Ülke ekonomisinin büyümesinin tabii sonucu refah artıyor
ve tabana yayılıyorsa o ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı var demektir.
Özellikle de ekonomik büyüme üretimin artışı ile paralellik arz ediyorsa bu da
sağlıklı bir yapıyı ifade eder. Ama bu yılın ikinci çeyreğinde olduğu gibi
ekonomide yüzde 4,4 büyüme gerçekleşmiş ama bu üretim artışı ile değil de
tüketimdeki artışla gerçekleşmiş ise, tüm yetkili ve sorumluların bu rakamlarla
övünmek, ekonominin gerçek anlamda büyüdüğünü savunmaktan vazgeçmeleri gerekir.
Ekonominin büyümesi bu ülkede yaşayan herkes tarafından memnuniyetle
karşılanması gereken bir durumdur. Ama tüketim artışı ile ekonomide büyüme
sağlanması çok basit bir ifadeyle hem fertler bazında hem de ülke borcunun
artması anlamına gelir. Çünkü tüketerek büyümek üretim artışında sağlanan
büyüme gibi sağlıklı değildir.
Bu noktada tüketim artışının gelir artışı ile ilgili
olduğu, insanların gelirlerinde artış söz konusu değilse tüketimi
artırmalarının düşünülemeyeceğini söylemek mümkündür. Kısacası, tüketim yani
harcamalardaki artış hane halkının gelirindeki artışla ilgilidir. Diyelim ki
hane halkının gelirindeki artış yüzde 3 ama aynı hane halkının tüketim yani
harcama kalemlerindeki artış yüzde 5 ve daha yukarılarda ise bu bir çelişkiyi,
bir sağlıksızlığı ifade etmez mi
Bu sorunun cevabı çok basittir. İster şahıs ister hane
halkı planında insanlar gelirlerinin üzerinde harcama yapıyorlarsa kesinlikle
gelirin üzerindeki harcama kadar borçlanılıyor demektir. Yani, ortada bir
büyüme var ise bu gerçek bir büyümeden çok borca dayalı bir büyümedir. Bir
diğer ifade ile ithalata dayalıdır. Zaman içinde insanlar gelirlerinden fazla
yaptıkları harcama sebebiyle ortaya çıkan borçlarını sağlıklı bir şekilde
karşılayabilir, borç batağında perişan olmuyorlarsa tüketerek harcamanın
fazlaca bir sakıncası olmayabilir. Ama bu söylediklerimiz geçici borçlanmalarla
ilgilidir. Yani bir defaya mahsus vadeli borçlanmalar için geçerlidir. Ama bu
borçlanma süreklilik kazanmış, insanlar ellerindeki kredi kartlarının limitini
doldurana kadar sürmüş ise kesin olan husus çok geçmeden iflas bayrağını
çekecekleridir. Çünkü herkesin gelirini dikkate alarak belli ölçülerde
borçlanması doğaldır. Hatta gayrimenkule ve dayanıklı tüketim mallarının
tedarikinde bu yol kaçınılmaz olabilir. Ama günlük zaruri ihtiyaçların
karşılanmasında bile kredi kartları yoluyla olmayan para harcanıyorsa ekonomi
için tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Bankalara ödenmeyen borçlar, giderek
katlanacak, artık insanlar bırakın gelirlerinin üzerinde harcama yapmalarını
gelirleri kadar bile harcama yapamayacaklardır. Bir süre sonra alacaklı
kurumlar vatandaşın gelirlerine el koyma yoluna gideceklerdir. Böyle bir sonucu
elbette temenni edemeyiz. Çünkü bu durum toplumda sosyal patlamayı gündeme
getirir. Bundan ise sadece borçlular değil, toplumun her kesimi zarar görür.
Yani büyüme deyince akla üretimin artırılması, ülkenin
yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin servete dönüştürülmesi gelir. Ülkelerin
zenginliği böyle sağlanır. Kişilerin refah seviyenin yükselmesi ise üretim
artışının ortaya koyacağı zenginleşmeden herkesin payına düşecek gelir artışı
ile olacaktır. Böyle olursa büyümek sağlıklı olur, böyle olursa ülke
borçlanmaktan kurutulur, özellikle de dış borçlanmalar sebebiyle ortaya çıkan
yönlendirme ihtimallerinden kurtulur. Kısacası, ülke zenginleşmeden fertlerin
zenginleşmesi düşünülemez. Gerçi çarpık ekonomik yapılarda devlet eliyle bazı
kişilere kaynak akışı sağlanır iktidarlar kendi zenginlerini oluşturma yoluna
giderler. Bir ülkedeki milyoner sayısında meydana gelen üç-beş artış milli
gelirin adaletli dağıldığı anlamına gelmez. Kaldı ki, milli gelirin dağılımında
adalet sağlanamadığı, yani ekonomik büyüme ve milli gelirdeki artıştan herkes
pay alamadığı sürece ekonomik göstergeler nasıl olursa olsun sağlıklı bir
yapının varlığından söz edilemez. Bu bakımdan sağlıklı ekonomik yapıdan söz
edebilmenin ilk şartı üretim artışı, buna bağlı olarak ekonomideki büyüme ve
bundan toplumun tüm kesimlerinin pay alabilmesidir.
Böyle olunca da tüketerek gerçekleşen büyüme ile
övünmenin fazla bir anlamı olmaz. Üretmeden tüketerek büyümek!..
