Müslümanların içinde bulunduğu durum çok yönlü bir yıkımı gösteriyor. Bu büyük yıkım büyük bir yitiş, yok oluşa gidiş.
İnsan en değerli varlık. Her şey insanla var oluyor ve insan ile değer buluyor. İnsan kutlu varlık. Allah’ın ruhuna üflediği ve var kıldığı varlık.
İnsan, Allah’ın kendisine sunduğu önerdiği yol üzere iken büyük yolculuk başlıyor. Bu büyük yolculuk ana yol üzere ise anlamlıdır. Yolculukların sapmaları ve yol ayartıcıları ilk insan Hz. Âdem’den beri her zaman var. İnsanlık incelik ve duyarlık üzere var kılınmış. Bu değerlerini koruduğu sürece asıl işlevini yerine getiriyor.
İnsanlık Allah elçilerinin, öncülerinin ve rehberlerinin uyarılarıyla asıl istikametleri üzere yolculuklarını sürdürdüklerinde kendi ruhlarına özgü yapılar kurarlar. Uygarlıklar bu yapılar üzerinde gelişir.
İslâm milletinin ruhunu kardığı büyük uygarlığını inşa edişi yüz yılları buldu. Yüzyıllar içinde kendisini yansıtan eserler inşa etti. İlk inşa edilen yapı Kâbe’dir. Kâbe, başta Müslümanların, yani insanlığın merkezi. Onun merkeze alınışı ve ondan Allah’a yöneliş bir başlangıç. Sevgili Efendimiz Hacerü’l Esved’i öptü. Sevgili’nin arkadaşları da Sevgili o taşı öptü diye öptüler. Taş bir araç, ya da bir gönderme. Bedir’de düşmanın üzerine savurduğu bir avuç çakıl taşıydı. Bunlar büyük bir başlangıçtı. Taş ile insan arasında böylesine anlamlı bir karşılık bulunuyor.
Müslümanlar fetihte bulundukları her mekâna birer mescit inşa ettiler. Mescit ile birlikte ezanın okunması bir hedef oldu. Bununla salt bir belde insanının İslâm’a yönelişi sağlanmadı, beldenin kendisi, taşı ve toprağı da İslâm’a yöneldi.
Hz. Süleyman kendisi bir mescit inşa etti. Onu gözetleyerek ruhunu teslim etti. Hz. Ömer Kudüs’te yapılacak olan mescidin yerini kendisi belirledi. İlk namazını orada kıldı. Bu bir işaretti. Yapılan mescidin kendi adına değil Allah adına olmasını diledi. Ama insanlık bu mescidi onun adıyla anıyor. Yüz yıllardır bir varlık olarak orada duruyor.
İslâm düşmanları Müslümanlarla savaşırken birçok şeyi gözetiyorlar. Yıkımları tek yönlü değil. Birçok hedefi bulunuyor. İnsanın ölümü. İnsanın ölümünden çok o insanlarda var olan büyük düşünceyi öldürüş. Bu ilk adımları. İnsanlığa ruh katan en önemli unsurlardan biri de kültür tarihleridir. İslâm düşmanları bir beldenin Müslümanlarını, yani insanları yok ederken diğer yandan onlara ruh katan unsurları da ortadan kaldırıyor. Asıl hedefleri de budur.
Endülüs İslâm uygarlığı ile Osmanlı devletinin yıkımı sürecinde sadece insanlar öldürülmediler, ortadan kaldırılmadılar. Asıl hedefleri olan İslâm uygarlığına ait eserleri de ortadan kaldırdılar veya kaldırıyorlar. Endülüs’te asıl yıkım eserler üzerinde oldu. Ondan sonra da oranın ruhu yitti, insanı da yitti. Bir daha toparlanamadı.
Onların uzantıları olanların özelliklerinden biri İslâm ruhuna ait olanları yok etme. Bu cumhuriyet döneminde yaşadığımız en önemli bir durum. Yapıların alınlarında bulunan kitabelere bile tahammül edilemedi.
Kudüs’te Yahudiler bir yandan insanımızı öldürürken, bir yandan da İslâm uygarlığına ait olan eserleri ortadan kaldırıyorlar. Mescid-i Aksa etrafında yaşanan durum bu. 1969 yılında Yahudilerin ilk adımlarından biri Mescid-i Aksa’yı yakmak oldu.
Suriye’de yaşanan durum da budur. Müslümanların genç enerjileri tüketilirken ve insanı öldürülürken diğer yandan da İslâm kültürüne ait eserler yıkılıyor. Kentler yerle bir oluyor. Savaş sonrası kurulacak yeni kentlerde yaşayacak insanlar asla İslâm düşüncesinin ve uygarlığının ruhundan beslenemeyecekler.
Emperyalizm Müslümanları hedef aldığında ilk yöneldiği insanı ve anıt eserleri, merkezleridir. Bu son yılların savaşlarında çok daha belirginleşti. Irak bir bütün olarak yıkıldı. Bosna’da öyle oldu. Şimdi sıra Suriye’de.
Emperyalizmden yardım dilemek medet ummak büyük bir ihanet. Bu köleliği kabulleniş. Kendini onların ellerine teslim ediş.