Hani 28 Şubat döneminde çok satan gazeteler, sürmanşetten
hep üst düzey bir general den bahsederdi ya Ben de o döneme atfen Türkçe ezan
konusundaki özlemini dile getiren bir üst düzey general den söz etmek
istiyorum.
Çünkü bu köşeyi onun adını anarak kirletmek istemiyorum
açıkçası.
MGK kararlarının deşifre edildiği metinde, 9 saatlik
toplantının ardından bu üst düzey general Türkçe ezan konusundaki haz zını
ve çocukluğunda yaşadığı heyecanı nı paylaşmış.
Takdim yazısının girişinde öncelikle maksat ını
belirtmiş:
Anayasalı rejimi işleterek demokrasiye sahip çıkmak!
Hatta diyor ki bu üst düzey general ,
Demokratik sistem dışında arayışlar her daim kaos
olmuştur.
Ne zeka ama!
Adam bunu bir atanmış olarak seçilmişlerin yüzüne
söyleyebiliyor. Karşısında oturanlar seçimle gelmiş bir başbakan ve yardımcısı
Omuzlarında yıldızlı apolet olduğu halde üstelik asker kıyafetiyle sivil
irade ye kafa tutuyor. Yani bu üst düzey generalin tutumu kaos oluşturmuyor
nedense!
Üst düzey komutan bununla da yetinmiyor.
556 sayılı kanunda din istismarı yapmak vatana ihanet
olarak kabul edilmiştir diyor.
Din istismarını yapılıp yapılmadığına bırak yargı karar
versin. Adalet ne gün için var Bir savcı edasıyla, üstelik devleti yönetenlere
karşı parmak sallamasını ne ile izah edeceksiniz
Yani darbeye teşebbüs etmek, Sincan da tankları
caddelerde göstere göstere yürütmek vatana ihanet sayılmıyor öyle mi
Üst düzey general, laiklik anlayışının bu olduğunu
söylüyor. Yılların siyasetçilerine demokrasi dersi vererek ayrıca kara mizah
örneği sergilemiş bilmeden(!).
Fransızları hayrete düşüren laiklik dersi veriyor zahir,
Laiklik ilkesinin bozulması Ezanın Türkçe okunmasından vazgeçmesiyle başladı
diyor Sosyologları kıskandıran müthiş bir çözümleme önerisi getiriyor.
Demek ki, laiklik kavramını icat eden Fransızlar
öncelikle işe Türkçe ezan okuyarak başlamış.
Demek ki, hepimizin bildiği gibi, Fransızların laiklik
yorumu Bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız
olmasını savunan prensip şeklinde değilmiş.
Ama koskoca üst düzey general den çok mu daha iyi
bileceğiz! Eğer Laiklik ilkesi Ezanın Türkçe okunmasından vazgeçilmesiyle
başladı diyorsa, vardır bir bildiği!
Çocukluğuna dönüyor bu üst düzey general :
Benim hala kulaklarımdadır, Ezanın Türkçe okunurken
duyduğum huşu ve heyecan.
Bu nasıl bir deha ki, küçücük yaşlarda laiklik
kavramını özümsemiş ve dahi ezan ın Türkçe okunması konusunda hüküm
verebilecek bir derinliğe sahip!
Peki, aynı huşu ve heyecan ı bu millet niye
hissetmedi
Düşünün, Fatih Camii minaresinden ilk Türkçe Ezanı
seslendiren Hafız Rıfat, eline alelacele tutuşturulan kağıda bakarak ezan
okumuştu. Muhtemelen Hafız Rıfat Efendi de heyecan duymuştu. Ama korkudan.
(1932)
Millete Türkçe Ezanı benimsetmek için resmi kanallardan
öylesine baskı yapıldı ki, Türkçe ezan tüm Türkiye de mecburen- okunur hale
geldi o dönem.
Bu nasıl bir heyecan ve huşu duygusudur ki, Türkçe Ezana
ilk tepki, Bursa dan gelir.
Yüzlerce Bursa lı vatandaş Ulu cami önünde gösteri yapar.
Olayların büyümesi üzerine İzmir e gidecek olan M. Kemal karar değiştirerek,
Bursa ya hareket edecektir. Hatta bu eylemleri yapanların irticacı olduğunu
söyleyecek ve dini siyasete alet etmek isteyenler diyerek suçlayacaktı.
Hızını alamayan M. Kemal, ezanın asli şekilde okuyanların
idam edilebileceğinden bile söz eder ve hatta okuyanları ağır bir şekilde
cezalandırır.
Halbuki Türkçe ezan konusunda mevcut bir yasa
bulunmamasına rağmen, yüzlerce kişi ceza ve işkence gördü. Arapça ezan
okuyanları cezalandırmak için yasa bile çıkarıldı.
Normal Arapça ezan okuyanlar Ceza Yasasında yapılan bir
değişiklikle, 6 aya kadar hapis 200 liraya kadar da para cezasına çarptırılır.
Demek ki, o korkunç dönemde bizim minik paşamız, huşu
ve heyecanla Türkçe ezanı dinliyormuş.
Devam edelim.
Peki, üst düzey generalin ülke güvenliği ve selameti
açısından, sokaklarda çarşaflı kadının olmaması gerektiğini savunan cümlesine
ne demeli
Düşünün bu ülkenin güvenliğinden sorumlu üst düzey bir
general, sınırda, dağlarda eşkıya peşinde koşacağına, sokaktaki çarşaflı bir
kadının ülke güvenliğini bir tehdit unsuru olarak gösterebiliyor.
Bu ülkenin gerçeklerini hâlâ öğrenemedi bunlar.
Ezanın aslını tahrif ederek, bozarak Türkçe ye
indirgeyenler çoktan tarihin tozlu raflarında kalmaya mahkum oldular. Onlara
cezasını bu millet sandıkta boğarak vermiştir.
Zaten en büyük ceza; unutulmak değil midir
Neyse Bu hamur çok su götürür. Ben şimdi televizyonun
başına geçip ayaklarımı uzatacağım ve Karadayı dizisini izleyeceğim. Bakalım bu bölümde neler olmuş neler