Üslupsuzluk

Abone Ol

“Üslûbu beyan, aynıyla insan” şeklinde dilimize yerleşmiş veciz bir deyiş vardır. Bir insanın kişiliğini belirleyip tanımlamada neredeyse ölçü olarak başvurulur bu söze. Üslûp ile insan arasında doğrudan bağlantı kuran bu veciz deyişi, sadece birey olarak insan ile sınırlı tutarsak anlamını eksik ifade ederiz. Çünkü üslûp soyut bir değer ölçüsü olarak görüldüğü gibi insan sözcüğü de somut herhangi bir birey ile sınırlı tutulamaz. Bir bakıma insan sözcüğü genel bir türün adı olduğu için, o da soyut bir kategori ya da kalıp şeklinde anlaşılmalıdır.

Üslûbun soyut mahiyette olması, münferit olay ve olguları içerme bakımından gereklidir. Münferit olay ve olgular sınırlıdır, somut ile doğrudan ilişki içinde oldukları için birinin diğerine ölçü olması beklenemez. Bu bakımdan üslûp sayısız olay ve olguları, somut olanları içerir ama onlarla kayıtlı ve sınırlı tutulamazlar. Birbirlerinden bütünüyle farklı olay ve olgular üslûbun içeriği olarak kullanılırlar. O zaman bir değeri, anlamı ifade ederler ya da oluştururlar. Bu takdirde, yani üslûp mahiyet ve niteliği kazandıkları takdirde, bir faile, özneye, kısacası insana bağlanabilmeleri imkan dahiline girer.

Sanatta, edebiyatta üslûbu temel iki unsura dayandırmak mümkündür. Bunlar biçim ve özdür. Biçim, deyim yerindeyse, somut unsurların kullanımına dayanırken, öz soyut, ruhsal ya da manevi mahiyette tecelli eder. Kelimeler, mısralar, kafiyeler ya da uyaklar, hece ya da aruz ve serbest vezinler vb. bir şiirin biçiminin kuruluşunu sağlayan unsurlar, malzemeler veya şekillerdir. Öz, düşüncedir, ruhtur, maneviliktir vb. Biçim ve öz, birbirini tamamlayıcı bir uyum ve denge içinde birleşmişse, bunu üslûp şeklinde tanımlayabiliriz. İşte bu üslup, ibda ve inşa eden sanatçıya, edebiyatçıya götürür bizi. Onun kendine özgü kişiliğini belirleyen, diğerlerinden farklılığını ortaya koyan ölçü niteliğini oluşturur.

Sanatta olduğu gibi, ahlak alanında da, siyaset alanında da aynı değerlendirmeyi ve ölçüyü gözlemleyebiliriz. Ahlak ve siyaset alanında üslûbun tezahürü davranış ve sözde kendini gösterir. Söz konusu davranışlara bakarak davranış sahibinin ahlaki ya da siyasi kişiliğini tespit edip belirlememiz imkan dahiline girer.

Meseleyi daha geniş açıdan da irdelemek mümkündür, hatta gereklidir. O da uygarlık bağlamıdır. Sanat, ahlak, siyaset, toplumsal örgütlenme, iktisadi faaliyet, kültürel etkinlik ve yaşama tarzı ya da sanatında, üslûp ile öznesi olan insan arasında kurulan bağ uyumlu, dengeliyse, o uygarlığın mahiyet ve niteliği hakkındaki değer ölçüsünün olumlu, kuşatıcı olduğu kanaatine ya da yargısına varabiliriz. Üslûbu hoyrat, savruk, yetersiz, sekter bir uygarlık, eğer mümkünse, öznesi olan insan bakımından da malûl bir mahiyette, özde, nitelikte tezahür etmekten kurtulamaz.

Sanat ve ahlak alanındaki tezahürü mahfuz tutarak, siyaset alanında tezahür eden üslûba baktığımızda, hoyratlık ve savrukluğun başat nitelikte seyrettiğini belirlemek durumundayız. “Kişi noksanını bilmek kadar erdem olmaz” mealinde bir deyişi buraya iliştirmekle yetinelim, şimdilik!