UYURSA UYAR!

Abone Ol

Bugün dünya küçük bir köy haline gelirken belki de

çatışmaların bu kadar artmasında ana etken olarak iletişimin yaygınlaşmasını

gösterebiliriz. Çünkü iletişimin artması, daha çok çatışmanın ortaya çıkmasını

sağladı. Mesafelerin kısalması bir yakınlaşma sağlamadı ancak

yabancılaşmayı körükledi. Bu durum da insanların, toplumların içine

düştükleri yeni kutuplaşmaları, ayrışmaları artırdı. Ve açığa çıkan kapitalist

vahşetin mendebur yüzünü ve onun acı reçete olarak ortaya koyduğu sahte

barış-özgürlük söylemini, ne kozmetik dünyası ne de onun makyözleri kapatamadı.

Kelimeler ikircikli, davranışlar riyakâr. Reel politik denen saçma bir söylemin

yok ettiği hudutlar, insanı ahlaktan ve öte dünya korkusundan uzaklaştırdı.

İnsan ruhunu kemiren ağır bencillik hali, kadim olan ne varsa alıp götürdü.

Algı bombardımanına açık hale getirilen modern zaman insanı, fan , taraftar

olmaktan öteye gidemedi. Beğenileri, ilgileri, heyecanları, hüzünleri anlık

olarak tayin edildi. Ruhu ise dünya zindanında, cinnete doğru hızla koşuyor.

Etrafını saran acı, korku gün gün taze tutuluyor. Adeta her yeni gün, yeni bir

yaranın kabuğu açılıyor ve kanamaya bırakılıyor. Vahşet mesafe tanımıyor.  O kadar hızla yön değiştiriyor ki insan karar

kılamıyor. Kararsız, amaçsız, şuursuz bir hale bürünüyor. İşte bu durum

tüketimin fitilini ateşliyor. En çok tüketilen ise insan oluyor.

Küresel kapitalist düzenin pazarında en çok, en kolay

insan tüketiliyor. Bütün tüketim mottosu ise mutlu bir an oluyor. Zihni,

gönlü mengene ile sıkıştırılmış, korkudan sindirilmiş insan için en önemli

zaman dilimi, kendisini mutlu hissedeceği bir an oluyor. Şiddet sarmalında

yaşamaya çalışan insanın kendine ve çevresine yabancılaşması şiddeti ortaya

çıkaran duyguların daha çok körüklenmesine sebep teşkil ediyor. Doğası

değiştirilmiş insan, asabi ve nefret yüklü bir hale geliyor. Bu durum, ruhu

tıraşlanmış insanın haz duygusunu başkalarının felaketi üzerinden yaşamasına

yol açıyor.  Bütün katiller, bütün

katliamlara sebep olanlar; başkalarının umutlarının tükenmesi, yaşama

haklarının ellerinden alınması ile kendilerini gerçekleştiriyor. Onların

dünyaları, dünyanın geri kalanının mutsuzluğu, umutsuzluğu ve tükenmeleri

üzerine kuruludur. İster Suriye de ister Afganistan da ister Sultan Ahmet te,

Diyarbakır da, Paris te, Libya da, Gazze de patlasın bomba Patlamaların

ardından yüzlerinde beliren ifade hep aynıdır. Dünyanın geri kalanı isterlerse

alet olan ile uğraşsınlar, isterlerse de jeopolitik, analitik, stratejik

çözümler üretsinler katillerin yüzlerindeki ifade değişmez. Onlar hep çözüm

için ortaya çıkarlar ve bir yarayı yeni açılan bir yara ile örterler. Çünkü

onları oluşturan şey; yalın , saf nefrettir. Kıskançlık ve hırs onların

yakıtıdır.

Nihayetinde günümüz insanı için, hedef şaşmış ve küçük

oyalanma alanları ihdas edilerek dar bir cendereye mahkûm edilmiştir.

Kapitalist sömürüyü hedef olmaktan çıkartınca geriye yapay hedefler koyarak var

olan bütün alternatif enerjiyi ya radikalizme ve şiddete ya da aptalca

taassuplara yönlendirerek varlığını perçinliyor. Bugün bütün garipler, bütün

yetimler ne emperyalizmden ne ırkçı şovenizmden ne de Siyonizm den şikâyetçi

olmuyor. Varsa yoksa birbirlerinin farklılıklarından şikâyetçi oluyorlar.

Birleşmek, direnmek için çalışmak yerine küresel sistemi daha çok tahkim edecek

adımları atıyorlar. Küçücük menfaatler için koskocaman umutları heba ediyorlar.

Oysa özelde İslam dünyası için İman bir mihenk noktasını teşkil etmeli.

