Çalışma hayatının kendine göre kuralları var... Başarılı olmanın düşünen insanlar için çok faydaları vardır.
İşte büyüklerimizin bize tavsiye ettikleri kısacık bilgilere bir bakalım:
- Çalışmak için uygun gün ve saat bekleme.
- Bir günde yapman lazım gelen bir işi ertesi güne bırakma
- Yalnız tek iş yap.
- Başladığın bir işi bitirmeden başka bir işe başlama!
- Çalıştığın bir iş üzerinde her hangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme
- Devamlı ve planlı çalış.
- Tefekküre, yani fikri düşünceye günde 2-3 saat ayır.
- Sakin ve sağlam ol. Fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.
- Hoşuna giden sözleri ezberle.
- Daima sabırlı olmayı dene.
- Kendi dilini iyi yazmayı ve konuşmayı öğren.
- Dikkat et, sözlerin ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
- Çalıştığın dersleri bitirdikçe, okuduğunu ezberden özet halinde not et.
- Bir işi yaparken, kararsızlığa düştüğün zaman, faydası çok, zararı az olanı seçmelisin.
- Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş.
- Öfkeyle karar vermemelisin.
- Kimsenin bilgisizliğini yüzüne vurma. Bil ki, insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cehaletinin yüzüne vurulmasıdır.
- Yalan söyleme. Yalan söyleyen yakalanma korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.
- Gece yatağa huzurla yatabilecek kadar o günü temiz geçirmelisin.
(DÜŞÜNCE DÜNYASI)
ALLAH‘I NİÇİN GÖREMEYİZ?
İnsan her şeyi göremez. Çükü görme duyusu sınırlıdır. Mesela ruhumuz, aklımızı, vicdanımızı, duygularımızı göremeyiz. Ama göremiyoruz diye de hiçbir zaman inkara kalkamayız.
Peki göremediğimiz halde bu duygularımızın varlığına nasıl inanıyoruz?
Eserlerinden... Hareket ruhumuzun, düşünce aklımızın eseridir. İşitilen, tadılan, görülen, hissedilen şeyler beş duyunun varlığını gösteriyor.
Allah‘ı da göremeyiz. Ama varlığını yarattığı sayısız eserlerden, yarattııklarından anlarız.
Allah‘ı göremeyiz. Çünkü O‘nu görmeye gücümüz etmez.
Sınırlı görme gücümüzle sınırsız bir varlığı göremeyiz.
Gözümüz daha çok maddi varlıkları görür. Allah ise maddeden uzaktır, tamamen Nur‘dur. Onun yarattığı yarısı nur, yarısı madde olan güneşe dahi bakamıyoruz. Gözümüzün kamaştırıyor. Nerede kaldı ki, Nur olan Allah‘ı görebilelim.
Hz. Musa gibi büyük bir peygamber bile O‘nu görmeye tahammül edemeyip düşüp bayılmıştır.
Kısacası Allah‘ı görebilecek yaratılışta değiliz. Ama herşey O‘nun varlığının delilleridir.
Peki, Allah‘ı hiç göremeyecek miyiz?
Mesela Cennette?
Cennette Allah‘ı göreceğiz. Orada ise Allah daha mükemmel ve gelişmiş bir yapı kazandıracak bize ve kendini gösterecek. Öylece göreceğiz.
(BİR KISSA BİN HİSSE)
OĞLUNA AĞLAYAN ADAM
Bir gün bir köylü dönemin kadısına gidip oğlunu şikayet eder:
"Muhterem hocam" der. "Dün oğlum beni tarlada dövdü. Elindeki öküzleri kovaladığımız övendere ile vurdu. Çok canım yandı.Çok ağladım. Ben bunun için mi evlat büyüttüm? Ben şimdi ne yapacağım bu ihtiyar halimde? Bugün koşup sana geldim. Bana bir yol göster. Akıl ver. Hocam ne yapacağımı şaşırdım. Yalvarırım bana bir yardımda bulun."
Kadı Efendi çok şaşırdı:
"Fesubhhanallah. Bir evlat babaya nasıl el kaldırıp döver? Peki sen oğluna dinini diyanetini öğretmedin m? Ana baba hakkının büyüklüğünü oğluna anlatmadın mı? Küçükken ahlak ve terbiye dersleri vermedin mi?"
Köylü ihtiyar, bu sefer mahçup olmuştu:
"Hocam, köy halini biliyorsunuz, öğretemedim. Köy yerinde iş, güç var. Hayvanlar güdülmek ister. Çift var, odun var. Bular hep yapılması gereken işler."
