Üretmeden tüketerek büyümek!..

Abone Ol

Ülke ekonomisinin büyümesinin tabii sonucu refah artıyor

ve tabana yayılıyorsa o ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı var demektir.

Özellikle de ekonomik büyüme üretimin artışı ile paralellik arz ediyorsa bu da

sağlıklı bir yapıyı ifade eder. Ama bu yılın ikinci çeyreğinde olduğu gibi

ekonomide yüzde 4,4 büyüme gerçekleşmiş ama bu üretim artışı ile değil de

tüketimdeki artışla gerçekleşmiş ise, tüm yetkili ve sorumluların bu rakamlarla

övünmek, ekonominin gerçek anlamda büyüdüğünü savunmaktan vazgeçmeleri gerekir.

Ekonominin büyümesi bu ülkede yaşayan herkes tarafından memnuniyetle

karşılanması gereken bir durumdur. Ama tüketim artışı ile ekonomide büyüme

sağlanması çok basit bir ifadeyle hem fertler bazında hem de ülke borcunun

artması anlamına gelir. Çünkü tüketerek büyümek üretim artışında sağlanan

büyüme gibi sağlıklı değildir.

Bu noktada tüketim artışının gelir artışı ile ilgili

olduğu, insanların gelirlerinde artış söz konusu değilse tüketimi

artırmalarının düşünülemeyeceğini söylemek mümkündür. Kısacası, tüketim yani

harcamalardaki artış hane halkının gelirindeki artışla ilgilidir. Diyelim ki

hane halkının gelirindeki artış yüzde 3 ama aynı hane halkının tüketim yani

harcama kalemlerindeki artış yüzde 5 ve daha yukarılarda ise bu bir çelişkiyi,

bir sağlıksızlığı ifade etmez mi

Bu sorunun cevabı çok basittir. İster şahıs ister hane

halkı planında insanlar gelirlerinin üzerinde harcama yapıyorlarsa kesinlikle

gelirin üzerindeki harcama kadar borçlanılıyor demektir. Yani, ortada bir

büyüme var ise bu gerçek bir büyümeden çok borca dayalı bir büyümedir. Bir

diğer ifade ile ithalata dayalıdır. Zaman içinde insanlar gelirlerinden fazla

yaptıkları harcama sebebiyle ortaya çıkan borçlarını sağlıklı bir şekilde

karşılayabilir, borç batağında perişan olmuyorlarsa tüketerek harcamanın

fazlaca bir sakıncası olmayabilir. Ama bu söylediklerimiz geçici borçlanmalarla

ilgilidir. Yani bir defaya mahsus vadeli borçlanmalar için geçerlidir. Ama bu

borçlanma süreklilik kazanmış, insanlar ellerindeki kredi kartlarının limitini

doldurana kadar sürmüş ise kesin olan husus çok geçmeden iflas bayrağını

çekecekleridir. Çünkü herkesin gelirini dikkate alarak belli ölçülerde

borçlanması doğaldır. Hatta gayrimenkule ve dayanıklı tüketim mallarının

tedarikinde bu yol kaçınılmaz olabilir. Ama günlük zaruri ihtiyaçların

karşılanmasında bile kredi kartları yoluyla olmayan para harcanıyorsa ekonomi

için tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Bankalara ödenmeyen borçlar, giderek

katlanacak, artık insanlar bırakın gelirlerinin üzerinde harcama yapmalarını

gelirleri kadar bile harcama yapamayacaklardır. Bir süre sonra alacaklı

kurumlar vatandaşın gelirlerine el koyma yoluna gideceklerdir. Böyle bir sonucu

elbette temenni edemeyiz. Çünkü bu durum toplumda sosyal patlamayı gündeme

getirir. Bundan ise sadece borçlular değil, toplumun her kesimi zarar görür.

Yani büyüme deyince akla üretimin artırılması, ülkenin

yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin servete dönüştürülmesi gelir. Ülkelerin

zenginliği böyle sağlanır. Kişilerin refah seviyenin yükselmesi ise üretim

artışının ortaya koyacağı zenginleşmeden herkesin payına düşecek gelir artışı

ile olacaktır. Böyle olursa büyümek sağlıklı olur, böyle olursa ülke

borçlanmaktan kurutulur, özellikle de dış borçlanmalar sebebiyle ortaya çıkan

yönlendirme ihtimallerinden kurtulur. Kısacası, ülke zenginleşmeden fertlerin

zenginleşmesi düşünülemez. Gerçi çarpık ekonomik yapılarda devlet eliyle bazı

kişilere kaynak akışı sağlanır iktidarlar kendi zenginlerini oluşturma yoluna

giderler. Bir ülkedeki milyoner sayısında meydana gelen üç-beş artış milli

gelirin adaletli dağıldığı anlamına gelmez. Kaldı ki, milli gelirin dağılımında

adalet sağlanamadığı, yani ekonomik büyüme ve milli gelirdeki artıştan herkes

pay alamadığı sürece ekonomik göstergeler nasıl olursa olsun sağlıklı bir

yapının varlığından söz edilemez. Bu bakımdan sağlıklı ekonomik yapıdan söz

edebilmenin ilk şartı üretim artışı, buna bağlı olarak ekonomideki büyüme ve

bundan toplumun tüm kesimlerinin pay alabilmesidir.

Böyle olunca da tüketerek gerçekleşen büyüme ile

övünmenin fazla bir anlamı olmaz. Üretmeden tüketerek büyümek!..

