İstanbul da 28-29-30 Mayıs tarihleri arasında Müslüman Topluluklar Birliği toplantısı yapılmış ve Türkiye ESAM (Ekonomik ve Sosyal Arastırmalar Merkezi) bu olaya ev sahipliği yapmıştır. 35 ülkeden 150 nin üstünde seçkin yabancı misafirin ve Türklerin de katılımı ile başarılı bir toplantı gerçekleşmiştir.
Uyanma Zamanı:
Avrupa sömürgeciliği ve yayılmacılığı; özellikle 18. Yüzyıl dan bu yana çok artmış ve ABD nin de bu akıma katılması ile dünya çapında bir emperyalizm hareketine dönüşmüştür. 20. Yüzyılda eski dengelerin mimarı olan üç büyük imparatorluk yıkılmıştır. Bunlardan birisi de Osmanlı İmparatorluğu dur. Osmanlı nın çöküşü ve parçalanması ile Dünya Müslüman ülke ve toplulukları tamaman himayesiz kalmışlardır. Sadece Müslümanlar değil, diğer üçüncü dünya ülkeleri de yardım isteyebilecekleri bir güçten, fırtınada sığınabilecekleri bir limandan mahrum kalmışlardır. Batı sadece Osmanlı yı yıkmakla kalmamış, onun öz anavatan topraklarını da istila etmeye kalkmış ve inanılmaz bir direnişle karşılaşmıştır. Bizlerin, Anadolu yu kurtarmak için yapmış olduğumuz Çanakkale savunması ve Kurtuluş Savaşımız, Dünya savaş tarihinin efsaneleşmiş olayları haline gelmiştir. Cumhuriyet kurulalı 85 yıl olmasına rağmen, bize yapılan saldırılar durmamış, bitmemiş sadece şekil değiştirmiştir. İslam dünyası ise hem kolonileştirilmiş hem de sömürülmüştür. Yarım asır sonra bağımsızlıklarına kavuşanlar bile hiç bir zaman tam güvencede olamamışlardır. Yirminci yüzyılın sonundan itibaren "Büyük Egemen Güçler", yeni bahanelerle Müslüman topraklara yönelmiştir. İlk defa Afganistan, sonra Ortadoğu nun çeşitli ülkeleri üstünde yeni saldırılar başlatılmıştır. Bunlar ateşli, silahlı saldırılardır ama bu arada iki asırdır yapılan başka saldırılar da mevcuttur.
Yeni Dünya Düzeni, özellikle İkinci Dünya Savaşı ndan sonra pek çok sahada hegemonya kurmuştur.
1- Siyasi kontroller- direkt veya endirekt olarak
2- Ekonomik ve finansal kontroller- Dünya Bankası, IMF ve diğer mali kuruluşlar organizasyonu ile,
3- Teknolojik kontrol- teknolojik gelişmelerin büyük bir kısmını kendi ellerinde tutarak ve paylaşma konusunda son derece cimri davranarak, teknolojik üstünlüğün hakimi oldukları imajının dünyanın her yerinde yerleşmesini sağlamak yolu ile,
4- Ulaşım, yolları, vasıtaları ve onlarla ilgili fiyat tespitleri yapma yolu ile,
5- Medya: yazılı basın, televizyon, radyo ve her türlü iletişimi ellerine ve kontrollerine geçirerek, dünyadaki "imaj" ve "etki" kontrollerini ele almak yolu ile,
Dikkat edilecek olursa, bu gelişmeler dünya devletlerini ve gelişmekte olan ülkeleri bir ağ gibi sarmıştır. Hatta bir biri içine geçmiş ağlar tabakası halinde tüm gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkeleri kontrolleri altına almışlardır.
İşte, Globalleşme veya Küreselleşme bu gelişimin bir sonucu olup, 1980 lerden itibaren, olay ve gelişimler bu tabirle anlatılmaya başlanmıştır. Aslında dünyanın kontrolü, bu şekilde belirli ülkelerin eline geçmiştir. Bunlar, yüzyıllarca sömürgecilik yaparak ellerindeki kapitali artıran, dünyanın çeşitli kaynaklarını sömürerek kendilerini güçlendiren ve ondan sonra da Dünya Finans ve Ekonomisi ni kontrol eder hale gelen ülkelerdir.
Aslında ana kontrol, bu ülkelerin içindeki büyük şirketler, uluslararası dev kuruluşlar ve onları yöneten kişilerin elindedir. İşte sorulacak soru da budur: Bu kişiler kimlerdir
Dünyadan tepkiler ve tedbirler:
İkinci Dünya Savaşı ndan sonra bir çok Müslüman ülkesi veya kalkınmakta olan ülkelerin bir araya gelerek "Pakt kurma" girişimleri olmuştur.
Birinci dalga: Daha çok hükümetlerin girişimleri ile yapılan anlaşmalardır. Mesela, Bağdat Paktı, Cento, RCD gibi paktlar Müslüman ülkeleri bir araya getirmiştir ama bu daha çok ABD nin teşviki ile ve komünist tehlikesine karşı olmak üzere yapılanmıştır. Burada nihai amaç, Amerika ve Batı yı korumak için araya tampon teşkilatlar kurarak komünizmden korunmak ve bir de, komünizmin yayılmasını önlemek için "çevirme planı" uygulamak olmuştur.
Bunların yanısıra, Arap Birliği, Afrika Birliği gibi kuruluşlar da oluşmuş ve kendi ülkelerini tehdit ve tehlike olarak gördükleri güçlerden korumak için bir araya gelmişlerdir. Asya ve Latin Amerika birlikteleri de aynı paralelde gelişmiş birlikteliklerdir. Dikkat edilecek husus, bu kuruluşların çoğunun, dış destekli oluşu ve görünüşte kendilerine ama esasta başkalarına daha çok hizmet eder durumda geliştirilmiş olmalarıdır.
İkinci dalga: Özellikle, 1980 lerden sonra küreselleşme ile başlayan gelişmeler karşısında zaman içinde oluşan tedirginlikler ve tedbirler oluşmuştur. Bunlar da özellikle hükümetlerin teşviki ve baş çekmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bunların arasında İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Arap Birliği ve D-8 hareketi en önemli olanlarındandır. Aralarından en önemlisi ve Batı yı en çok endişeye düşürenin de D-8 örgütü olduğu bilinmektedir. D-8, insan kaynakları ve tabii kaynakları çok ve çeşitli olan Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkesini birleştirerek, bir nevi finans ve kaynak gücünün ortaya konmasını hedeflemiştir. Burada da sıkıntı; değişen hükümetlerin hepsinin konulara aynı açıdan ve aynı gayretle bakmamış olmaları ve konuların önceliklerini değiştirmeleridir.
Üçüncü dalga: Özellikle 1990 lardan sonra ve ABD güçlerinin Ortadoğu toprakları üstünde konuşlanmaya başlaması ve yanına İngiltere ve eski sömürgecileri de katarak, yeni bir maske altında sahaya çıkmasından sonra, halklar arasında büyük bir tedirginlik ve kıpırdanmalar başlamıştır. Bu gelişimleri yakından takip eden Milli Görüş partileri,( adları ne olursa olsun ) 1980 lerden itibaren, ilk defa Müslüman ülkeler arasında ve daha sonra da tüm ezilmiş- gelişmekte olan ülkeler arasında bir dayanışmanın elzem olduğuna kanaat getirerek, bizzat harekete geçmişlerdir. Buradaki en büyük fark, 1990 lardan sonra bunun daha çok bir toplum hareketi haline gelmesi ve Müslüman Halklar Topluluğu olarak faaliyet göstermeleri olmuştur.