Enkaz yığınları arasından sağ olarak çıkarılan insanların gözlerindeki umuda ortak olmaya çalışırken acıyı ezerek geçen bir sesle irkildim. Bir anda her şey değişti… Keskin ve tiz bir ses afet bölgesinde bir araya gelen binlerce insanın merhametinin üzerine karanlık bir sis gibi yayılıverdi. Eski AKP milletvekili olduğu söylenen hanımefendi İstanbul Belediye Başkanı’na doğru yürüyerek ağır hakaret ve tehditler savuruyor ve kendini öne doğru atmış saydırdıkça saydırıyordu. Kadın kontrolünü kaybetmiş gibiydi ve avazı çıktığı kadar bağırıyor ve çiftliğine dalmış hırsızı yakalamışçasına, “Defol git” diyordu… Bunca karmaşanın, bunca acının ve yüreklerimizi yakan ağıt seslerinin arasında böyle bir konuya değinmenin yersiz olduğunu düşünebilirsiniz ama son yıllarda bu tür tavırlara o kadar sık rastlıyoruz ki, bu konuda hepimizin vakti gelince söyleriz deyip kaldırdığımız birkaç sözümüz var…
İktidar partisiyle uzaktan yakından bağı olan kişilerin kendilerini her şeyin hâkimi olarak görüp hiçbir hak hukuk tanımadan insanları ezerek geçmelerine hemen her yerde tanık oluyoruz. Eğer siyasi alanda bir yetkinliğiniz varsa ya da olanlarla yakınlık kurmuşsanız bütün sınırları delip sesinizi yükseltebiliyor, istediğiniz kişiyi istediğiniz şekilde tehdit edebiliyor ve yerleşik bütün kuralları yıkıp varlığınızı hissettirebiliyorsunuz... Ne ilginç değil mi? Hepimizde rahatsızlık uyandıran bu görüntüler o kadar çiğ, o kadar avam duruyor ki, kardeşlerimiz kendi elleriyle kuyularını kazıyorlar. Zira artık insanlar nezdindeki itibarlarını tamamen kaybettiler ki, seslerini bu kadar yükseltmelerinin nedeni de sanırım bundan kaynaklanıyor…
İfadelerimi yanlı bir şekilde değerlendirip ahkâm kesmeye kalkmayın, taraf tutmuyorum, tavrım şahıslara değil kullanılan üsluba yöneliktir… Hanımefendinin muhatabına söyleyeceği sözü olabilir ki, bunu uygun zamanda ve unvanına uygun bir üslupla dile getirebilir hatta muhatabı ile yüzleşebilir buna diyecek sözümüz yok. Fakat toplumun bütün fertleri şehirle birlikte ölen insanların yaslarını tutarken bir kişi çıkıp, içsel çatışmalarına, komplekslerine ve çıkar ilişkilerine göre hareket edip şiddeti tetikleyecek eylemler sergileyemez, sergilememelidir. Ben şahısların değil bu kaba üslubun, bu adap, nezaket, anlayış ve vakardan yoksun olan bu tavrın karşısındayım ve muhabbetimizin olduğu gibi kavgalarımızın da bir çerçevesinin, bir asaletinin olması gerektiğine inanıyorum.
Bizimle aynı inanca, aynı düşünceye, aynı ideolojiye sahip olmayan insanlarla ilişkilerimizde kullandığımız üslup, bizim kişisel olgunluğumuzu, hakkaniyet anlayışımızı ve ötekinin sınırları ile ilgili algımızı ortaya koyuyor aynı zamanda. Dostlarımızla her durumda el sıkışırız, aramızda mesafe olan kişilerle ilişkilerimizde ise aynı yakınlıkta olmasak da acımızda ve neşemizde bir araya gelip makul bir şekilde konuşabiliriz. Bunu başarabilmeniz için merhametinizin ve hak duygunuzun gelişmesine engel olan faşist kırıntıları söküp atmanız ve bütün insanların kalplerinde sevgiye açılan bir kapının olduğunu kabul edip buna uygun davranmanız gerekir. Biliyorsunuz Sevgili Peygamberimiz insanlarla ilişkilerini bu model üzerine kurdu ve hayatının son noktasına kadar insanların özünde mevcut olan bu kapıyı açabilmek için çaba gösterdi ve muhatabı kim olursa olsun haklarına saygı gösterdi.
KOMPLEKSLERİMİZ BİZİ AŞAĞIYA ÇEKİYOR
Hatırlarsınız… Birkaç yıl önce Almanya eski başbakanının halkın alışveriş yaptığı semt pazarında meyve seçerken görüntülenmiş resimleri yayınlanmıştı. Söz konusu kişinin küresel organizasyonun içinde yer aldığını ifade edebilir ve şahsın Müslüman halklara karşı ikircikli tavrına gönderme yapabilirsiniz ki, bu konuda elbette hemfikiriz ancak burada üzerinde durduğum husus bir ülkenin başbakanının yaşam şeklini halkı ile aynı standarda indirgeyebilmesidir. Nitekim o görüntülerde sade bir kıyafetle evinden çıkıp semt pazarında halkla birlikte meyve seçen bir hanımefendi vardı. İnsanlar tarafından dikkat çekmeye ihtiyaç duymuyordu, içsel çatışmalarını, komplekslerini onarmak için sesini yükseltip bakışları üzerine çekmiyordu. Başkanlık kimliğini işini icra ettiği mekânda bırakmış ve vatandaş kimliği ile halkın arasına katılmıştı ve onlarla aynı şartlarlarda yaşıyordu. Halktan biriydi ve alışverişini yapıp evine gidecekti. Bu görüntüyü konforlu hayatları ile halka tepeden bakan siyasetçilerimiz ve onların ellerini dahi kıpırdatmadan büyük servetler elde eden oğulları, kızları kritik etmeli ve halkları ile yan yana gelmeden başarıya ulaşamayacaklarını bilmelidirler. Bilirsiniz bizim siyasetçilerimiz halkın bulunduğu alanlara pek uğramazlar eğer uğramışlarsa da seslerini yükseltir, emir verir, eleştirir ve varlıklarını mutlaka hissettirirler. Onlar şaşaalı saraylarda, konforlu mekânlarda yaşar, alışveriş için uçak tahsis edip Amerika’ya uçar, mağaza kapatır ve kibirleri ile halklarını ezip geçerler. Bizim mahallede işler böyle yürür.