibi değil, her şey olabildiğince karmaşık ve

yapay. Zihinsel süreçler bu ağır havada sanki paslanmış bir kapı gibi sadece

gıcırtı çıkartıyor ve bizler sadece o gıcırtıyı duyuyoruz. İnsanlık olarak

işlevsiz, kurak bir zihni süreci yaşıyoruz. Yaşadığımız dünyayı

anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz. Sadece olana bakıyoruz ve bütün zihinsel

süreçlerimizi olup bitene göre şekillendiriyoruz. Tüketime yönelik bu yorumlama

süreci sadece duyguları harekete geçiyor. Zahmetsiz olduğundan dolayı da hemen

ardına eklemleniyoruz. Bu duygusal refleksler bizi kendimizle alakalı olandan

ziyade uzağımızda olup bitene götürüyor. Bir tenis maçını izleyen göz gibi

sürekli bir odağın peşinden sağa sola savruluyoruz, esaslı bir soru

soramıyoruz. Nedense hiçbirimizin aklına dahi gelmiyor, o soruyu sormak. Oysa

gözümüzü karşı sahaya düşen toptan ayırdığımızda fark edeceğiz önümüze yığılan

taşları ve o zaman soracağız: Ne oluyor

İçinden geçtiğimiz zaman Müslüman kimliğini tahrif ve

tahrip ederken bu zamanın sorumlusu olan bizler, pek oralı değiliz zaten böyle

bir kimliğe de ihtiyaç duymuyoruz! Kıyısında dolaştığımız küresel aklın bize

sunmuş olduğu yeni kimlik daha çok hoşumuza gidiyor. Çünkü modern dünyada daha

çok kapı açıyor. Modern dünyanın zehrine bulanan insan için imtihan ve sıkıntı

kaçınılması gereken bir şey. Hayatın önümüze koyduğu nimetleri akıllıca

kullanırsak ne imtihana ne de sıkıntıya duçar oluruz diye düşünüyoruz. Uzak

kıyıların güneşi de yeli de bizlere yetiyor. Ne doğrudan üşütüyor ne de

doğrudan yakıyor. Yeniden düşünmenin, bir bilinç oluşturmanın ne anlamı var

Hem var olanı yorumladığın zaman orada üretileni buraya uyarladığın zaman daha

az maliyetle halletmiş oluyorsun. Zihinsel işgalden bahsetmenin bir anlamı yok.

Ki akleden, düşünen bir toplumun ortaya çıkıp işleri karıştırmasını da kimse

istemiyor. Bu nevi girişimleri engellemek için oyunu ve oyuncağı

yaygınlaştırmak, ne olduğunu soracak, sorgulayacakların önüne konan en büyük

engeldir. Çünkü fıtrat bir yönüyle oyuna, oyalanmaya meyyal olduğu gibi zihinsel

olarak da tembelliğe, atalete meyyaldir. O zaman Game over. Ferahlığı arayan

kalpler ise ümidi üzmekte ve taşların hangi sırayla ayıklanacağı hususunda

kargaşa yaşamaktadır. Bazen cılız da olsa düşmanlarımızın yıktıklarını yeniden

inşa edelim sesi yükseliyor ancak duyacak kulak pek bulunmuyor.

