Doğu Türkistan topraklarında 1988‘den bu yana nüfus yapısına ilişkin olarak zorunlu doğum kontrolü ve toplu kürtaj uygulanmaktadır. Yürütülen iskân politikalarıyla azınlık durumuna düşürülen Uygur halkının aile planlaması ve doğum kontrolü adı altında şehirde tek, köy kesiminde iki çocuğa izin verilmektedir.
Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinde sivil inisiyatif alan ve Çin yönetimi tarafından idam edilen toplum önderlerinden İsmail Samed bu kardeşlerimizdendir. İsmail Samed, Çin yönetimi tarafından siyasi suçlu olarak itham edildikten sonra Pakistan‘a gitmek zorunda kaldı. Pakistan ile Çin arasındaki "suçluların iadesi ve terörle işbirliği anlaşması" sebebiyle, 2002 yılında, Çin‘e iade edildi. Beş yıl cezaevinde tutuldu. Ardından Çin Halk Mahkemesi‘nde yargılanıp, 8 Şubat 2007‘de kurşuna dizilerek şehit edildi. Aynı şekilde Kari ve Müderris bir Müslüman olan Hüseyin Celil kardeşimiz, Çin‘in baskıları sebebiyle Türkiye üzerinden Kanada‘ya giderek, Kanada vatandaşlığı almıştı. Çocuklarının sünneti için Özbekistan‘a giden Hüseyin Celil, Kerimov Hükümeti tarafından suçlanarak, Çin‘e iade edildi. Bu kardeşimiz 20 Nisan 2007‘den beri ömür boyu hapse mahkûm edilmiş durumdadır. İspatlanmış bir suçu olmamasına rağmen yargısız infazla zindan atıldı. Aynı dönemlerde Kazakistan yönetimi Yusuf Kari kardeşimizi Çin‘e iade etti. Bu kardeşimizin akıbeti meçhul durumdadır. Pakistan‘da düzenlenen bir operasyon sonucunda da yirmi civarında kardeşimiz şehit edildi. Bu örnek Çin yönetiminin, yakalayabildiği muhalifleri geri getirerek, getiremediklerini yerinde imha ederek susturduğunun en açık ifadelerindendir. Bu İsrail‘in, Filistinli kardeşlerimize karşı gerçekleştirdiği, suikastlardan hiç de farklı değildir. Gelinen nokta itibari ile şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Birinci ya da ikinci nesli Çin işkencesinden, zindanlarından ve kurşunundan nasibini almamış Uygur Türkü kalmamıştır.
Başka ülkelerde yaşayan ya da o ülkelerin vatandaşı olan Doğu Türkistanlılar bile, Çin yönetiminin hükümetler üzerinde kurduğu baskılar sonucunda, her zaman bir "zorla geri gönderilme" riski ile karşı karşıya olduğundan âdeta diken üstünde yaşamaktadırlar. Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan, "Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar, Çin‘in ‘Terörle Savaş‘ Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor" isimli raporda geçen şu ifadeler sanırım durumu izah eden yeterli bir örnek olacaktır:
"1989‘da Çin‘den ayrıldıktan sonra Türkiye‘ye gelen ve Türk vatandaşlığına geçen Uygur tüccar Mahmut Akatal, UAÖ‘ye şunları anlattı: Mayıs 2003‘te merkezi ABD‘de bulunan radyo kanalı Özgür Asya Radyosu‘na; 1997‘de evini ziyarete gittikten sonra Uygur Özerk Bölgesi‘nde keyfi olarak gözaltına alınmam ile ilgili bir röportaj verdiğim için, oğlum Aksu ilinin Sinhe bölgesinde bir aydır gözaltında tutuluyor. Mahmut Akatal‘ın anlattığına göre polis oğlunu, babasının neden Türkiye‘ye taşındığı konusunda sorguya çekmiş. Mahmut Akatal‘ın oğlu, akrabalarının para cezasını ödemesinin ardından bir ay sonra serbest bırakıldı. Aile şimdi, Sinhe dışına çıkmak istediği her durumda polisten izin almak zorundadır."
