Her ile bir üniversite ile başlayıp vakıf
üniversitelerinin mantar gibi çoğalmasıyla süren bilinçsiz üniversiteleşme
furyası sadece diplomalı işsizler üretmiyor, üniversitelerin niteliksiz hale
gelmesine de neden oluyor. Git gide gerileyen yerleştirme puanları ve
neticesinde üniversitedeki eğitim kalitesinin iyice düşmesi, üniversite
diplomasının sadece kısa dönem askerliğe yaramasına neden olacak bu gidişle,
o da erkekler için tabi.
Yanlış planlamalarla ve işgücü piyasasına dönük altyapı
hazırlanmadan girişilen üniversiteleşme hamlesi, ihtiyaç duyulan öğretim
elemanları bakımından da sıkıntılı sonuçlar doğurmakta. Özellikle
ticarethaneden farksız olan vakıf üniversitelerine bakınca, emek sömürüsünün
diğer sektörlerde olduğu gibi tam gaz sürdüğü görülüyor. Üniversiteye bakış
ticarethane kafasıyla olunca, akademisyene bakış da taşeron işçi ye bakışa
dönüyor.
T24 ten Hazal Özvarış ın Yaşadığımız kabzımallık,
diplomaları kâğıttan değersiz, vakıf üniversitelerinin yüzde 70 i kapatılmalı!
başlıklı röportajı, vakıf üniversitesi gerçeğini akademisyenler açısından
güzel özetlemiş. Bir vakıf üniversitesinde akademisyenlik yapan Aslı Vatansever
ve Meral Gezici Yalçın, vakıf üniversitelerindeki durumu Ne Ders Olsa Veririz
adlı, farklı vakıf üniversitelerinden 28 akademisyenle yapılan görüşmelerle
hazırlanan kitapta anlatmış.
Röportajdaki çarpıcı tespitlerden biri adı vakıf
üniversitesi olsa da bu üniversitelerin vakıf sistemiyle alakasının olmaması.
Tam bir ticarethane mantığıyla işleyen bu üniversitelerdeki patron şirketine
kaynak aktarma usullerinden dem vurulmuş mesela. Ayrıca maliyetten kısma
gerekçesiyle akademisyenlerin ücretli köleye dönüşmesi anlatılmış. Türkiye nin
her mecrada bir taşeronlaşmaya gittiğine bir işaret
Akademisyenleri birer ücretli köle olarak gören ticari
kafanın, maliyetten kısma gerekçesiyle taşeron işçi muamelesi yapması çok
da garip gelmiyor artık. Röportajı veren akademisyenlerin tabiriyle
üniversitelerin entelektüel çöplük olacağı tespiti de dikkate değer.
İşverenlerin neden başka bir sektör değil de vakıf
üniversitesine girdiği meselesi de hayli ilginç. Mesela Psikoloji okuyan bir
öğrencinin maliyeti yıllık 15-30 bin lira civarında ve ortalama 80-100 kişilik
bölümler söz konusu olduğunda ortaya ciddi rakamlar çıkıyor. O bölümde çalışan
akademisyenlerin sayısı da genelde YÖK ün belirlediği alt sınır olan 3 ü
geçmediğinde, aradaki farkın işletmeciye kalması gibi bir durum beliriyor.
Yani, 3 hoca bul, 100 öğrenci kaydet, aradaki farkı (kârı) cebine at! Hangi
sektörde bu kadar kolay para var ki bugün Bir de işgücü piyasası açısından neticeler var tabi. 72 vakıf
üniversitesi var ve bunların çoğunda da belirli bölümler (hukuk, mimarlık,
psikoloji vs) revaçta. Bu bölümler hababam öğrenci alıp mezun ediyor. Mezun
sayısı arttıkça diplomaların önemi azalıyor. Piyasaya giren yeni mezunlar
diplomaların kıymetini de düşürüyor.
Bir de meselenin kaliteli eğitim kısmı var ki, devlet
üniversitesine misal 500 puanla giren öğrenciyle vakıf üniversitesine 250-300
puanla giren öğrencinin aynı evsafta olmayacağı meydanda. Üniversite
öğrencisinden hocam test mi yapacaksınız sorusu da, en basit bir düşünceyi
cümle kurarak ifade edemeyen üniversite öğrencisi profili de bu
üniversiteleşme garabetinin neticesi sanki.
Sonuç olarak, her ile üniversite popülizmiyle başlayan
ve vakıf üniversitesi sektörü ne kapı aralayan bu bilinçsiz üniversiteleşme
furyası da tam bize yakışan bir noktaya gidiyor. Çözüm üreteceğiz diyerek yeni
yeni sorunlar üretmeye yani