Üsküdar Sempozyumu ve Âdile Sultan Sarayı

Abone Ol

Geçen hafta sonu Üsküdar ın çeşitli yönleriyle ele alındığı kültürel bir etkinlik vardı: IV. Üsküdar Sempozyumu. Sempozyumun cuma akşamı (3 Kasım 2006) açılışı yapılacaktı Âdile Sultan Sarayı nda. Davetiyesini almıştım, fakat şu bitmeyen / bitiremediğimiz işler yüzünden gitmeyi düşünmüyordum. Bir dostum, son anda "Gel gidelim açılışa Bu bir fırsattır, Âdile Sultan Sarayı nı görürüz, bir daha görme şansımız olmayabilir" dedi. Apar topar Üsküdar dan yola düştük yağışlı bir İstanbul akşamında ve malum cuma trafiğinde Görebildiğimiz kadarıyla Boğaz ı, Boğaz ın Rumeli yakasını seyrederek Kandilli ye ulaştık.

Boğaz da bir ışık cümbüşü hâkimdi ve capcanlı, dipdiri bir hayat yaşanıyordu. Güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen Boğaz ı seyretmek, "Boğaz ı yaşamak" insana ayrı bir heyecan veriyor. Görebildiğimiz, tanıyabildiğimiz kadarıyla tarihin içinde seyrederek, başka bir tarihe yolculuk yapıyorduk. Kandilli ye vardığımızda, sahil yolundan ayrılıp dar bir yokuşa tırmandık. Arkadaşım yokuşun başındaki binaların, günümüz Kandilli Kız Lisesi olduğunu söyledi. Kıvrıla kıvrıla tırmanmaya devam ettik ve görevlilerden oluşan bir kalabalığa rastladık tarihî kapının girişinde... Bizi durdurdular, "İçeride yer kalmadı, arabanızı biz park edelim" dediler.

Büyük kapıdan içeri girdik ve yürümeye devam ettik. Başımızı sağ tarafa çevirdiğimizde görkemli bir bina ile karşılaştık. Binanın duvarının sol alt kısmında "Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi" yazıyordu. Bir buçuk asırlık yapının merdivenlerinden çıkarken neler, neler geçiyor insanın zihninden... Kimler "indi" kimler "çıktı" bu merdivenlerden İnsan, daha merdivenlerin başında iken heyecanlanıyor. Vestiyere paltomuzu bırakıp, birinci katın koridorunda ilerleyip, etrafa bakarak, inceleyerek ikinci katın merdivenlerine yöneldik.

Merdivenlerin sonuna vardığımızda, ortamla örtüşmeyen büyük bir kalabalıkla karşılaştık. Bir kısmı tanıdık simalardı. Herkes öbek öbek olmuş ve herbirinin, bir elinde yiyecek diğer elinde de içecek vardı, hem yiyorlar hem de birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Akşam vakti olduğu için yiyecekler daha çok ilgi çekiyordu. Hatta bu gibi kokteyllerin tadını bilenler daha başka umutlar (!) içinde bile olabiliyorlar. Fakat bu açılış kokteyli, gelenleri hayal kırıklığına uğratmışa benziyordu. Kuru pasta ve içeceklerden oluşan yiyecekler sanki umulan değildi. Dakikalar geçtikçe hâlâ sıcak bir şeylerin geleceğini umanlar bile vardı. Bir iki kurabiye yedikten sonra etrafı gezmeye başladım.

Kalabalığın arasında Üsküdar belediye başkanıyla karşılaştık, "hoş geldiniz" dedi, hatta bir de bizimle hatıra fotoğrafı çektirdi fotoğrafçısına Davet için teşekkür ettim. Ardından belediye başkan yardımcısı ile karşılaştık. "Başka bir zaman gelip burayı gezebilir miyiz Böyle bir şansımız var mı diye sorduğumda, "Hayır, yok, çünkü burası halka açık değil" dedi başkan yardımcısı. Niçinini, nasılını sormadan "peki" deyip etrafı gezmenin daha doğru olacağını düşündüm, girebileceğim, görebileceğim, sorabileceğim her şeyi görmeye ve sormaya çalıştım.

Uzun bir aradan sonra program başladı. Salonda yerimizi aldık. Protokol konuşmalarının uzunluğu yüzünden bir türlü sıra konsere gelmiyordu. Söz alan herkes "kısa kesme"yi söylerken bir türlü sözünü kesemiyordu. Böyle durumlarda "istenmeyen konuşmacı" olmak gerçekten büyük bir talihsizlik... Bütün bunları geçelim de hazır yeri ve sırası gelmişken Âdile Sultan ı ve sarayını tanımaya çalışalım.

