Üstad, anne ve babasına sevgi doludur.
Annesinin erken yaşta ölümü ile derinden sarsılır;
“İkinci Dünya Savaşı’nın, kalabalık aileler için ne çetin günler olduğunu onu yaşayanlar bilir. Annem, sessiz ve mütevekkil, bu sıkıntılı günlere katlandı. Ailemizden vefat edenlerin yetimlerine de bütün şefkat kanatlarını gerdi. Savaş yılları bittikten sonra, ben fakülteden mezun olup İstanbul’a memuriyetle geldikten sonra ailemiz İstanbul’a göçtü. Fakat ne yazık ki, bu göçüş ailemize hiç yaramadı. Annem de bir yıl sonra, biraz da söyleyemediği sıla hasreti içinde, elli iki yaşında, 1957’de bu dünyayı bırakıp gitti. Onun gidişiyle, ailece bir hayli sarsıldık. Bir daha toparlanamadık diyebilirim.”
Sezai Karakoç, çocuklara yaşadıkları günlerin kıymetini bilmelerini, çocukluklarını doya doya yaşamalarını öğütler. Kendi çocukluğundan bahisle çocuklara oyun konusunda tavsiyelerde bulunur:
"Çocuklar gözünüzü açın
Gün gelip iş işten geçer
Çember çevirmeyi unutmayın
Yapı aralıklarından bakmayı da
Çocuk dediğin bir eksik yanı olmalı
Ki ilerde vakit kalsın iyiliğe
Ben erginliği çocukluğumda yaşadım
Şimdi bilmiyorum niye"
Annesi Emine Hanım, kavi bir imana sahiptir. Nitekim Sezai Karakoç, inanç bağlamındaki köklü şekillenmesini annesine borçlu olduğunu, "Çocukluğumuz" başlıklı şiirinde şöyle dile getirir:
"Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, O'nun, O sonsuz iyilik güneşinin teriydi
Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus"
Anne motifi çocuk için mihenk noktasıdır. Sığınılacak bir kucak. Karakoç kaybettiği annesinin ardından şu mısraları kaleme alır:
"Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde siyah bir çubuk
Ağzında küçük bir leke"
Yetişmesinde babasının etkisini ustalıkla anlatmaktadır:
"Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
Binmiş gelirdi Ali kır ata
Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
Asya'da, Afrika'da, geçmişte gelecek
Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü"
Ne var ki ille de anne motifi, onun çocukluğunda baskın unsurdur;
"Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun"
Karakoç daha dört yaşındayken kendi kendine okuma yazma öğrenir. İlk orucunu ise daha okula başlamadan önce tutar:
"Üzüm kurusuyla açılmış oruç
Başına çiğ yağmış namaz
Bu fırtınanın önünde
Bunlardan başkası duramaz"
Hayatın merdivenlerini tırmanmayı yatılı okullarda okuyarak sürdüren Karakoç, yıllar sonra çocukluk günlerine dönerek "Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri"ni yazmaktan kendini alamaz:
"Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri".