Unutulmamak için

Abone Ol

Bir oyunun içinde olduğunuzu düşünün. Çocukların oynadığı bilgisayar oyunları gibi bir oyun. Uzunca bir yol var önünüzde ve yolun çeşitli yerlerine birbirinden değerli altınlar, mücevherler, bazı yerlerine de çok tehlikeli bataklıklar, dikenler, birbirinden zorlu engeller döşenmiş. Size de istediğiniz kadar altın toplayabileceğiniz ve yolun sonuna geldiğinizde elde ettiğiniz altın değerinde bir köşk verileceği söyleniyor. Ama bataklığa batarsanız ya da yoldaki engellere; çalı, taş veya dikenlere saplanırsanız yolun sonunda bırakın köşkü çok daha kötü bir cezaya çarptırılacağınız bildiriliyor. Bunun için kurallar belirlenmiş, sınırlar çizilmiş...

Fakat siz bazen altınları arama zahmetine girmeden bazen de görünen altınları toplamaya yeltenmeden, bata çıka, dikkatsiz yürüdüğünüz için yara bere almış bir şekilde, çizilen sınır ve koyulan kurallara da hiçbir şekilde riayet etmeden hızla yürümeye devam ediyorsunuz ve yolun sonuna geliyorsunuz. Elinizde birkaç altın var ama onlar da işe yaramıyor ve cezaya çarptırılıyorsunuz. Böyle bir durumda kendi kendinize dövünmeniz fayda eder mi "Keşke daha dikkatli yürüseydim, tüm altınları toplasaydım" demenin bir anlamı olur mu

Basit bir hayal bu...

Fakat Kelam-ı Kadim’in bize sık sık yinelediği bazı ayetlerini okuduğumuz da böylesi bir pişmanlığın çok da uzak olmadığını anlıyoruz: "Bir görseydin o suçluları: Rablerinin huzurunda, mahcupluktan başları önlerine eğilmiş şöyle derken: ‘Gördük, işittik ya Rabbenâ! Ne olur bizi dünyaya bir gönder! Öyle güzel, makbul işler yaparız ki! Çünkü gerçeği kesin olarak biliyoruz artık!’” (32/12)

Bu dövünme çok fazla yerde yinelenir ki kendimize ders çıkaralım. Daha vakit varken adımlarımızı dikkatli atalım.

Sahi nasıl bir pişmanlıktır bu. Biraz üzerinde düşünsek uçsuz bucaksız bir hayal kırıklığı olduğunu anlar ve çıldırma derecesine geliriz.

Artık her şey bitmiş, geri dönüş yok. Yol yıkılmış, oyun bitmiş. "Game Over" yazmış ve yedek canımız da yok. Skorlar belirlenirken yalvarıyoruz "Ne olur bir şans daha" diye. Ama ikinci bir şans verilmeyeceği de kural olarak bildirilmişti bize. Binlerce uyarı levhaları dikilmişti yollara ve çok fazla uyarıcı gönderilmişti. Her uyarıcı ya da başımıza gelen uyarı niteliğindeki her kaza, bela, sıkıntı "Unutmayın ahiret var. Unutmayın hesap var. Unutmayın cennet cehennem var" diye haykırmıştı bize. Fakat unuttuk, unutmaya devam ediyoruz. Cennet her gün gözümüzün önünde olmadığı için belki de, cehennemin korkunç soluğunu her an ensemizde hissetmediğimiz için belki de, unutuyoruz.

Unutanların unutulmaya mahkûm olduğunu ise ayetin devamında anlıyoruz: "Siz nasıl bugünkü buluşmayı unuttunuz ve bu unutmayı ömür boyu sürdürdüyseniz, Biz de bugün sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan ötürü, tadın bakalım sürekli azabı!” (32/14)

Hiçbir şeyi unutmayan Yüce Allahın unuttuğu bir varlık olmak nasıl bir duygu acaba Biraz rütbeli, statü sahibi birinin karşısında bile azarlanmaktan korkarken, tüm insanlığın karşısında ve Sonsuz Kudret Sahibi tarafından azarlanmak, cezalandırılmak ne kadar acıdır acaba ..

Evet burası dünya. Burası bir oyun yeri. Puan toplama yeri. Ve bunları nasıl yapacağımız bize bildirilmiş. Müslüman ailelerin Müslüman çocukları olarak bu sınırları, bize neyin puan kazandırıp neyin kaybettireceğini fazlasıyla biliyoruz aslında.

Nasıl ki beklediğimiz sonucu alamadığımız bir sınav sonrası "Keşke daha fazla çalışsaydım" pişmanlığını yaşıyorsak bu öyle bişey aslında. Yalnız şu var ki bu durumda en kötü ihtimalle kaybımız bi yıl olur. Dünya hayatını iyi değerlendirmezsek ise kaybımız sonsuz bir cennet hayatı olur.

Öyleyse Rabbimizin her türlü uyarısını üzerimize alalım. "O suçluları bir görseydin" diye okuduğumuz zaman suçlarımızı hatırlayıp mahcup olalım. "Biz de sizi unuttuk" diye okuduğumuz zaman Onun bizi unutma ihtimalinden karnımıza ağrılar girsin, gözümüzden yaşlar dökülsün, yemeden içmeden kesilelim, uykularımız kaçsın, yüreğimiz gamla dolsun. Öyle bir hale gelelim ki "Sana beni unutturacak her şeyden kendimi çekiyorum ya Rabbi" diyelim can havliyle.

Unutulmamak için adımlar atalım, unutulmamak için dualar edelim. Farzlarla, nafilelerle, akraba ziyaretleriyle, Kuran yolculuklarıyla, sadakalarla, güler yüzümüzle, yetimin başını okşamakla, bir sünneti ihya etmekle, anne babamıza iyi davranmakla, insanları uyarmakla, iyiliği emredip kötülükten uzaklaştırmakla, evlatlarımızı doğru istikamet üzre yetiştirmekle, gördüğümüz kötülükleri ortadan kaldırmaya cehd etmekle, zalim ve zulümlere karşı mücedele etmekle, en basit olarak yerdeki bir çakıl taşını birinin ayağına değip de acı vermesin diye ortadan kaldırıp kenara atmakla bile olsa kendimizi Ona hatırlatalım. Henüz vakit varken toplayabildiğimiz kadar puan toplayalım. Sonsuz cenneti kazanmak için dünya zevklerinden vaz geçelim. O bizi unutmasın diye biz kendi heva ve heveslerimizi unutalım. Böylesi bir titizlikle yaşadıktan sonra da Rabbimizin övgüsüne ve cennetine mazhar olanlardan olalım inşallah...