Uyandıran ve düşündüren bir kitap

Abone Ol

KİTAP okurken ya not alır ya da önemli gördüğüm

cümlelerin altını çizerim. Son okuduğum kitabın altını çizerek okudum.

Neredeyse altı çizilmedik sayfası kalmadı. Hatta her satırını çizdiğim sayfalar

bile var.

Kitabı merak ettiniz değil mi Yazılarında mb simgesini

kullanan Muammer Bilgiç kardeşimin MGV Yayınları arasında çıkan Allah ını

seven Defanstan Ayrılmasın isimli eserinden söz ediyorum.

Yazar, yazılarını dikkatli bir gözlem üzerine kurmuş. Bu

durum keskin bir zekâ, tavizsiz bir duruş ve samimi bir dava sadâkati ile

birleşince görmeye pek alışık olmadığımız sıra dışı, farklı; fakat faydalı bir

eserin ortaya çıkmasını sağlamış. Uyandıran ve düşündüren bir eser.

Yazarın İslâmî kavramlarla düşünme kararlılığı eserin en

belirgin özelliği. Aklı dinamize ediyor, okuyucuyu silkeliyor, gerçekleri

düşündürerek anlatmaya çalışıyor. Hem de zorlamaya girmeden. Tabii seyriyle.

Muammer Bilgiç kardeşimin tavizsiz ve net duruşunda,

Müslümanlığı aileden kolayca değil de, Erbakan Hoca nın mücadelesine ilgi duyup

araştırmaya girerek bir uğraştan sonra İslâmî düşünceyi seçmesine bağlıyorum.

İman ve yaşantı, söz ve öz uyumuna dikkat çekilmesi hemen

hemen eserin bütününe sinmiş durumda. Şu satırları bu gözle inceleyelim:

Biz bu davanın haklılığını çoğunluk olmakta ya da

azınlık olmakta değil, istikamet üzere olmakta görüyoruz. Bir hareketin durduğu

yer namazda tutulan saflarda değil, sınır ötesi operasyonlardaki

müttefiklerinden belli olur.

Allah, Avrupa Birliği diyenlerle İslâm Birliği diyenleri

cuma namazında aynı camide görüp de birbirine karıştıran ağabeylerimize zihin

açıklığı versin. (Sh. 25)

EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR

Kitapta vurgu yapılan en önemli konu istikamet-dosdoğru

olmak . Her sözde, verilen örneklerde, eserin bütününde bu temanın işlendiğini

görüyoruz.

Efendimiz (s.a.v) şu vahyi almıştı: O halde seninle

beraber tevbe edenlerle emrolunduğun gibi dosdoğru ol! (Hûd, 112) Allah Rasülü

(s.a.v) bu ayetin yüklediği sorumluluktan hareketle Hûd Suresi beni

ihtiyarlattı buyurmuştu.

İmam Rabbanî Hazretleri, keramet gösterme teklifinde

bulunanlara, Havada uçmak marifet değil, onu kuş da yapıyor. Denizde yürümek

marifet değil, onu balık da yapıyor; en büyük keramet istikamettir demişti.

Günde 40 kere Fatiha Suresi nde Yarabbi, bizi en doğru

yola ilet (Fatiha, 6) ayetinin tekrar edilmesi sebepsiz değil. Şairin

Dosdoğru Kâbe ye dön demesinin amacı da bu. Yazar, kitabında istikametin her

iş ve tavırda Tevhîd akidesinin merkezi olan Kâbe ye yönelmekle sağlanacağını

vurgular:

Yeryüzünde ilk bina Kâbe dir, ilk şehir de Mekke. Tüm

yeryüzü, hatta insanın ulaşabileceği her yer Hazreti Adem in ve neslinin

Allah a itaatle yükümlü olduğu alandır. Nerede bulunursa bulunsun, insanın tüm

içtenliği ile Kâbe ye dönen her renkten, her ırktan ve her dilden insan İslâm

ümmetinin bir mensubudur. İşte bu insanlar Allah ve Peygamberin önüne

geçmezler. Peygamberin sözünü boşa çıkarmazlar. İnsanların emeğini ve alın

terini sömürerek, servet yığanların getirdikleri haberlere itibar etmezler.

Birbirlerini küçük düşürmek, etkisiz hale getirmek için konutlarına, ofislerine

ya da farklı mekânlara gizli kameralar koyup kusur tespiti yapma yarışı içine

girmezler. Üstünlüğün bir kavme mensubiyette değil, Allah tan gerektiği gibi

korkmada olduğunu bilirler. Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla mücahede

ederler. (Sh. 46)

 

ÖNCE AHLȂK VE MANEVİYAT

Eser, küresel sömürünün kıskacındaki Müslümanın kendi

kelime ve kavramlarına yabancılaştığına dikkat çeker. Düştüğü ikilem ve

açmazları, net olmayan tavrı göstermeye çalışır.  Bu durumdakilere Mehmet Doğan ın Büyük Türkçe

Sözlük ünü okumaya çağırır. Sözlük yeterlidir demiyorum, gereklidir, olmazsa

olmazdır (Sh. 77) ifadesini kullanır. Müslümanlardaki tutarsızlıkları ironik

bir üslûpla eleştirir:

Şükürler olsun biz bu topraklarda doğduk. Hep

muhafazakârız, hep Natotürkçü yüz.

Ramazan ayının ilk sahuru, halkı Müslüman bir ülkeye

yapılan saldırı için hava sahamızı kullandırsak da yılbaşı gecesinde bile domuz

eti yemeyiz. Bırakın etini, adından bile tiksiniriz. Sonra biz

tanımadıklarımızla pek muhatap olmayız, tanıdığımız kim varsa da gıybetini

ederiz. Biz insan eti yeriz. Ne kadar yesek de doymayız, çünkü çok severiz.

(Sh. 121)

Yazar, hayatının değişmesine vesile olan Erbakan Hoca

için de değerlendirmeler yapar. Bir Müslüman, bir muvahhid olarak Erbakan

Hoca nın kötülere ve kötülüklere karşı verdiği mücadeleyi idealize eder. Sömürü

merkezli fikir akımlarına meydan okuyan, faizci ekonomik sisteme köle düzeni

diyen, çözüm için İslâm Birliği ni savunan Erbakan Hoca yı çağının en büyük

devrimcisi (Sh. 178) olarak görüar. İşte, bu değerlendirmelerden bir kesit:

-Önce ahlâk ve maneviyat diyen Necmettin Erbakan ne

muhafazakârdı, ne de demokrat. O muvahhid bir Müslüman dı. Sağcılardan da

değildi. O bir ezber bozucuydu, O bir put kırıcıydı, O bir devrimciydi. Önce

ahlâk diyordu ve O nun ahlâkının en başında kula kulluğu reddetmek vardı.

Önce maneviyat diyordu ve O nun maneviyatının en başında Alemlerin Rabbı nın

hoşnutluğunu her şeyin önünde hesaba katmak vardı. O nun namazı, üç yüz yıldır

kaybedenler kulübünde yer alan bir toplumun alışagelmişlerini terk etmeyi ve

sömürüye dayalı ekonomik sisteme müdahale etmeyi emrediyordu. (Sh. 184)

Eline ve yüreğine sağlık Muammer kardeşim! Yeni

eserlerini bekliyoruz.

 ŞAKİR TARIM