Kadı efendi gözü yaşlı ihtiyara:
"O halde ihtiyar baba" der. "Oğlunun kusuruna bakma. O seni çift sürdüğü öküz zannetmiştir. Çünkü oğlunun yanında seninle öküzleri arasında bir fark görememiş. Oğluna, baba kıymetini öğretmemişsin. O öküzlere vuruyorum diye sana vurmuş. Yoksa gerçek evlat babaya el kaldıramaz" diyerek köylünün oğluna karşı olan babalık vazifesini yapmadığını veya eksik yaptığını anlatmış oldu.
Bir baba evvela çocukların güzel bir dini terbiye vermeli. Çocuklarına dinini, imanını, İslam ahlakını öğretecek ki, çocukları da babalarına saygıda kusur etmemeli.
(TARİH DEDE YAZIYOR)
ŞAHİTLİĞİ KABUL EDİLMEYEN PADİŞAH
Bir dava yüzünden, Padişah Yıldırım Beyazid‘in mahkemeye gelip şahitlik etmesi gerekiyordu.
Padişah mahkemeye geldi. Herkes gibi o da ellerini önünde bağlayarak ayakta bekledi.
Zamanın Bursa Kadısı Molla Şemsüddin Fenari, Padişahı süzdükten sonra şu hükmü verdi:
"Senin şahitliğin geçirsizdir, çünkü sen namazlarını cemaatle kılmıyorsun. Elinde imkan bulunduğu halde, namazlarını cemaatle kılmayan biri, yalan şahitlik edebilir demektir."
Bu büyük bir ithamdı. Herkes Yıldırım Beyazid‘in kızmasını bekliyordu. Fakat o boynunu büküp mahkemeyi terk etti.
Ve hemen sonra sarayın yanı başına bir cami yaptırdı. Namazlarını cemaatle kılmaya başladı.
Osmanzade Taib‘in "Hadikat-üs salatin" isimli eserinde devrin Türkçesiyle olay şöyle anlatılır.
"Bursa Kadısı Mevlana Şemsüddin-i Fenari huzurunda malum-i Hümayunları olan bir madde içün eday-ı şehadet ettiklerinde kabulde tereddüt idüp terk-i cemaat bais-i cerh idüğün arz eyledikte Saray-ı Hümayunları pişgahında bir cami-i şerif bina idüp evkaat-ı hamsede cemaate müdavemet buyurdular."
(BU GÜN NE DUA EDELİM)
Ey Allah‘ım,
Çalgı aletlerinden, yalandan, haramdan hilekarlıktan, cehaletten, haktan sapan günahkarların tuzaklarından, gece ve gündüzün hadiselerinden, cin ve insanların şerrinden yüce ve büyük olan Sana sığınırım!
(MİNİ TEST)
İnci KARAMAN
BİLGİNİZİ ÖLÇÜN
Elbette ki çok şey biliyorsunuz. Ama yine de bunu test edelim mi, ne dersiniz?
1- Ampülü Pastör mü keşfetmiştir?
Evet Hayır
2- Elektriği bulan ilim adamı Thomas Alva Edison mudur?
Evet Hayır
3-Kuduz aşısı John Gutenberg tarafından mı bulunmuştur?
Evet Hayır
4-Amerika kıtasını Vasco De Gama mı keşfetmiştir?
Evet Hayır
5-Peygamberimiz Hazreti Muhammed‘in babası Abdullah mıdır?
Evet Hayır
6-Türkiye‘nin en uzun nehri Kızılırmak mıdır?
Evet Hayır
7-Mevlana‘nın türbesi Maraş‘ta mıdır?
Evet Hayır
8-Dünyanın en yüksek dağı, Ağrı Dağı mıdır?
Evet Hayır
9-Müslümanların kıblesi Kabe, Suudi Arabistan‘ın Mekke şehrinde midir?
Evet Hayır
10-Türkiye‘nin en büyük gölü Van Gölü‘dür.
Evet Hayır
DEĞERLENDİRME:
Eğer, 5,6 ve 9 soruya evet, diğerlerine hayır dediniz ise, çok çok iyisiniz.
Doğru verdiğiniz her cevap için kendinize 10 puan yazın.
Sonra Puanları toplayın. Yetmiş ve daha yukarı ise çok iyi, 50‘den 69‘a kadar fena değil, 50‘nin altı iyi sayılmaz. Yani daha fazla öğrenmelisiniz.
(HOCA NASREDDİN‘İN BİRİ BİR GÜN)
DENİZ BİTTİ
Günlerden bir gün Nasreddin Hoca, gölün kenarında biraz dinlenmek ister. İskeleye geldiğinde gözüne bir kayık kestirir ve biner.
Fakat Hoca‘nın bindiği kayığa bir çok kişi daha biner. Çünkü o gün hava çok güzeldir.
