Üniversitelerde genellikle ekonomik bilgilerde verilir. Söz gelimi uygulanmakta olan ekonomik sistemler ana hatları ile öğrencilere aktarılır. Böylece öğrencilerin hayata atıldıklarında en azından ekonomik konularla karşılaşıldığında olayları değerlendirme konusunda yetersiz kalmamaları sağlanamaya çalışılır. Ülkemizde ağırlıklı olarak kapitalist serbest piyasa ekonomisi uzun yıllardan beri genel bir geçerliliğe sahiptir. Yıllar önce sosyalizm ve sosyalist ekonomi de bayağı yaygındı. Gerçi bu yaygınlık uygulamada kendisine yer bulamamıştı ama entelektüel bir birikim olarak insanların günlük hayatlarında bilgi olarak yer alırdı. Sosyalizm 1970 ve 1980’li yıllardaki popülerliğini özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile kaybedince meydan adına ister serbest piyasa ekonomisi ister kapitalist ekonomi ister son sözü parası olanların söylediği sisteme bıraktı. Bu sistemde öğrencilere fiyatların arz ve talebe göre belirlendiği öğretilirdi. Özellikle de serbest piyasa ekonomisinin tam olarak uygulanabilmesi için kartelleşme, bir diğer ifadeyle tekelleşmenin engellenmesi, piyasanın bir ya da birkaç firmanın tekeline geçmemesi gerektiği vurgulanırdı. Ne var ki, okullarda öğretilenlerin hayata yansıması tam olarak gerçekleşemedi, sermayeyi ellerinde tutanlar bu sistemde her dönem belirleyici oldular.
Bu arada ister istemez tekelleşmede tam olarak engellenemedi. Böyle olmasaydı gazeteler, “Üreten çiftçi, kazanan aracı” gibi bir başlık atma ihtiyacı duyarlar mıydı? Kısacası, tekelleşme önlenemediği gibi bir de serbest piyasa ekonomisi bir takım aracılar oluşturdu. Bu aracılar olmadan çiftçinin ürettiği malı piyasaya, yani pazara ulaştırılması adeta imkânsız hale geldi. Bu köşede zaman zaman dile getirmeye çalıştığım bir hususa bir kez daha dönmek istiyorum. Çünkü serbest piyasa ekonomisinde fiyatların arz ve talebe göre belirlenmesi esasının yerini bir takım aracıların almış olması ister istemez alın teri dökenlerin değil, üreticinin malını tüketiciye ulaştırmak durumunda olanlar fiyatların belirlenmesinde çok daha etkili hale geldiler. Geçmişte bu aracıların gündeme geldiği her zaman bazı bölgelerde aracıları piyasadan kaldırdığınızda üreticinin (çiftçinin) ürününün serasının önünde kalacağına vurgu yapmış, hatta üreticinin ürünü fiyatı belirlenmeden elinden çıktığını ve aracılar vasıtasıyla pazara sevk edildiğini belirtmiştim. Aradan geçen yıllara rağmen değişen bir şey olmadı. Bu noktada maksadımın aracıları günah keçisi haline getirmek olmadığını, çünkü üretici ile tüketici arasında aracıların önemli bir görev yaptığını belirtmek isterim. Ne var ki, sorunun nereden kaynaklandığı biliniyor, sorun bilinince de çözüm bulmak mümkün olacağı halde mesele bir türlü çözüme kavuşturulamıyorsa o zaman söylenenler ile uygulama arasında ciddi bir terslik var demektir. Bu terslik her fırsatta dile getirilmesine rağmen nedense sorunu giderme yönünde bir gelişme söz konusu olmuyor. Böyle olunca ülkemizde uygulanmakta olan ekonomik modelin ne serbest piyasa ekonomisi, ne de sosyalist bir ekonomi modeli olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü öncelikli olarak fiyatlar arz ve talebe göre ortaya çıkmadığına göre uyguladığımız sistemin serbest piyasa ekonomisi olmadığı kesin. Buna bir de parası olanların oluşturduğu tekelleşmeler eklenince ister istemez üretenler de tüketenler de uygulamadan zararlı çıkıyor. Yani, adına ister aracı deyin ister bir başka nitelendirme kullanın sonuç değişmiyor. Bu bakımdan var olan yanlışlar bilindiği halde soruna çözüm bulunmuyor, bulunamıyorsa piyasada üreticiler ve tüketiciler dışında kalan birilerinin hâkim olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu ise emek verenlerin istismarı ve çile çekmesini gündeme getiriyor. Üreticinin 1 liraya sattığı marulun piyasada 15-20 liradan satılıyor olmasının bir başka izahı olabilir mi? Bunun da ötesinde bir ürünün fiyatı üretici ve tüketici arasında belirlenmiyorsa serbest piyasa ekonomisinden söz edilebilir mi?