Türkiye‘nin sorunlar listesinin ilk sırasında bulunan soruna çözüm arayışı başladı ya, daha ilk günden "Acaba bu defa yolunu kesmek için ne/ler yapılacak?" diye yüreğim pır pır ediyor...

O soruna çözüm arayandan daha fazla, bulunan çözümleri devre dışı bırakmaya çalışan var çünkü...  Geçmişten biliyoruz, ne zaman uzun süreli bir ateşkes olsa, ya da silâhların bırakılmasıyla sonuçlanabilecek bir yola girilse, ardından terörün iyice zıvanadan çıktığına hepimizin tanıklık edebileceğimiz türden gelişmeler yaşandı. En bilineni yazayım: Bingöl‘de 33 eri böyle bir ortamda (24 Mayıs 1993) kaybettik...   Bir ara CHP‘nin neredeyse tek iddia konusu ‘dokunulmazlık kalksın‘ olduğu için biliyoruz: Seçilmişler için yargı süreci seçildiği gün durduruluyor; ister siyasi bir suç işlemiş olsunlar, ister adi bir suç, dokunulmazlık zırhı her milletvekili için geçerli oluyor. İyi de, DTP milletvekilleri nasıl oluyor da aslanın ağzına atılıyor? Anayasanın başka milletvekilleri için işletilmeyen iki maddesine dayanarak savcılar neden sadece DTPli milletvekillerini mahkemeye celp etme çabasındalar? Neden TBMM Başkanlığı savcılıklara bu yolda yaptıkları talepleri yasama dönemi sonuna bırakmayı tavsiye etmek yerine, DTPli milletvekillerine "Git, ifade ver" uyarısında bulunuyor? Garip bir iş gerçekten... 1994‘te milletvekillerinin yaka paça götürülmesine direnen bir Meclis Başkanı vardı, hakkını yemeyeyim: Hüsamettin Cindoruk... Demokratik gelenekler açısından yüz kızartıcı olay onun yurtdışında bulunması sırasında yaşanabilmişti. Bugünkü Meclis yönetiminden en az onun demokratik refleksini göstermesini bekliyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan da DTPlilere uyguladığı görüşme ambargosunu kaldırsa herhalde iyi olacak. Hatırlatmaya gerek var mı, bilmem: Çözüme ne kadar yakınsanız, provokasyonlara o kadar açıksınız demektir...

Muhabir: Haber Merkezi