Üsküdar’ın Ezanları

Abone Ol

1976 yılında İstanbul’a geldiğimizden beri Üsküdar’dayız. Çıkmadık. Biraz da dededen, ya da akrabalarımızdan gelen bir durum. Dedem Şemsi Paşa Medresesinde okumuş. Mehmet Amca ile teyzem İstanbul’a yerleşmişti. Abdülhamit Amcamın Kadıköy Arap Mezarlığı yanında gecekonduları vardı. Ayrılık Çeşme’nin hemen yanı başında. Oradan Küçükçamlıca’ya kadar boş araziydi. İstanbul’a ilk gelişim geçici olarak iki yıl üst üste iki yaz geldim.

Üsküdar’a yerleştikten sonra maneviliği bizi iyice kuşattı. Geldiğimizden beri ayrılmadık.
Evdeki Yabancı’da yer alan ve sonrasında da devam eden öykülerim Üsküdar ruhunu ve soluğunu taşıyor. Bu, Cemal Süreya’nın öykülerime bakışına da yansımıştı.

Üsküdar camileri, sokakları, bağdadi evleri, sokakları bizi içine çekmişti. Tabaklar Mahallesi Mezarlık Sokakta oturuyorduk, bekârdık. Annemizi de yanımıza aldık, Üsküdarlı olduk.

Sabahları balkona çıktığımızda Üsküdar Yeni Cami’de sabah ezanı okuyan Hafız Yusuf Gebzeli’nin ezanını özellikle dinliyorduk. Cuma namazları iç ezanı okurdu. İnsanın içini titretiyordu. Karşımızda Atik Valide Camii, ara sokak camileri, Tabaklar ve diğerleri. Kiracıydık, birkaç ev değiştirme durumunda kaldık ama hep aynı mahalle veya çevredeydik. İşlerimizi tasfiye ettikten sonra başımızı sokacağımız bir hanemiz oldu. Şakirin Camii’nin karşı sırasında, Karacaahmet Mezarlığı’na bakıyoruz. Hemen her gün bir biçimde mezarlığın içinden geçiyorum Çiçekçi’ye doğru. Yaman Dede ve oradakilere Fatiha okumak nasip oluyor, tabii ki cümle geçmişlerimiz ve öncülerimiz için de.

“Üsküdar ezanları” başlığını özellikle yazdım. Artık Üsküdar ezanları değil de bir merkezde okunan bir ezan süreci başladı yakın zamanda. Evimin terasına çıktığımda ya da pencereyi açtığımda, bir gün saydım, tam on dört ayrı camiden ayrı ezan sesleri geliyor. Müthiş bir armoni. Özellikle de gürültüsü olmayan sabahları. Şakirin Camii evimin hemen az ötesinde, çaprazında, çok güzel değişik seslerden ezan dinlerdik. Civarımızda Karacaahmet, Çiçekçi, Tabaklar, Körbakkal, Atik Valide, Karacaahmet Mezarlığı içinde Şehitler camileri. Bunlar ilk aklıma gelenler. Bir de adını bilmediklerim, hatırlayamadıklarım var. Namaz saatinde ezanlar okununca tam anlamıyla bir armoni oluşuyordu. Oluşuyordu, diyorum çünkü bir süredir merkezi ezana geçildi. Doğrusu bu durumu yadırgıyorum. Zaten hoparlörde okunan mekanik ezanın teke indirilmesiyle tamamen belli kişiler ezan okuduğunda duygu azalması oluyor.

Ezan kulaktan çok gönle hitap ediyor. Hele çıplak sesler çok daha etkili oluyor. Doğrudan insan tekine hitap ediyor. Ezan sesi etkilidir. Bu duygudan mahrum olanlar ezanla yüzleştiklerinde derinden sarsılıyorlar. Şair bir dostum Bostancı civarında oturuyor, bir ara davet ettim, Üsküdar’da Çınaraltı’nda oturduk. Yerinde şimdi Kızkulesi görselli şelalenin olduğu yer. Orada kitapçılar ve çay ocağı vardı. İkindi saatinde Mihrimah Sultan Camii ile karşısındaki Yeni Cami’de karşılıklı ve dönüşümlü ezan okununca, dostumun yüz ifadesi değişti. Çok etkilendi. Sonradan da bahsetti. Yakın zamanda Yedi İklim dergimiz ve kütüphanemiz Mihrimah Sultan Camii’nin bitişiğinde. O duyguyu derinden yaşıyoruz.

İmamların iradeleriyle hareket edilmelerine izin verilmiyor. Ezanın tek merkezde okutulması da bunun bir sonucu. Görevliler ezan okuya okuya, vaaz vere vere kendilerini geliştirirler. Vaaz ve hutbe okumak için araştırma yapma, okuyacaklarını kaleme alma gibi edimleri ellerinden alınıyor. Böyle olunca da sadece namaz vakitleri caminin kapısını açmak, içeri girmek, namaz kılmak gibi bir sıradanlığa bürünüyorlar. Bunu mahallede bulunan dini bilgileri olanlar da yaparlar. Görevliler caminin kapısını açmak gibi sıradan bir hizmetliye dönüşüyorlar.

Camideki vaazlar merkezde olunca insan etkilenmiyor. Karşısında bir muhatabı yok. Vaiz efendiler tek tek insanların gözlerinin içine bakamıyor, onların tepkilerini ölçemiyor. Seslerin yükselip alçalması insanı canlı tutuyor. Mekanik bir ses gibi. Hani televizyonda dinlenen mevlit sonrasında zapping yaparak bir başka kanala geçiş gibi bir duygusuzluk oluşuyor.