Her ne kadar Doğu Türkistan‘ı çevreleyen pek çok ülke 1951 Mülteci Sözleşmesi‘ne imza atmamış olsa da, mültecilerin bu şekilde "iade edilmesi", Birleşmiş Milletler İnsan Haklar Beyannamesi‘ne ters düşmenin yanı sıra uluslararası hukuk normlarına da aykırıdır.
Çin yönetiminin, Doğu Türkistan halkına, insanlık dışı zorunlu doğum kontrolü ve kürtaj uyguladığı yönünde birçok bilgi var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Doğu Türkistan topraklarında 1988‘den bu yana nüfus yapısına ilişkin olarak zorunlu doğum kontrolü ve toplu kürtaj uygulanmaktadır. Yürütülen iskân politikalarıyla azınlık durumuna düşürülen Uygur halkının aile planlaması ve doğum kontrolü adı altında şehirde tek, köy kesiminde iki çocuğa izin verilmektedir.
Çinli yetkililerce her mahalleye bir kadın görevlendirilerek hamile kalanlar tespit edilmektedir. Bu yasağa uymayanlar çok ağır ekonomik ve idari cezalara çarptırılmaktadır. Kota fazlası gebeliklerde hamile olan anne adayının kaç aylık gebe olduğuna bakılmaksızın kürtaj edilmektedir.
Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan köylü kadınlar, hiçbir sağlık veya hijyen tedbiri alınmaksızın zorunlu bir toplu kürtaj operasyonuna tabi tutulmaktadır. Eğer kürtaj yapılmamışsa, hamile kadınların çocukları zorla karınlarından çıkarılarak katledilmektedir. Sağlıksız koşullardaki müdahalelerden dolayı bazen anneler de hayatını kaybetmektedir. Böylelikle Çin işgalci yönetimi, Doğu Türkistan‘da son 25 yıl içerisinde 15 milyon masum bebeğin dünyaya gelişini engellemiştir. Bu olay tarihin yazmadığı gizli bir soykırımdır.
1991 yılında Hoten vilayetine bağlı Karakaş ilçesinde zorunlu kürtaja tabi tutulan kadınların sayısı 18 bin 765‘tir ki, bu sayı ilçedeki anne adaylarının yüzde 49‘unu teşkil etmektedir. Sincan gazetesinin 12 Eylül 1992 tarihindeki sayısında verdiği bilgilere göre Doğumu Yasaklama Kanunu‘nu tam olarak uygulamak için hükümet tarafından bu ilçeye 432 kişilik Çinli memur kadrosu tayin edilmiştir.
Doğu Türkistan‘da zorunlu kürtaj politikası o kadar dramatik bir noktaya varmıştır ki, kaldırım kenarlarında yasa dışı doğduğu için ölüme terk edilmiş yeni doğmuş bebekler görmek mümkün hale gelmiştir
Doğu Türkistan halkının eğitim düzeyi nedir? Doğu Türkistan halkı, Çinliler ile eşit eğitim imkânlarına sahipler mi?
Doğu Türkistan halkı, Çinlilerle aynı eğitim imkânlarından faydalanamıyor. Çinliler bilgisayar destekli okullarda okurken, Uygur okullarının çoğunun donanımı oldukça zayıf durumdadır; öyle ki, bazı Uygur okullarında öğrencilerin çıplak zeminin üzerinde yazıp okudukları bildirilmektedir.
Asimile olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış bir halkın uzun vadeli en iyi mücadele yöntemi, yeni nesillerin iyi bir eğitimden geçmesidir. Dolayısıyla bu durumun farkında olan Çin yönetimi, böylesi bir mücadeleyi en başından engellemek için Doğu Türkistan halkının kaliteli eğitim alma yollarını neredeyse tamamen kapamıştır.
