İki türlü insan vardır; biri üretir diğeri tüketir. Bunlardan başka günümüzde bir üçüncü tür türemiştir; üretmez, ama ilişkilerle üretiyormuş havası verir. Ülkemizde her alanda bu üçüncü tür ön plandaymış gibi bir hava var. Ön plandaymış gibi diyorum gerçekte ön planda değillerdir ama ilişkiyle kurdukları bağlantılarla hep ön planda görünürler. Bulundukları alanın ne yeteneği vardır kendilerinde ne de birikimi. Ama havalarına bakarsanız her şeyi onlar biliyorlardır. Bu bilme sahtedir. Balondur yani. Kurdukları ilişkilerle bol hava depoluyorlar. Havayı verenler de yararlanıyor balonlardan. Kendileri de uçuyorlar dahası uçtuklarını sanıyorlar. Gelgelelim o balonlara bir iğne yeterlidir. Bir iğne ve fıssss!
Üçüncü tür yani türedi sınıfın en önemli özelliği üretme yeteneği olmayışıdır. Bir diğer özellikleri, bütün bildiklerini sosyal ağlar üzerinden öğrenmeleridir. Yarım bilgi yani. Fotokopi duygularla aşırma üretim yapıyorlar. Bu dikkate değmez aşırma bilgilerini yetkili kişilerle ilişki kurarak kendilerininmiş gibi satıyorlar, yayıyorlar sonra bir bakıyorsunuz onların isimleri üretenlerin isimlerinden önde yer almaya başlıyor. Bir simülasyon yani. Fakat okumayan, araştırmayan dahası hiç düşünmeyen, düşünmeye bile üşenen topluluklarda bu simülasyonlar sahiciymiş gibi itibar görüyor. Bu sahte itibarla yağlı makamlar onlara tahsis ediliyor. Bu sahte itibarla onlar övülüyor, onlar parlatılıyor, onlar ağırlanıyor. Yine bu sahte itibarla üretenlerin kazanması gereken parayı onlar kazanıyor. Sahtelikte öyle bir zincir kurulmuş ki yetkililer sahte, önderler sahte, yöneticiler sahte, övülüp parlatılanlar sahte. Sahteler zinciri boy boy uzuyor. Öyle bir an geliyor ki boy boy sahteler asıl üretenlerle hasbelkader karşılaştığında üreten onlara yüz vermeyince ya kibirli yaftasını yapıştırıyorlar ya da kendilerince görmezden gelmeye başlıyorlar. Yok saymaya çalışıyorlar. Adını anmıyorlar. Ki böylece kendilerini rahatlatma yoluna gidiyorlar. Biliyorlar ki asıl olan üretenlerdir, biliyorlar ki kendilerinin görmemek için gözlerini yumduklarını millet görüyor biliyor; bu sebeple üretenlere karşı içlerindeki önlenemez saygıyı da bir vesileyle ister istemez gösteriyorlar. En azından üretenler karşısına geçip de herhangi bir tartışmaya girmiyorlar. Üretenlerden uzak durmaya çalışıyorlar. Kısacası gerçeği görmemek için gözlerini yumuyorlar. Oysa gerçeği görmemek için gözlerini yumanlar öyle gözlerini yumuyor ki sonunda uyuyakalıyor. Uyuduklarını bile fark etmiyorlar. Çünkü sahte olan hiçbir zaman gerçeğin yerini tutmaz. Bu, evrensel bir gerçekliktir.
Üretenlerin birinci özelliği ürettikleri konusunda Allah vergisi yetenekleri olmasıdır. İnsanoğlu her şeyi engelleyebilir ama Allah’ın verdiği yeteneği yok edemez. Üretenler ürettikleri konuda yetenek sahibidir. Kendine özgü özgün duygu ve düşünceleri vardır. Yetenekleri onlara ürettikleri konunun ne gerekleri varsa sessizce onu yerine getirme tutkusu vermiştir. Üretenler yaşadıklarından, dinlediklerinden ve okuduklarından bilgi edinirler. Bilgiyi kaynağından öğrenirler. Üretenler ürettiklerini ilişkiler üzerinden pazarlamazlar. Üretenlerin ürettikleri ürün kendi özgün varlığıyla var olur. Ürünü üzerinden ilişki kurulur üretenlerle. Kaşı gözü üzerinden değil, bizzat ürettiği üzerinden. Yani üretenlerin değeri ürettikleriyle vardır. Dış müdahale olmaksızın. Bu yüzden üretenlere değer verenler ürününden dolayı değer verir. Üretenler ürettiklerine güvendikleri için ilişkiler kurarak övülmeye, parlatılmaya, ağırlanmaya ihtiyaç duymazlar. Eğer övüleceklerse ürünlerinden dolayı övüleceklerini bilirler. Üretenler ürünleriyle övülür, parlatılır, ağırlanır. İlişkilerle değil. Çünkü ortada özgün bir ürün varken ağırlanmak için ilişki kurmanın gereği yoktur. Ağırlanacaksa ürünüyle ağırlanacaktır.
Üretmediği halde üretiyormuş havası verenlerin parlatılarak övülmelerini görünce, Cemal Süreya’nın Teknokratlar başlıklı kısa şiiri geliyor aklıma; “Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de / Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta!”