Bu yüzden Hoca, dümenin yanında ufacık bir köşeye kurulur.
Bir ara dümencinin yaptıklarına gözü takılır. Dümencinin yaptığı işten çok hoşlanır ve eğlenceli bulur. Bir süre daha baktıktan sonra kendisi de denemek ister ve kaptana:
"Sen şöyle biraz dinlen, sakın korkma! Ne de olsa, eskiden denizcilik yaptım. Birazcık gençliğimizi yaşayalım" der.
Dümenci de zaten yorulmuştur. Bu yüzden Hoca‘ya:
"Pekiyi ben de biraz dinleneyim" der. Hoca önceleri kayığı iyi kullanır. Uzun bir müddet gölün mavi suları arasında iyi bir şekilde yol alınır. Fakat tam iskeleye yaklaşıldığı sırada, yandan gelen büyük bir dalga kayığı karaya oturttur.
Yolcular itiraz etmeye başlar:
"Hoca ne yaptın? Hiç mi hayatında kayık kullanmadın?" diye sormaya başlarlar.
Hoca gayet sakin ve istifini bozmayarak cevap verir:
"Ben bir şey yapmadım, deniz tükendi" der.
(MASAL)
Zeytin‘in Harita Oyunu / Zekiye Çoban
Gül yüzlüler, pamuk şekerler
Hepinize iyi günler.
Güzel düşünceler, büyük hedefler
Sizinle olsun gül yürekler.
Hayal denizinde umudumuz çok
Baştan söyleyelim,
Çıt çıkarana gökten elma yok.
Sözü tatlandıralım.
Masalımıza başlayalım.
Anneler sımsıcak hayaller örmüş. Hayaller bizi masallara, masallar çocuklara, çocuklar bizi oyunlara götürmüş. Çocuklar; oyunlarla büyür, oyunlarla öğrenirmiş. İşte kahramanımız da görünmüş. Elleri yine kitaplarla doluymuş. Oysa henüz okula gitmiyormuş. Herkes ona "Zeytin" dermiş. Bu ismi belki gözlerinin karasından belki zeytini çok sevdiğinden almış olmalı. Zeytin; çok akıllı, düşünceli, esprili bir kızmış. Uzun uzun kitap okuduğunu görenler, okumayı bildiğini sanırmış. Oysa Zeytin, kitapları kendi dilince okur, sayfaları sırasıyla çevirirmiş. Sonunda "okudum, bitirdim" dermiş. Ablaları okula gidince kendince oyunlar kurar, oyundan oyuna koşarmış. Zeytin‘in en sevdiği oyunlardan biri de harita oyunuymuş. Belki içinizde harita oyunlarını iyi bilenler, çok sevenler de vardır. Olsun ne güzel! Yine de bir bakalım, Zeytin nasıl oynarmış?
Zeytin‘in büyük bir atlası varmış. Baka baka sora sora kıtaları, okyanusları, yaşadığı ülkeyi öğrenmiş. Yaşadığı şehirden uçan kuşları görmüş. Haritada her seferinde evlerinin yerini tespit edermiş. Bu gerçekten çok eğlenceliymiş. "İşte bak şurada, şu mini minnacık görünen nokta, bizim evi balkonu olmalı. Balkondaki çiçekleri pek iyi seçemiyorum" dermiş. Ah bu Zeytin, ne kadar da çokbilmiş!
Bazen uçağa bazen gemiye biner, kimi zaman yürüyerek dünya atlasında gezintiye çıkarmış. O ülke benim, şu kıta senin. Dolaşır dururmuş. Afrika‘ya gidince gözleri yaşla dolar, orada aç ve yoksul çocuklarla yiyeceğini paylaşmak istermiş. Yemeğini yerken onları düşünür, israf etmekten korkarmış. Onlar için avuç avuç dua yollarmış.
Uçakla okyanusların, denizlerin üzerinden geçerken, Allah‘ın büyüklüğünü düşünürmüş. Gökleri ve yerleri ve her şeyi mükemmel yaratan Allah; şüphesiz çok güzel, çok yüce olmalıymış. Bunca güzel eserin sahibi en güzel övgülere, her zaman anılmaya elbette layıkmış.
Bazen savaş uçaklarının uğultusundan canı sıkılırmış Zeytin‘in. Harita oyunu sanki acıya bulanırmış. Hiçbir anlam veremezmiş savaşlara, savaş uçaklarına. Onları çok kötü ve korkunç ve gereksiz bulurmuş.
Yine bir gün ülkesinin çevresinde uçarken savaş uçaklarını görmüş. Yine canı sıkılmış. Aşağıya bakmış. Bombalar her yeri yıkıyormuş. Çocuklar, anneler, babalar ağlıyormuş. Hepsi Zeytin‘den dua istiyormuş. Zeytin, onlara acıyla el sallamış. Kıpır kıpır dua yollamış.
