Unutulan bir ‘Musul’ öyküsü!

Abone Ol

Ara ara Türkiye’nin gündemine girdi!

Şimdilerde Suriye’de yaşanan hareketlilik dolayısıyla daha fazla konuşulur oldu.

Konu şu; Türkiye’nin Musul ve Kerkük’te hakkı var mıdır, yok mudur?

Uzun bir konu ama kısaca anlatmak gerekirse; ülkemizin Musul’daki petrol hakkıyla ilgili 2 belge mevcut: İlki, üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk olarak bilinen ve bir sömürü devleti olan İngiltere ve Irak’la imzaladığımız 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması.

İkinci belge de 14 Mart 1925 tarihinde Türk Petrol Şirketi ile Irak hükümeti arasında imzalanan İmtiyaz Anlaşması.

Bu anlaşmaların özeti şu şekilde; “Türkiye, tüm Irak’ın petrol gelirinden yıllık yüzde 10 oranında bir hak alacak!”

Fakat bu anlaşmalar sadece kâğıt üzerinde kaldı.

Türkiye’ye hem daha kısa süreyle hem de ödenmesi gereken miktarın çok çok altında ödeme yapıldı.

***

1980’li yılların ortasında Başbakan Turgut Özal, Irak Devlet Başkanı Saddam’ın ricası üzerine ‘petrol geliri hakkından’ bütünüyle vazgeçti. Her yıl devlet bütçesine düşülen “Irak’tan alacaklıyız!” ibaresi de böylelikle tamamen düştü!

Neden böyle bir yola gitti Başbakan Özal?

Turgut Özal'a yakın isimlerin anlattığına göre, Saddam, Türkiye’nin aldığı petrol geliri hakkından yola çıkarak bazı hususlarda bahaneler ortaya koyuyordu. İki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi anlamında Turgut Özal da bu kozu Saddam’ın elinden aldı! Anlatılan, denilen bu!

***

Şimdi… Ve bugünlerde…

Suriye, en büyük sınırımız olan komşu ülke!

Bir dönem neredeyse Bakanlar Kurulu’nu bile ortak yapacak konuma gelmişken bir anda kanlı bıçaklı olduk!

Bunda ‘kovboy faktörü’ göz ardı edilemez!

Bugünlerde, planı-programı yıllar öncesinden yapıldığı net olan bir hareketlilik var Suriye’de!

Sahi, 1900’lerin başlarında, Ortadoğu’nun ortasındaki ‘çıbanbaşı’nı kim/ler peydahladı, bölgeye?

Kral ve Kraliçe’ye dikkat!

 

BANDIRMA FÜZE KULÜBÜ!

* 1957 yılında Bandırma Şehit Mehmet Günenç Lisesi öğrencisi olan beş arkadaş; Artuğ Sayıner, Atilla Yedikardaşlar, Adnan Zanbak, Ali Osman Caran ve Güngör Gezer tarafından kurulan Bandırma Roket Kulübü'nün çalışmaları ile ülkemizde ilk füze 1959 yılında Bandırma'da atılmıştı.

* 1962 yılında 15 kilometreden fazla bir yüksekliğe ulaşan Marmara-2 roketiyle Bandırma Roket Kulübü, amatörler arası dünya üçüncülüğünü kazanmıştı.

* Bu anlamlı öykü Ahmet Şerif İzgören tarafından "Bandırma Roket Kulübü" adıyla kitap haline getirilmiş ve Bandırma Belediyesi tarafından ilçedeki tüm ortaokul öğrencilerine ücretsiz olarak dağıtılmıştı.

***

Neden anlattım bu başarı öyküsünü?

Biliyorsunuz, Kablo TV bir TÜRKSAT kuruluşu.

Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş., Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ilişkili bir kuruluşu.

Uzatmayalım, Kablo TV'de film kuşakları var…

Yabancı filmler ağırlıklı kuşaklar... Yerli filmler de var. Bu filmleri kim izliyor bilmiyorum! Birçoğu eski yabancı filmler… Bir de bunları tekrar tekrar veriyorlar.

Bazen izlenebilir olanlar da geliyor ekrana.

Geçenlerde zap yaparken böyle bir filme rastladım; “Bandırma Füze Kulübü.”