Bu yüzden olsa gerek, nesiller giderek daha kötü, daha

zayıf iradeli oluyor. Öyle bir zamana eriştik ki insanoğlu; kuvvete tapınan,

kuvveti hak bilen ve iyinin zayıflığını görerek zalimin elini tutar oldu. Bunu

el birliği ile başardık, nesilleri iğfal ettik. Maalesef yola çıktığımızda

arzuladığımız çok daha farklı bir şeydi. İstiyorduk ki, yine de istiyoruz

bilgiyle beslenen, şuurla kavranan, aşk ve tutkuyla benimsenen inançları ve

amaçları hiçbir gücün durduramayacağını bütün dünyaya gösterelim. Mazlumu tutup

kaldıralım, zulmü yok edelim. İnandığımız kitap bize, imtihanların ve

sıkıntıların, insanları güçlü kıldığını ve her sıkıntıdan sonra bir ferahlığın

geldiğini öğretiyor. Bu yüzden uzak kıyıların yapay gündeminden, öldüren yok

eden demagojisinden uzaklaşalım. Kıtalar arası ölüm taşıyan demokrasi

havarilerine ithal bir özgürlük istemediğimizi, güçten ve reel-politikten yana

olmadığımızı bütün kalbimizle söyleyelim. Kendi kıyılarımızdaki hakikate yol

alıp, yeniden zihnimizi harekete geçirelim ve soralım, Ne oluyor Ve hayatı

daha iyi- daha güzel bir şekilde yeniden kuralım. Bunun içinde sistemli,

tutarlı bir hayata, bir varoluş tarzına; inanan, düşünen bir akla ve de

içtenlikle yaşayan bir kalbin uyanışına ihtiyacımız olduğunu hep hatırlayalım.

Kendi kıyılarımızda bir ahlak yolculuğuna ihtiyacımız var. Bu kıyı dip vicdan

kıyısıdır. Hoşça bakın zatınıza

Taş Gemi

Hikaye

siperdeydim gözlerim yorulmuştu

gelmiyordu cephelerden muştulu haber

çalmadı saatler yeni bir sabah için

yükseldi binalar ve daha da şişmanladı

yüzü tunçtan heykeller

çoğaldı özel otomobiller

saksılar azaldı pencerelerde

ayaklandı midem eğildi başım

daha çok hüzün

daha çok tütün

üretti geçen günler

ahizenin üçüncü kulağı

(Tütün Küfesi/ Mürsel Sönmez)

Not: Abdel Halim Hafez den Zat Laila yı

dinleyebilirsiniz.  Arap müziğinin en

önemli uç beylerinden biri olan Abdel Halim in sizi notalar arasında bir

yolculuğa çıkarmasına izin verin. Müziği duyacaksınız, belki de bir yola

koyulacaksınız. Yol müzikleri listenizde ve Gece yürüyüşlerinizde eşlik edecek,

muazzam bir ses...

Bize Kadar

1-Mevlana içimizden geçiyor ve bizi ifşa ediyor Hiçbir

el gönülden gizli iş yapamaz.

2-Osman Sarı ile devam edelim; Taş taş değil bağrındır

taş senin/ Nereni nasıl yaksın bu ateş senin. Bağrında ateş taşıyan,

taşlaşmamış ev (kalp) sahiplerine

3-Ziya Gökalp Ahlak yolu dardır/ Tetik bas önü yardır

dizeleriyle, Ahlakın bir hareket olduğuna ve süreklilik gerektirdiğine dikkat

çeker.

4-Enseyi karartma, ümidi üzme. Hayat devam ediyor, günler

birbirini kovalıyor unutma! Kalbinin ritmini bozma, hareket berekettir.

5-Herşey geçici, bu da geçecek. Şan-şöhret ve rakamlar

aldatıcıdır. Çünkü hepsi geçicidir.

6-Kardeşine güven, kendine güven ve de yola inan

7-Bir şey yap güzel olsun. Umut a refik olsun, aşk ve

şevk versin, hakikate eriştirsin.

8-Eskilerin duasıyla yola devam Ya Rabbi bizi kendi

kendimize bırakma, tevkifini bize refik eyle. Amin.

Dağarcık

Çoktandır kafamı kurcalayan bir şey var: Niçin insanlar

birbirlerine karşı açık yürekli davranmıyorlar Neden en iyi insan bile

karşısındakinden bir şeyler gizliyor, bütün düşündüklerini söylemiyor

Sözlerimizin yabana atılmadığını bildiğimiz zamanlar bile neden içimizden

geçenleri olduğu gibi söylemiyoruz Nedense herkes olduğundan sert görünmek

istiyor. Duygularını hemen açığa vurursa altta kalacakmış, küçük düşürülecekmiş

gibi bir korkuya kapılıyor. (Fyodor Dostoyevski, Beyaz Geceler)