“Kuzey Irak’ta hazırlık yapıyorlar... Niçin
Türkiye’yi bölmek için...
Fırat’la Nil arasındaki toprakları İsrail’e bağlamak için...
Orada, Peşmergeleri silahlandırıyorlar,
ağır silahlar veriyorlar gözümüzün önünde...
Afganistan’dan, Irak’tan sonra
Suriye’yi işgal edecekler...
Sonra Mısır, İran, Suudi Arabistan ve
sonunda da Türkiye...” (Allah korusun)
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN... ATV, 2003...
Baskın kongreye, baskın seçim
Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki AK Parti MYK, 12 Eylül’de baskın bir kongre kararı aldı. Parti kulislerinden aldığımız bilgilere göre olağan kongre, seçimden sonraya düşünülüyordu. Özellikle Saray, böyle istiyormuş. Eğer seçimde oylar daha da düşerse, kongrede genel başkan değişikliği yapılabilsin diye!
Ancak Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu, baskın bir kongrede ısrar etti. Yeniden seçilip teşkilatı arkasına alarak sandığa gitmek istedi.
Peki, Saray ne yaptı N’apsın. “1 Kasım’da tekrar seçim var.” dedi. Yani Baskın Kongreye, Baskın Seçim! Ve ekledi. “Kimi görevlendirirsem, parlamento içinden ve gerekirse dışından bakanlarla kabineyi oluşturacak, onunla seçime gideceğiz!”
İyi mi, Ahmet Hoca, Başbakanlığının 1. yıldönümünde bir sürprizle karşılaşsın! Gerçi 40 gün boyunca “En Pahalı Koalisyon Tiyatrosunu” başarıyla sürdürdüğü için, bize göre Saray nezdinde Davut Hoca ödüllendirilmeli! Ama Erdoğan bu. “Zaten seçim hükümeti” diyerek, bağımsız bir isme görev verebilir mi sizce
SARAY TAKINTISI
Davutoğlu, Hükümeti kuramayınca CHP sesini yükseltti. “Görev Kemal Kılıçdaroğlu’na verilsin!” Cumhurbaşkanı cevabı yapıştırdı: “Ana muhalefet partisinin başındaki zat, ‘Beştepe’yi tanımıyorum’ diyor. Beştepe’nin adresini tanımayanı niye çağırayım ki ” Aynı gün Şırnak’tan 8 şehit haberi gelmişti. CHP’li Haluk Koç, geçti kameraların karşısına, açtı ağzını, yumdu gözünü: “…Yere batsın senin sarayın!”
7 Haziran seçimlerinin en büyük polemik konusu da “Saraydı.” Gazeteler, her gün saray fotoğraflarıyla çıktı. Muhalefet, Saray üzerinden “Lüks ve İsraf” dedi. Cumhurbaşkanı da, “Buyurun Saray’ı gezin. Bakalım lüks, israf var mı ” diye çıkıştı. Bir ara 50 kişilik masa tartışıldı. Cumhurbaşkanı bizzat yine yanıt verdi. 1050 oda vs.vs. Bantı geriye doğru sarmak mümkün.
Diyeceğimiz şu: Bütün siyasi polemikler Saraya bağlanınca “Saray takıntısı” oluşuyor. Bu da ülkeyi geriyor. Cumhurbaşkanı, zatını sarayını meşrulaştırma aracı haline getiriyor. Yazık ediyor.
Evet, belki Türkiye’nin yeni bir yönetim merkezine ihtiyacı vardı. “Çankaya” Türkiye’ye dar geliyordu. O zaman örneğimiz Beyaz Saray olacak değil, elbette Topkapı Sarayı’dır. Aslında çok sade, tek katlı yapılar. Abartı yok. Ancak, asırlar boyunca Hak nizamı hâkim kılmak için cihat orduları, Topkapı Sarayı’ndan yola çıktı. İnsanlığın ümidi oldu Osmanlı Sarayı. Saraylarda alınan “iyi kararlar” ve “İyi uygulamalar” önemlidir. Bu da zaman alır. Yoksa taşın, demirin, boyanın ne kıymeti var!
1 KASIM’DA TARİHİ ZAM!
Hem milleti zorlayarak erken seçime götürüyorsunuz.
Hem de TARİHİ ZAM diye memura;
2016 için 6+5,
2017 için 3+4 veriyorsunuz.
Ya Devletin Memurları da, 1 Kasım’da AYNI ORANI vermeye kalkarsa!
Bu ülkeyi yöneten iktidarlara yüzde 50+30 diyebilecek bir Milli Görüş aşısı şart!
HDP, seçim hükümetine girmeyebilir!
MHP ve CHP, Seçim Hükümetinde yer almayacak. Geriye tek formül olarak AK Parti ile HDP’nin seçim hükümeti kurması kaldı. Ancak her gün gelen şehit haberleri ülkeye ateş düşürüyor. Öte yandan da PKK’ya askeri operasyon yaparken, HDP ile de 2 aylık Seçim Hükümeti kuracaksınız. İzahı zor!
Tam da bu noktada Hükümet, normalde Ekim’de süresi dolacak olan Irak ve Suriye Tezkeresi’ni Meclis’e sevk etti. Acaba neden
Çünkü AK Parti-HDP Seçim Hükümeti, Ekim’deki Suriye-Irak Tezkeresi’ni imzalamayabilirdi. İktidar bunun önüne geçmek istiyor. Hem de, PKK ve PYD ile mücadeleyi de kapsayacak Irak-Suriye Tezkeresi ile HDP’nin içini kaçırmak istiyor olabilir. Seçim Hükümetine girmesin diye. Bir Tezkere ile iki kuş yani!
Bizi gömmeye çalıştılar ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı...
(Meksika Atasözü)