Âdile Sultan kimdir

II. Mahmud un kızı, Osmanlı hânedanı mensupları arasında yetişen tek kadın şair. 1 Haziran 1826 tarihinde doğmuş, doğumundan kısa bir süre sonra annesini kaybetmiştir. Babası, Adlî olan lakabına telmihen ona Âdile adını vermiştir. On üç yaşında da babasını kaybeden Âdile Hanım ın tahsil ve terbiyesi ile ağabeyi Sultan Abdülmecid meşgul olmuştur. Yirmi yaşında iken Tophane Müşiri Mehmed Ali Paşa ile evlenmiştir. Günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi nin yerinde bulunan Neşetâbâd Sarayı, evlendikten sonra Âdile Sultan a tahsis edilmiş. Zaman zaman Kuruçeşme de Esma Sultan dan kalan yalıda, Kâğıthane, Çırağan, Vâlidebağı ve Kandilli deki saraylarda oturmuştur. 1869 yılında kocasını, bir müddet sonra da tek kızı olan Hayriye Sultan ı kaybetmiştir.

Âdile Sultan, Nakşibendî tarikatı şeyhlerinden Bâlâ Tekkesi şeyhi Ali Efendi ye intisap etmiştir. Dindarlığı ve hayır severliği ile tanınan sultanın Fındıklı daki sarayı âlim ve şeyhlerin yanı sıra fakirlerin de sık sık başvurduğu bir mekân haline gelmiştir. 1899 da vefat eden Âdile Sultan, Eyüpsultan da defnedilmiştir.

Beş padişah dönemine tanıklık etmiş, her dönemde gündemde kalmayı başarmış, asrın birçok siyasî ve idarî kararların alınmasında etkisi ve rolü olmuş, kararlı, duygulu, aile bağları kuvvetli bir hanımdır. Mütevazi kişiliği ile sevilmiş, sayılmış, hayatı boyunca 14 vakıf kurmuş, hayır yapmış ve hayırla anılmıştır. Fıtnat ve Leyla Hanım gibi ünlü şairlerle de çağdaş olan Âdile Sultan şairdir, şiirlerinin büyük bir bölümü dinî-tasavvufî bir özellik taşır. Şiirlerinin yer aldığı divanının yazma nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ndedir (TY, nr. 4805).

Babası, annesi, kardeşleri ve çevresi hakkında yazdıkları, dönemin saray erkânının ve yönetiminin anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Özellikle Fuzûlî ve Şeyh Galib e nazîreler ve Yûnus Emre tarzında hece vezniyle şiirleri bulunmaktadır. Şiirlerinde kullandığı dil basit ifadeli gibi görünse de samimidir. Hayatında bir dönüm noktası teşkil eden kayıplarının etkisini şiirlerinde görmek mümkündür; çocuğunun ve eşinin arkasından hissettiği hüznü çeşitli şiirlerinde yoğun bir biçimde işlemiştir. Aruzun yanı sıra hece vezniyle de şiirler yazmış. Şiirleri 1996 yılında Âdile Sultan Divanı adıyla yayımlanmıştır.

Âdile Sultan Sarayı

Boğaz ın Anadolu yakasında, Kandilli nin Boğaz a en yakın noktasında bulunan Tophane Müşiri Halil Mehmed Rifat Paşa nın köşkünü Sultan Abdülmecid kız kardeşi için satın alır. 1861-1870 yılları arasında Sultan Abdülaziz bu köşkü yıktırarak yerine kâgir bir saray yaptırır. Mimarının, Çırağan Sarayı nın da mimarı olan Sarkis Balyan olduğu söylenir. Sarayın 55 odası vardır ve bu odalar güney, batı ve kuzey ceplerinden Boğaz manzarasına sahiptir.

Kaynakların belirttiğine göre Âdile Sultan, ölümünden önce 1899 yılında sarayı, kız okulu olması isteği ile eğitime bağışlamıştır. 1916 yılında Kandilli Kız Lisesi olarak fiilen eğitimin hizmetine girmiştir. 1966-67 yıllarında sarayın alt tarafında iki yeni bina yapılarak idare ve dershaneler buraya taşınmış, saray binası ise kızların yatakhanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Saray son yıllarda, tarihî binaların benzer kaderini paylaşarak çok bakımsız hale gelmiş ve görkemine yakışmayacak bir halde kullanılır olmuştur. 1986 Mart ayı başlarında gece çıkan bir yangın sonunda, içinde eskiden kalan tarihî eşyalarla birlikte tamamen yanmıştır.

Sarayın onarımı için yapılan girişimler parasızlık yüzünden uzun zaman sürüncemede kalmış, devreye merhum işadamı Sakıp Sabancı nın girmesiyle restorasyonu tamamlanabilmiştir. 28 Haziran 2006 tarihinde açılışı yapılan ve artık uluslararası toplantılara ev sahipliği yapacak olan Âdile Sultan Sarayı, "Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi - Âdile Sultan Sarayı" adı ile hizmet vermektedir. İstanbul un en saygın organizasyon mekânlarından biri olması hedeflenen sarayda, Boğaz manzarasına hâkim, altın varak işlemeli, yüksek tavanlı salonlar yer almaktadır.

Sarayın 500 kişilik ziyafet ve toplantı amaçlı Oval Salonu, 200 kişilik 2 adet toplantı salonu, 1300 m2 lik kokteyl ve sergi alanı, 20 adet 30-40 kişilik seminer salonları, 2000 kişilik "Saray Bahçesi" ve çeşitli servis birimlerini içeren toplam 5625 m2 kullanım alanı bulunmaktadır.