İslâm ülkeleri ateş çemberinde alev alev yanıyor. Bu yangını kim tutuşturdu? Yangına benzin dökenler kimler? Dünyadaki ekonomik, sosyal, politik sıkıntıların kaynağı neresi? Bu gibi soruların cevabı için çoğu defa, “üst akıl” denilip geçiştiriliyor. Peki, “üst akıl” kim? Bu soruya da farklı farklı cevaplar veriliyor: Amerika, İsrail, İngiltere, Yahudilerden mürekkep bir komite, vs… “Peki sana göre üst akıl kim?” diye soracak olursanız, cevabım şu: Bana göre üst akıl, İngiltere’dir. Daha doğrusu İngiliz Yahudileridir. Gerçekte son 350 senedeki mühim hâdiselerde hep onların parmak izini görürsünüz. Büyük savaşlarda, ihtilâllerde, ekonomik krizlerde…
İngiliz tarihçi StuartLaycok’un yaptığı araştırmaya göre dünyadaki 192 ülkeden sadece 22’si İngiliz sömürgesi olmamış. Bu tarihçiye göre, 170 ülke, az ya da çok İngiliz sömürgesi altında kalmış. Buna, şu anda ismi ABD olan Kuzey Amerika da dâhil. 1607’den itibaren Amerika’da koloniler kuran İngiltere, zaman içerisinde kolonilerin sayısını 13’e yükseltti. Kolonilerde vergileri yükseltmesi üzerine, bu kolonilerde yaşayanlar 1775’te İngiltere’ye karşı bağımsızlık savaşını başlattı. 1783’e kadar 8 yıl devam eden savaşta, “sözüm ona” (Bu “sözüm ona” sözünü birazdan açacağım) kazanan taraf o bağımsızlık savaşını veren halk oldu ve neticede ABD kuruldu.
İngiltere, koca Çin’e, Hindistan’a da el atmış, bu uçsuz bucaksız topraklar üzerinde yaşayan yüz milyonlarca insanı âdeta köleleştirmiştir. Hindistan’da afyon üretip, bunu Çin pazarına süren İngiltere, hem muazzam para kazanmış, hem de Çinlileri uyuşturarak kendilerine mukavemet edemez hale getirmişlerdir. Bu uyuşmuş Çin ordusu ile yapılan savaşlarda, kazançlı çıkan taraf hep İngiltere olmuş ve 1842’den itibaren yapılan bütün anlaşmalar hep Çin’in aleyhine olmuştur. Bunlardan biri de Hong Kong adasının yönetiminin yüz yıllığına İngiltere’ye devridir.
Yaklaşık iki yüzyıl içerisinde İngiliz sömürgesi olan 60 ülke “sözüm ona” bağımsızlığını kazanmıştır. Şimdi şu meşhur “sözüm ona” sözüne açıklık getirip konumuza öyle devam edelim: İngiltere, bir ilim dalı haline getirdiği “köleleştirme” taktikleriyle, el attığı ülkeyi kendisi var olduğu müddetçe İngiliz menfaatlerine bağlı hale getirmeyi başarmıştır. Bakınız, Hindistan’ın kanını, iliğini sömürmesine rağmen bugün o topraklarda İngiltere’ye karşı ciddi bir reaksiyon göremezsiniz. Aynı durum, diğer sömürge ülkeleri için de geçerlidir. BM’yi kuran İngiltere’dir ve “Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyeden müteşekkil olması” da yine bu ülkenin icadıdır. Onlardan Amerika, Çin eski sömürgesidir. Rusya her zaman İngiltere’nin güdümünde olmuştur. Fransa da öyle…
Koca Osmanlı Devleti’ni paramparça eden fitneleri tezgâhlayan İngiltere’dir. Ortadoğu’nun başına bela olan İsrail’i kurduran İngiltere’dir. Bir zamanlar sömürgesi iken bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin başına, kendilerine itaat edecek kişileri getiren ve yönetimi o şekilde dizayn eden İngiltere’dir.
Buraya kadar çizdiğimiz tabloya bakınca, insan “vay canına!” deyip dehşete kapılıyor, değil mi? Olup bitenlere Kur’an gözlüğüyle bakmayınca öyle… Gerçekte bu üst akıl, pis akıldır. Tıpkı şeytan ve onun tuzakları gibi. AllahuAzimüşşan, gurura kapılan şeytana kıyamete kadar yaşama izni vermiştir. Ancak ona bir güç vermemiştir. Onun tek yaptığı insanlara vesvese vermek, yanlış istikamete sevk etmek, insanları Cehenneme götürecek yolları göstermek ve o yolları şirin göstermektir. Müslümanın çekeceği bir tek “Euzu Besmele” ile şeytanın bütün bu vehmî gücü yok olup gider.
“İnsanlık ne zaman huzura kavuşacak?” Diye sorulacak olursa, cevabım şudur: İngiltere diz çökünce… O ne zaman olur? Müslümanlar, güç ve kuvvet sahibinin yalnız ve yalnız Cenab-ı Hak olduğuna inanınca ve başkasında “zerre kadar güç” olduğunu düşünmenin şirk olduğunu kavrayınca…