2022 yapımı bir film…

Konusu şöyle; “Otur oturduğun yerde!” diyenlere inat, hayalleri çalınsa da pes etmeyen, kısıtlı imkânlara ve karşılaştıkları tüm engellere rağmen, ülkelerinden uzakta, dünyanın bir ucu NASA'da hayallerine ulaşıp gökyüzüne füze göndermeyi başaran Bandırmalı lise öğrencilerinin gerçek hikâyesini konu ediniyor.

Film esasen son yıllarda önemli bir gündem maddesi olan ve canımızı acıtan 'beyin göçü'nün de bir fotoğrafını çekmekte ve göstermekte. Genç beyinlere yeteri kadar sahip çıkamadığımızın fotoğrafını. İzlemekte yarar var...

 

 

 

(Aşağıdaki yazı çerçeve içinde verilecek…)

İSTANBUL VALİSİ SAYIN DAVUT GÜL’E MARUZATIMIZDIR!

* “İstanbul Valimiz Sayın Davut Gül’e maruzatımdır; şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz Sayın Valim, sıkıntı da büyük! Annemin rahatsızlığından dolayı, kanser hastası olduğundan dolayı, her hafta kemoterapi almak durumundayız. Sabahın beşinde hastaneye geliyoruz, Okmeydanı Cemil Taşçıoğlu Hastanesi'ne. Otopark sorunu çok büyük burada. Otopark olmadığından dolayı da Darülaceze yani hastanenin önüne çekiyoruz arabayı mecburen! Ulaşımı engelleyecek, yayaları engelleyecek herhangi bir park durumumuz da olmamakta. Gezici Mobese aracıyla park eden araçlara ceza yazılıyor; 640 lira ceza! Hemen her defasında bu parayı ödemek durumunda kalıyorum. Annemin yürüyecek durumu olsa zaten toplu taşımayla, minibüsle ya da ticari taksi ile gelirim. Devlet hastane yapıyor otopark yapmıyor! Sayın Valim, biz hastaneye mecbur olduğumuzdan dolayı geliyoruz bunun üstüne de trafik her defasında 640 lira ceza yazıyor. Bu bir haksızlıktır. Zaten insan hastasının derdiyle uğraşıyor. Bir de bunun üzerine ceza kesilmesi doğru mudur? Sayın Valim bu derdimize bir çözüm bulursanız duacı oluruz.” (YAŞAR GÜLBAHAR)

 

KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDEN BİR TOPLUMDUK, NE OLDU BİZE!

 

* Hu Hu! diye seslenirdik eskiden komşumuza…

* Eyvallah, dilimizin pelesengi idi…

* Hay'dan gelip Hu'ya giderdik…

* “Hay hay efendim!” diye kabul ederdik teklifleri…

* “Allah, Allah, Allah, Allah!” diyerek şehadete koşardık!

* “Allah Allah, Sübhan Allah, Allahu Ekber” idi hayretlerimiz…

* Şimdilerdeki gibi “Vaaaauuv” diye ya da “ohaa” diye garip ve tuhaf çığlıklar atmazdık!

* “Tövbe estağfurullah”, “Fesubhanallah” zikri anlatırdı, kızgınlığımızı…

* “Aman Allah’ım!” derdik, “oh my good!” girmeden dilimize…

* Salâvat-ı Şerife anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını…

* “Neûzubillah” çekmek idi istemediğimiz bir şey görünce zikrimiz…

* “Bismillah” ile başlardı her hayrın başı…

* “Hay, Allah iyiliğimizi vermeye devam” edeydi, ne iyi olurdu…

* “Allah Allah İllallah, Muhammedun Resulüllah” sonrası derdik, alkışlarla yiğitlere…

* “Maşallah”, "Ya sabır” öfkemizin ilacı idi…

* “Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı vekil ederdik, çaresiz kalınca…

* “Ya Şâfi” dokunurdu yaramıza, merhemden evvel…

* “İnnâlillah” ayeti teselli ederdi, geride kalanları…

* “Hakk’a yürürdük” eskiden, “ölmezdik” biz…

* “Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” hatları süslerdi iş yerlerimizin duvarlarını; psikiyatrik ilaçlar dünyamıza girmeden!..

***

Velhasılı kelam…

Eskiden hayatı yaşarken zikrederdik, şimdi zikrederken bile o hali yaşayamıyoruz...

Rabbim aslımıza rücû ettirsin bizi... Bütün okurlarımın Cuma’sı mübarek olsun. Âmin!

 

 

---