Bugün Doğu Türkistan‘da okuma-yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 60 civarındadır. Her 100 kişiden 16‘sı, ilkokul eğitimi dahi alamamaktadır. İlkokul mezunlarının yüzde 40‘ı ortaokullara devam ederken, ortaokul mezunlarının da yüzde 10‘u liselere girebilmektedir.
Çin yönetimince Doğu Türkistan‘da Çinli öğrencilerin üniversitelere kabul edilme oranı yüzde 60, Müslüman öğrencilerin ise yüzde 40 olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla üniversitelerdeki Müslüman Türklerin oranı yüzde 30‘u geçmemektedir.
Resmi dilin Çince kabul edildiği bölgede son 30 yıl içerisinde üç defa alfabe değiştirilmiştir. Çin alfabesinde hiçbir değişiklik yapılmamasına karşın, Uygur alfabesi önce Kiril alfabesine çevrilmiş, daha sonra Latin harflerine geçilmiştir. Önce Rusya, sonra Türkiye ile kurulacak ilişkilerden korkulduğu için Arap alfabesi zorunlu kılınmıştır.
Günümüzde Doğu Türkistan‘daki bütün yayınların sadece yüzde 16‘sı Uygurcadır. Uygur dilinde hazırlanmış bir ansiklopedi veya sözlük bulunmamasının yanı sıra, Uygur öğretmenlerin veya fikir adamlarının Uygur tarihi, kültürü, sanatı üzerine yazı yazmaları da yasaklanmıştır. Aksi takdirde, bölücülük suçlamasıyla cezalandırılmakta, tutuklanmakta ve ders verdikleri okul kapatılmaktadır.
Eylül 2003‘ten sonra bölgede Uygur Türk lehçesinde eğitim veren bütün anaokulu, ortaokul ve liseler kapatılmış; bu okullar Çince eğitim veren okullarla birleştirilmiş; Türk öğretmenlere Çince ders verme mecburiyeti getirilmiş; Çince bilmeyen öğretmenler işten atılmış ve bugüne kadar Doğu Türkistan‘da Uygur Türk lehçesinde yayımlanan bütün kitaplar imha edilmiştir. Önceden Doğu Türkistan‘daki yüksek okullarda Çince eğitim oranı yüzde 70 iken şu anda eğitim tamamen Çince olmuştur.
Doğu Türkistan coğrafyasının tamamında Çince eğitimin mecburî hâle getirilmesi yetmiyormuş gibi, geçtiğimiz yıllarda Çin millî eğitim bakanlığı çift dilli eğitim projesi adı altında bir programı yürürlüğe geçirmiştir.
Bu çerçevede Doğu Türkistan‘ın köy ve ilçelerinden ilköğretim çağındaki, 6-7 yaşlarındaki, en zeki çocuklarımız seçilerek zorla Çin‘e götürülmekte, geleceğimiz ve umudumuz olan genç beyinler yıkanarak ateist ideolojiyle zehirlenmektedir. Böylelikle kendi milletine ve değerlerine düşman bir nesil hedeflenmektedir.
"Bu olay tarihin yazmadığı gizli bir soykırımdır
Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan köylü kadınlar, hiçbir sağlık veya hijyen tedbiri alınmaksızın zorunlu bir toplu kürtaj operasyonuna tabi tutulmaktadır. Eğer kürtaj yapılmamışsa, hamile kadınların çocukları zorla karınlarından çıkarılarak katledilmektedir. Sağlıksız koşullardaki müdahalelerden dolayı bazen anneler de hayatını kaybetmektedir. Böylelikle Çin işgalci yönetimi, Doğu Türkistan‘da son 25 yıl içerisinde 15 milyon masum bebeğin dünyaya gelişini engellemiştir. Bu olay tarihin yazmadığı gizli bir soykırımdır.
II.Bölümün sonu
Devam edecek