Usulcülerin (Fıkıh Usulü) Kuralları ve Şeriat…

Abone Ol

Kur’an ayı Ramazan boyunca “Kur’an Nizamı ve Mucizeleri” yazılarımızı (18 yazı) yazdık, son yazımızda “Fukahanın içtihatları ve dört delil” üzerinde durduk; bugün de istifade edilmesi dua ve dileklerimizle “Usulcülerin Kuralları” konusu üzerinde duralım…

Usulcülere göre bir şey dil ile ifade edilirse ilim olur, şeriat olur. Resimlerle, işaretlerle, müzikle, sanatla yapılan veya görerek öğrendiklerimiz ilim değildir; cümleye dönüştüğü zaman artık o fıkhın konusu olacaktır. Su 0 derecede erir, bunu bilmek ilim değildir. İlim, ‘su sıfır derecede erir’ cümlesine dönüştüğü zaman ilim olur.

Öyleyse her şeyden önce dile ait ilimler gelişmelidir. Önce dili öğrenmeliyiz.
Dilin oluşturulması var, kullanılması var, anlaşılması ve kavranması vardır. Dil oluşurken mesela uçan omurgalıya ‘kuş’ diyoruz. Biz bunu atalarımızdan öğrendik. Bunu bir cümlede kullanırız. Atalarımızın ona yükledikleri mananın tamamını kastetmeden istediğimiz manaya gelmek üzere kullanırız. Bunlar kesindirler. Yani lügatte yazılan mananın bir kısmını şartsız, bir kısmını da biz dışardan katar ve kendimize ‘kuş’ kavramını oluştururuz. Karşımızdaki bizim kastettiğimiz manayı tıpatıp anlamaz, o da kastettiğimiz mananın bir kısmını alır, bir kısmını da kendisi öyle zannettiği için katar ve bir şey anlar.
Buraya kadar olan olaylar sosyal olaylardır. Hakemlerin huzuruna bu cümle geldiği zaman ihtilaf çıkmıştır. Taraflar o cümlenin manası üzerinde anlaşamamışlardır. Sonunda hakemler de bir şey anlarlar. İşte, dilin böyle dört türlü anlamı vardır.

Fıkıhçıların kurallı olarak bir cümleyi manalandırabilmeleri için bunları bilmeleri gerekir. Usulcüler tasnifler yaptılar, 24 çeşit özelliği ortaya koydular, derecelendirdiler ve kurallarla ortaya çıkan manayı belirlediler. Usulcüler bir de bir cümle ile başka bir cümle arasındakileri belirlemeye çalıştılar. Açıklayanlar; başkalaştırır, değiştirir ve bunların olmadığını açıklar. Bundan sonra tercihlere geçtiler. Böylece usulün birinci kısmını tamamladılar. Daha sonra da hükümleri tasnif ettiler.
Usulcüler hükümler bölümünde şeriatı vazedeni, şeriatın hükümlerini, şeriat hükümlerinin uygulandığı konuları ve şeriatı uygulayanları ayrı ayrı bölümde incelediler.

Şari’ kimdir?
Usulcüler genel olarak esasları koymuş ve kurallar için yol açmışlardır.

a) Kuralları kişi kendisi için kendisi koyar. İnsan Allah’ın halifesidir, O’nun adına içtihat yapar, kurallar koyar, şeriat yapar. Sonra da onun kulu olarak bu şeriata uyar. Bu husus açıkça belirtilmiştir.

b) İkinci şari’ ise akit (sözleşme) yapan taraflardır. Kişiler birbirleriyle akit yaptıkları zaman Allah’la yani toplulukla akit yapmışlardır. Dolayısıyla Allah adına vaz’î şeriattırlar. Akdin şer’iliğinde de ittifak vardır.

c) Ortak vekilin istişareden sonra aldığı hüküm de şeriattır. Herkesi bağlar. Bunlar da vaz’î şeriattırlar.

d) Hakemlerin kararları da Allah’ın kararları kabul edilir, şeriat olur.
Hükümleri de tasnif etmişlerdir. Kamu hukukuna “hukukullah” demişlerdir. Özel hukuka “hukuku ibad” demişlerdir. Roma’da (Roma hukukunda) kamu hukuku yoktur. Ayrıca kamu hukuku olup özel hukukun müdahale ettiği hukuk vardır.
Usulcüler hükümleri vaz’î-teklifi hükümler diye ayırdılar. Sebeptir, şarttır dediğimiz zaman bu “vaz’î”dir. Ama haramdır, helaldir dediğimiz zaman bu “teklifi”dir.

Usulcüler, mantığın çok ötesinde, Batılıların hâlâ bilmediği/bilemediği birçok çeşit hükümleri ortaya koydular. Böylece hukuk mantığını en üst seviyeye çıkardılar. En önemlisi, hükümleri kazaî ve dinî diye ayırdılar. Dinî olan hükümlerde zorlamanın yapılamayacağı ilkesini koydular. İktidarlarının yetkilerini şer’ileştirdiler.

Batı hukuku dini devre dışı bırakmıştır, sebep-sonuç ilişkilerini kurallaştıramamıştır. Usulcüler ise bunları bütün incelikleri ile ortaya koyup üzerine kitaplar yazdılar. Bir örnek sebeple illeti ayırdılar. İllet son sebeptir. Fiil orada başlar ve fail artık onu durduramaz.