Zeytin, onlar için her zaman dua edermiş. O gün kendine bir kez daha söz vermiş:
-Daha çok okuyacağım, büyük adam olacağım, savaşları durduracağım. Savaş çıkaranları uzayın boşluğuna fırlatacağım, diye.
Bir anda bir çocuğun sesini duymuş. Bu çocuk, Zeytin‘e sesleniyormuş:
"Harita oyunu oynayan çocuklar daha da çoğalsa keşke. Çocuklar, ellerindekilerin kıymetini bilse, duasını bekleyenlerin sesini duysa, ülkeleri, kıtaları, şehirleri tanısa. Acılar bu temiz kalplerin duasıyla son bulsa, son bulsaaaa!"
Çocuğun sesi koca dağlarda yankılanmış. Zeytin:
- Sana söz veriyorum. Bu oyunu bütün arkadaşlarıma öğreteceğim. Hepsinden sizin için dua isteyeceğim. Bir gün hepinizi daha iyi göreceğim, demiş.
Zeytin, o günkü harita oyununda hayli yorulduğunu hissetmiş. Uçaktan inip, atlası kapatmış. Kitaplarını eline almış. Daha çok okuyacak, dünyayı daha çok tanıyacakmış. Harita oyunlarını bütün arkadaşlarına öğreteceğine çoktan karar vermiş.
KELİME KELİME DİNİMİZ
CAMİ
Cami, içine alan, toplayan manasına gelir. Müslümanların namaz kılmak için toplandıkları ibadet yerlerine cami denir. Mabed ve mescit de denir.
CEBRAİL
Peygamberlere, Allah‘ın emir ve yasaklarını getirmekle görevli dört büyük melekten birisi.
CELAL
Büyüklük, ululuk, yücelik anlamına gelir. Allah‘ın büyüklüğü için kullanılır. Allah‘ın sıfatıdır.
CEMAAT
Topluluk. Toplu halde ibadet edenlere denir.
CEMAL
İç ve dış güzelliği. Allah‘ın bir sıfatı.
CENAZE
Cenaze ölü demektir.
CEZA
Daha çok azap anlamında kullanılmaktadır. Suçlulara verilen azaptır.
CAHİLİYYE DEVRİ
Bilgisizlik ve barbarlık devri. İslamiyet gelmeden önceki devir için kullanılan bir tabir.
DABBET-ÜL ARZ
Yer hayvanı anlamına gelir. Ahirzamanda çıkacak olan fakat, mahiyetini tam olarak bilemediğimiz bir yaratıktır. Kıyamet alametleri arasında sayılmıştır.
(SİZDEN GELENLER)
Bilmeceler
Minareden attım yayıldı,
Suya düştü bayıldı.
(Pamuk)
Kalenin yanı beden,
Yeşil bastım al çıktı,
Söyle bakayım neden?
(Kına)
Sıra sıra durmuşlar
Hak yoluna girmişler,
Vakti gelmiş ermişler,
Sararmış, solmuşlar.
(Buğday)
Melike İz, İstanbul
Kar taneleri
Ne şirindir kar taneleri,
Yağmaktır hep özlemleri
Aklaştırır caddeleri,
Mini mini kar taneleri.
Gökyüzünün melekleri
Yeryüzünün ak çiçeği,
Sevgi doludur içleri,
Mini mini kar taneleri.
Sayılır saatleri,
Kutupta mı ülkeleri?
Erişmez telefon sinyalleri
Mini mini kar taneleri.
Necati Demir, İstanbul.
Tevhid mührü
Tane tane yağan karda,
Çağlayarak akan suda,
Seher vakti açan gülde,
Görülmekte tevhid mührü.
Bir damlacık suda,
Bağrımı yakan od da,
Sonsuza giden yolda,
Görülmekte tevhid mührü.
Hakan Kutlu, Sivas.
BİZDEN SİZE (26 Şubat)
Sevgili çocuklar;
Karların eridiği günler yaşıyoruz. Kara kış diyenlere inat, nazlı bir gelin gibi yeryüzünü süsleyen ve Rabbimin güzel isimlerinin tecellisi sayılan kar taneleri yavaş yavaş bize veda etti. Ta ki, gelecek kışa kadar.
Ne dersiniz, acaba havaların tekrar ısınması bize yeniden dirileceğimiz o güne mi işaret ediyor? Yani her kışın baharı olduğu gibi, şu dünya hayatı da bize ahiret hayatını mı işaret ediyor? Biraz düşünmeye ne dersiniz?
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!