Genelde de bütün mazlumlar için göğe yükselen Ah! birlikte hareket etmek için;

adalet, merhamet,  ahlak, saygı ve

şefkati tesis ettirmek adına yeter bir harçtır. Şairin dediği gibi İyilerde ne

inanç ne umut kaldı artık/Oysa kötüler coşkun, kabına sığamıyor. Ümidi

ezmeden, kötülere ve kötülüğe fırsat vermeden Agâh Olalım! Hoşça bakın

zatınıza

TAŞ GEMİ

birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim

otobüsler olacak, trenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet

şehirleri

saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim

çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.

gideceğim en eski öykümde devlet denen şirk yazacağım

göz bebeklerimde kent gördükçe kırılan gıçlar,

ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim

bu çağın açısını dik tutacaklar. (Ah Muhsin Ünlü,

Mıknatıssız Pusula)

Not: Bu hafta müziğimiz Nedim Aslan ın Cengiz Özkan Ve

Muharrem Temiz in seslendirdiği Uyur İdik Uyardılar türküsü. Bazen söz, bazen

müzik bazen hal hepsi üst üste gelir. Parçayı her dinlediğim de Agâh Olun!

emrini hatırlarım. Yürek, hızla akıp giden modern zamanın albenisinden sıyrılıp

seri teslim edeceğini hatırlar ve ürperir. Modern in tüm çağrısına karşı bir

duruş, bir tavır vardır. İnsan olmanın, insan kalmanın notalara dökülmüş

halidir. Eve, kendine dönmenin, dolu dolu akan gözlerin nağmeleridir. Dost,

yüreğidir belki de

Bize Kadar

1- Dile kolay 44 yıl  İbrahim Veli nin, nefis tespitiyle bir kez daha ifade edelim Sadece

konjonktüre yenik düşmeyenler milli dir. Milli Gazete, yolda olmak, yola

adanmaktır.

2- Kürsülerden Turgut Cansever in diliyle haykırsa bir

ses ve Estetik, ahlakın bir parçasıdır. Ahlak da inancın bir parçasıdır. İşte

o zaman arsız beton yığınlarının arasına vicdanını gömen müteahhitler ile kısa

yoldan köşe dönmeyi salık verenlerin yüzüne en estetik darbe inmiş olur. Neden

Önce Ahlak ve Maneviyat gerektiği belki anlaşılır.

3- Yusuf Yalanız dan, İman, kıymetli olanı aşikar eyler.

İrfan, aşikar olanı imar eder. Hikmet, imar olanı kıymetli eyler.

4- Yusuf Karaağaç tan, Fetih; iman ve irfan sürecidir.

İrfan, İmanın dışa vurumudur.

5- T. Angelopoulos un, kahramanına söylettiği repliği,

Sınırı geçtik ama hâlâ buradayız. Evimize varana kadar daha kaç sınır

geçeceğiz Her gün kendime soruyorum.

6- Ah! Bakılması gereken yere bakmıyor insan. İyilikte

sadece kendinde olanı, kabahatte hep ötesindekini görüyor. Görmek istiyorsan

şayet; gözlerinin, gönlünün perdelerini açıver.

7- Dostlarına ikram et. Güzel bir yemek yap. (Kuru

fasulye olabilir.) Güzel bir film seç, zamanı durdur. Ya da Güven Adıgüzel in

Perilerin Dili kitabını al ve arkadaşlarına hediye et. Okuduğun kitapta en sevdiğin

bölümü sosyal medyada paylaşma, arkadaşlarınla bölüş.

Dağarcık

Doğu adamının, gerçek mü min ve muvahhid kişinin

bunalımı olmaz, diyorum. Dünyada yerinilecek ve sevinilecek bir şey yoktur. Ve

bizim hüznümüz yalnızca Allah adır. (Fethi Gemuhluoğlu)

TEKKE

Tabiatta karşılık tektir, o da adaletin (dengenin)

sağlanması için, aldığı kadarını vermektir. İlahi fiil ve olayların temel vasfı

lütuf olduğu gibi, tabi olaylarınki de adalettir. İlahi olan daima verir,

almaz; tabii olanlar ise aldığının karşılığını verir ve verdiğinin karşılığını

ister. O halde ilahi olan, lütufta adalet gözetmez. Tabii olan ise adaletten

şaşmaz. Alma ve verme konularında adalet ve lütfun dışına çıkmak zulüm sayılır.

İnsan ya ruhani-ilahi davranarak lütufta bulunacak ya tabii davranarak adil

olacak ya da tabii ve ilahi tavrın dışına çıkarak şeytani davranıp

zulmedecektir. (İbni Miskeveyh, Lezzet ve Elem Üzerine den, F. F. Metinleri-M.

Kaya, Klasik Yayınları)