Toplumun ekonomik çıkmazların ve siyasi çatışmaların içine sürüklendiği bir dönemden geçiyoruz. Siyasiler kutuplaşmayı tetikleyecek tartışmalarla gündeme damga vururken halk biriken kira borçlarını, çocukların okul masraflarını, ailenin temel giderlerini karşılaşabilmek için çare arıyor ve ek iş talebinde bulunanların sayıları gittikçe artıyor.
Otuz yıl önce evin erkeği elde ettiği kazancı ile ailenin geçimini sağlayabiliyordu ama bugün bir ailenin geçimini asgari düzeyde sürdürebilmesi için iki ya da üç kişinin çalışması gerekiyor. Mevcut imkânları kullanarak çözüm üretmeye çalışan insanlar, ağır bir yükün altında eziliyor. Semt pazarlarında, marketlerde karşılaştığınız insanların gözlerine baktığınızda bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Fakat siyasilerimiz işin bu tarafıyla pek ilgili değiller onlar dikkatlerini yaklaşan seçimlere çevirmiş ve halkı yanlarına çekebilmek için birbirlerine yükleniyor ve yaralayıcı, kutuplaştırıcı, rencide edici bir üslupla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bir araya gelip çözüm üretmek yerine birbirlerini sözle döverek gözden ve gönülden düşürmeye çalışıyorlar.
Yöneticilerimiz yoksulluk yok diyor, değişimden ve ekonomik refahtan bahsediyor ve aydınlık günlerin yakınımızda olduğunu ifade ediyorlar. Fakat başımızı çevirdiğimiz her noktada yoksulluğun izlerini görüyoruz ve o güneşli günlere ihtimal veremiyoruz.
Ülkenin ekonomik ve siyasi alanda güçlü ve istikrarlı bir noktaya ulaşabilmesi için siyasilerin güç birliği içinde olmaları gerekir fakat onlar dışlayıcı ve kutuplaştırıcı üslupları ile birbirlerini itmeye devam ediyorlar. Taraftarlar ise bu kutuplaştırıcı üslubu modelliyor ve sosyal medya araçlarını kullanarak kendileriyle aynı siyasi görüşü taşımayanlara karşı kin ve nefret kusuyor ve tehditler savuruyorlar.
Farklı siyasi görüşlere sahip olan siyasi aktörler, ülkenin sorunlarını çözüme kavuşturmak için bir araya gelip çözüm üretmeleri gerekir fakat bu kişiler stadyumda bir araya gelmiş iki karşıt takım gibi hareket ediyor ve birbirlerini sözle döverek halkın gözünü boyamaya çalışıyorlar.
Siyasi alanda müthiş bir holiganlaşma hâkim ve parti liderlerinin kullandıkları üslup ne yazık ki sadece olgun yaştaki bireyleri değil gençleri hatta çocukları da büyük oranda etkiliyor. Gençler içselleştirdikleri bu çatışmacı dili sosyal medyada ya da bloglarda kullanarak kalıcı hale getiriyorlar. Bu yaklaşım insanların gönlündeki muhabbeti öldürüyor ve aralarından su geçmeyecek kadar yakın olan dostlar artık ilişkilerini oy verdikleri parti üzerinden kuruyor ve çatışıyorlar. Ülkemizde politikacıların kullandıkları bu kutuplaştırıcı dil, siyasetin öznesi haline geldi. Artık politikacıların halkı ikna etmelerine gerek yok, seslerini yükselterek insanların dikkatlerini karşı tarafa çevirdiklerinde, halk maruz kaldığı sorunları unutuyor ve sağlıklı düşünemez hale geliyor. Meydanlarda yapılan atışmalara kulak kabartan halk ardı sıra gelen zamları, biriken kiraları, ödenmemiş borçları bir tarafa bırakıp duygusal bir handikaba kapılıyor ve boyun eğecek kıvama geliyor. Yukarıdakiler seslerini yükselttikçe aşağıdakiler seslerini kısıyor ve edilgen nesnelere dönüşüyorlar.