Ülke ekonomisinin büyümesinin tabii sonucu refah artıyor

ve tabana yayılıyorsa o ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı var demektir.

Özellikle de ekonomik büyüme üretimin artışı ile paralellik arz ediyorsa bu da

sağlıklı bir yapıyı ifade eder. Ama bu yılın ikinci çeyreğinde olduğu gibi

ekonomide yüzde 4,4 büyüme gerçekleşmiş ama bu üretim artışı ile değil de

tüketimdeki artışla gerçekleşmiş ise, tüm yetkili ve sorumluların bu rakamlarla

övünmek, ekonominin gerçek anlamda büyüdüğünü savunmaktan vazgeçmeleri gerekir.

Ekonominin büyümesi bu ülkede yaşayan herkes tarafından memnuniyetle

karşılanması gereken bir durumdur. Ama tüketim artışı ile ekonomide büyüme

sağlanması çok basit bir ifadeyle hem fertler bazında hem de ülke borcunun

artması anlamına gelir. Çünkü tüketerek büyümek üretim artışında sağlanan

büyüme gibi sağlıklı değildir.

Bu noktada tüketim artışının gelir artışı ile ilgili

olduğu, insanların gelirlerinde artış söz konusu değilse tüketimi

artırmalarının düşünülemeyeceğini söylemek mümkündür. Kısacası, tüketim yani

harcamalardaki artış hane halkının gelirindeki artışla ilgilidir. Diyelim ki

hane halkının gelirindeki artış yüzde 3 ama aynı hane halkının tüketim yani

harcama kalemlerindeki artış yüzde 5 ve daha yukarılarda ise bu bir çelişkiyi,

bir sağlıksızlığı ifade etmez mi

Bu sorunun cevabı çok basittir. İster şahıs ister hane

halkı planında insanlar gelirlerinin üzerinde harcama yapıyorlarsa kesinlikle

gelirin üzerindeki harcama kadar borçlanılıyor demektir. Yani, ortada bir

büyüme var ise bu gerçek bir büyümeden çok borca dayalı bir büyümedir. Bir

diğer ifade ile ithalata dayalıdır. Zaman içinde insanlar gelirlerinden fazla

yaptıkları harcama sebebiyle ortaya çıkan borçlarını sağlıklı bir şekilde

karşılayabilir, borç batağında perişan olmuyorlarsa tüketerek harcamanın

fazlaca bir sakıncası olmayabilir. Ama bu söylediklerimiz geçici borçlanmalarla

ilgilidir. Yani bir defaya mahsus vadeli borçlanmalar için geçerlidir. Ama bu

borçlanma süreklilik kazanmış, insanlar ellerindeki kredi kartlarının limitini

doldurana kadar sürmüş ise kesin olan husus çok geçmeden iflas bayrağını çekecekleridir.

Çünkü herkesin gelirini dikkate alarak belli ölçülerde borçlanması doğaldır.

Hatta gayrimenkule ve dayanıklı tüketim mallarının tedarikinde bu yol

kaçınılmaz olabilir. Ama günlük zaruri ihtiyaçların karşılanmasında bile kredi

kartları yoluyla olmayan para harcanıyorsa ekonomi için tehlike sinyalleri

çalıyor demektir. Bankalara ödenmeyen borçlar, giderek katlanacak, artık

insanlar bırakın gelirlerinin üzerinde harcama yapmalarını gelirleri kadar bile

harcama yapamayacaklardır. Bir süre sonra alacaklı kurumlar vatandaşın

gelirlerine el koyma yoluna gideceklerdir. Böyle bir sonucu elbette temenni

edemeyiz. Çünkü bu durum toplumda sosyal patlamayı gündeme getirir. Bundan ise

sadece borçlular değil, toplumun her kesimi zarar görür.

Yani büyüme deyince akla üretimin artırılması, ülkenin

yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin servete dönüştürülmesi gelir. Ülkelerin

zenginliği böyle sağlanır. Kişilerin refah seviyenin yükselmesi ise üretim

artışının ortaya koyacağı zenginleşmeden herkesin payına düşecek gelir artışı

ile olacaktır. Böyle olursa büyümek sağlıklı olur, böyle olursa ülke

borçlanmaktan kurutulur, özellikle de dış borçlanmalar sebebiyle ortaya çıkan

yönlendirme ihtimallerinden kurtulur. Kısacası, ülke zenginleşmeden fertlerin

zenginleşmesi düşünülemez. Gerçi çarpık ekonomik yapılarda devlet eliyle bazı

kişilere kaynak akışı sağlanır iktidarlar kendi zenginlerini oluşturma yoluna

giderler. Bir ülkedeki milyoner sayısında meydana gelen üç-beş artış milli

gelirin adaletli dağıldığı anlamına gelmez. Kaldı ki, milli gelirin dağılımında

adalet sağlanamadığı, yani ekonomik büyüme ve milli gelirdeki artıştan herkes

pay alamadığı sürece ekonomik göstergeler nasıl olursa olsun sağlıklı bir

yapının varlığından söz edilemez. Bu bakımdan sağlıklı ekonomik yapıdan söz

edebilmenin ilk şartı üretim artışı, buna bağlı olarak ekonomideki büyüme ve

bundan toplumun tüm kesimlerinin pay alabilmesidir.

Böyle olunca da tüketerek gerçekleşen büyüme ile

övünmenin fazla bir anlamı olmaz.