Üniversiteleş-me!

Abone Ol

Her ile bir üniversite ile başlayıp vakıf

üniversitelerinin mantar gibi çoğalmasıyla süren bilinçsiz üniversiteleşme

furyası sadece diplomalı işsizler üretmiyor, üniversitelerin niteliksiz hale

gelmesine de neden oluyor. Git gide gerileyen yerleştirme puanları ve

neticesinde üniversitedeki eğitim kalitesinin iyice düşmesi, üniversite

diplomasının sadece kısa dönem askerliğe yaramasına neden olacak bu gidişle,

o da erkekler için tabi.

Yanlış planlamalarla ve işgücü piyasasına dönük altyapı

hazırlanmadan girişilen üniversiteleşme hamlesi, ihtiyaç duyulan öğretim

elemanları bakımından da sıkıntılı sonuçlar doğurmakta. Özellikle

ticarethaneden farksız olan vakıf üniversitelerine bakınca, emek sömürüsünün

diğer sektörlerde olduğu gibi tam gaz sürdüğü görülüyor. Üniversiteye bakış

ticarethane kafasıyla olunca, akademisyene bakış da taşeron işçi ye bakışa

dönüyor.

T24 ten Hazal Özvarış ın Yaşadığımız kabzımallık,

diplomaları kâğıttan değersiz, vakıf üniversitelerinin yüzde 70 i kapatılmalı!

başlıklı röportajı, vakıf üniversitesi gerçeğini akademisyenler açısından

güzel özetlemiş. Bir vakıf üniversitesinde akademisyenlik yapan Aslı Vatansever

ve Meral Gezici Yalçın, vakıf üniversitelerindeki durumu Ne Ders Olsa Veririz

adlı, farklı vakıf üniversitelerinden 28 akademisyenle yapılan görüşmelerle

hazırlanan kitapta anlatmış.

Röportajdaki çarpıcı tespitlerden biri adı vakıf

üniversitesi olsa da bu üniversitelerin vakıf sistemiyle alakasının olmaması.

Tam bir ticarethane mantığıyla işleyen bu üniversitelerdeki patron şirketine

kaynak aktarma usullerinden dem vurulmuş mesela. Ayrıca maliyetten kısma

gerekçesiyle akademisyenlerin ücretli köleye dönüşmesi anlatılmış. Türkiye nin

her mecrada bir taşeronlaşmaya gittiğine bir işaret

Akademisyenleri birer ücretli köle olarak gören ticari

kafanın, maliyetten kısma gerekçesiyle taşeron işçi muamelesi yapması çok

da garip gelmiyor artık. Röportajı veren akademisyenlerin tabiriyle

üniversitelerin entelektüel çöplük olacağı tespiti de dikkate değer.

İşverenlerin neden başka bir sektör değil de vakıf

üniversitesine girdiği meselesi de hayli ilginç. Mesela Psikoloji okuyan bir

öğrencinin maliyeti yıllık 15-30 bin lira civarında ve ortalama 80-100 kişilik

bölümler söz konusu olduğunda ortaya ciddi rakamlar çıkıyor. O bölümde çalışan

akademisyenlerin sayısı da genelde YÖK ün belirlediği alt sınır olan 3 ü

geçmediğinde, aradaki farkın işletmeciye kalması gibi bir durum beliriyor.

Yani, 3 hoca bul, 100 öğrenci kaydet, aradaki farkı (kârı) cebine at! Hangi

sektörde bu kadar kolay para var ki bugün  Bir de işgücü piyasası açısından neticeler var tabi. 72 vakıf

üniversitesi var ve bunların çoğunda da belirli bölümler (hukuk, mimarlık,

psikoloji vs) revaçta. Bu bölümler hababam öğrenci alıp mezun ediyor. Mezun

sayısı arttıkça diplomaların önemi azalıyor. Piyasaya giren yeni mezunlar

diplomaların kıymetini de düşürüyor.

Bir de meselenin kaliteli eğitim kısmı var ki, devlet

üniversitesine misal 500 puanla giren öğrenciyle vakıf üniversitesine 250-300

puanla giren öğrencinin aynı evsafta olmayacağı meydanda. Üniversite

öğrencisinden hocam test mi yapacaksınız sorusu da, en basit bir düşünceyi

cümle kurarak ifade edemeyen üniversite öğrencisi profili de bu

üniversiteleşme garabetinin neticesi sanki.

Sonuç olarak, her ile üniversite popülizmiyle başlayan

ve vakıf üniversitesi sektörü ne kapı aralayan bu bilinçsiz üniversiteleşme

furyası da tam bize yakışan bir noktaya gidiyor. Çözüm üreteceğiz diyerek yeni

yeni sorunlar üretmeye yani