Ülke ekonomisinin büyümesinin tabii sonucu refah artıyor
ve tabana yayılıyorsa o ülkede sağlıklı bir ekonomik yapı var demektir.
Özellikle de ekonomik büyüme üretimin artışı ile paralellik arz ediyorsa bu da
sağlıklı bir yapıyı ifade eder. Ama bu yılın ikinci çeyreğinde olduğu gibi
ekonomide yüzde 4,4 büyüme gerçekleşmiş ama bu üretim artışı ile değil de
tüketimdeki artışla gerçekleşmiş ise, tüm yetkili ve sorumluların bu rakamlarla
övünmek, ekonominin gerçek anlamda büyüdüğünü savunmaktan vazgeçmeleri gerekir.
Ekonominin büyümesi bu ülkede yaşayan herkes tarafından memnuniyetle
karşılanması gereken bir durumdur. Ama tüketim artışı ile ekonomide büyüme
sağlanması çok basit bir ifadeyle hem fertler bazında hem de ülke borcunun
artması anlamına gelir. Çünkü tüketerek büyümek üretim artışında sağlanan
büyüme gibi sağlıklı değildir.
Bu noktada tüketim artışının gelir artışı ile ilgili
olduğu, insanların gelirlerinde artış söz konusu değilse tüketimi
artırmalarının düşünülemeyeceğini söylemek mümkündür. Kısacası, tüketim yani
harcamalardaki artış hane halkının gelirindeki artışla ilgilidir. Diyelim ki
hane halkının gelirindeki artış yüzde 3 ama aynı hane halkının tüketim yani
harcama kalemlerindeki artış yüzde 5 ve daha yukarılarda ise bu bir çelişkiyi,
bir sağlıksızlığı ifade etmez mi
Bu sorunun cevabı çok basittir. İster şahıs ister hane
halkı planında insanlar gelirlerinin üzerinde harcama yapıyorlarsa kesinlikle
gelirin üzerindeki harcama kadar borçlanılıyor demektir. Yani, ortada bir
büyüme var ise bu gerçek bir büyümeden çok borca dayalı bir büyümedir. Bir
diğer ifade ile ithalata dayalıdır. Zaman içinde insanlar gelirlerinden fazla
yaptıkları harcama sebebiyle ortaya çıkan borçlarını sağlıklı bir şekilde
karşılayabilir, borç batağında perişan olmuyorlarsa tüketerek harcamanın
fazlaca bir sakıncası olmayabilir. Ama bu söylediklerimiz geçici borçlanmalarla
ilgilidir. Yani bir defaya mahsus vadeli borçlanmalar için geçerlidir. Ama bu
borçlanma süreklilik kazanmış, insanlar ellerindeki kredi kartlarının limitini
doldurana kadar sürmüş ise kesin olan husus çok geçmeden iflas bayrağını çekecekleridir.
Çünkü herkesin gelirini dikkate alarak belli ölçülerde borçlanması doğaldır.
Hatta gayrimenkule ve dayanıklı tüketim mallarının tedarikinde bu yol
kaçınılmaz olabilir. Ama günlük zaruri ihtiyaçların karşılanmasında bile kredi
kartları yoluyla olmayan para harcanıyorsa ekonomi için tehlike sinyalleri
çalıyor demektir. Bankalara ödenmeyen borçlar, giderek katlanacak, artık
insanlar bırakın gelirlerinin üzerinde harcama yapmalarını gelirleri kadar bile
harcama yapamayacaklardır. Bir süre sonra alacaklı kurumlar vatandaşın
gelirlerine el koyma yoluna gideceklerdir. Böyle bir sonucu elbette temenni
edemeyiz. Çünkü bu durum toplumda sosyal patlamayı gündeme getirir. Bundan ise
sadece borçlular değil, toplumun her kesimi zarar görür.
Yani büyüme deyince akla üretimin artırılması, ülkenin
yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin servete dönüştürülmesi gelir. Ülkelerin
zenginliği böyle sağlanır. Kişilerin refah seviyenin yükselmesi ise üretim
artışının ortaya koyacağı zenginleşmeden herkesin payına düşecek gelir artışı
ile olacaktır. Böyle olursa büyümek sağlıklı olur, böyle olursa ülke
borçlanmaktan kurutulur, özellikle de dış borçlanmalar sebebiyle ortaya çıkan
yönlendirme ihtimallerinden kurtulur. Kısacası, ülke zenginleşmeden fertlerin
zenginleşmesi düşünülemez. Gerçi çarpık ekonomik yapılarda devlet eliyle bazı
kişilere kaynak akışı sağlanır iktidarlar kendi zenginlerini oluşturma yoluna
giderler. Bir ülkedeki milyoner sayısında meydana gelen üç-beş artış milli
gelirin adaletli dağıldığı anlamına gelmez. Kaldı ki, milli gelirin dağılımında
adalet sağlanamadığı, yani ekonomik büyüme ve milli gelirdeki artıştan herkes
pay alamadığı sürece ekonomik göstergeler nasıl olursa olsun sağlıklı bir
yapının varlığından söz edilemez. Bu bakımdan sağlıklı ekonomik yapıdan söz
edebilmenin ilk şartı üretim artışı, buna bağlı olarak ekonomideki büyüme ve
bundan toplumun tüm kesimlerinin pay alabilmesidir.
Böyle olunca da tüketerek gerçekleşen büyüme ile
övünmenin fazla bir anlamı olmaz.