2007 yılında Adıyaman Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İnşaat Programı 1. sınıf öğrencisiyken, karıştığı bir olay nedeniyle disiplin kuruluna sevk edilen Halil Osman Tutuş (20), alınan karar kapsamında üniversiteden süresiz olarak uzaklaştırıldı.
Hakkındaki disiplin soruşturmasının ardından okuduğu üniversiteden süresiz uzaklaştırılan ve herhangi bir yükseköğretim kurumunda eğitim-öğretim görmesi de engellenen bir gencin açmış olduğu dava, Anayasa Mahkemesi‘ne taşındı. Eğer mahkeme lehte karar verirse Türkiye‘de bugüne kadar türban ve siyasi olayların yanında çeşitli nedenlerden dolayı üniversiteden atılan on binlerce öğrenci yeniden üniversiteli olabilecek.
2007 yılında Adıyaman Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İnşaat Programı 1. sınıf öğrencisiyken, karıştığı bir olay nedeniyle disiplin kuruluna sevk edilen Halil Osman Tutuş (20), alınan karar kapsamında üniversiteden süresiz olarak uzaklaştırıldı. Ancak buna rağmen üniversite hayalinden vazgeçmeyen Tutuş, bir sonraki yıl Öğrenci Seçme Sınavı‘na (ÖSS) katılarak, bir yükseköğretim kurumuna yerleştirilebilecek puana ulaştı ve ardından tercihlerini yapıp bunu ÖSYM‘ye gönderdi. Ancak yerleştirme sonuçlarında adını göremeyen Tutuş, durumu dilekçeyle ÖSYM‘ye bildirdi. Kendisine gönderilen cevap yazısında Tutuş‘un üniversiteden süresiz olarak uzaklaştırıldığı için herhangi bir yüksek öğretim kurumuna alınamayacağı ifade edildi.
Bu durum üzerine yakın bir akrabasının yönlendirmesiyle Mersin‘deki avukat Mehmet Sinan Cebe aracılığıyla Ankara 9. İdare Mahkemesi‘ne, 29 Eylül 2008 yılında açtığı davayla birlikte 2008-ÖSS tercihlerinin geçersiz sayıldığına dair idari işlemin yürütmesinin durdurulmasını istedi. Söz konusu davanın, bu alanda Türkiye‘de bugüne kadar açılan ilk dava olduğunu ileri süren Avukat Mehmet Sinan Cebe, yapılan işlemin her ne kadar da kanuna uygun olsa dahi bir üst hukuk kuralı olan Anayasa‘ya aykırı olduğunu savundu. Cebe, üniversiteden türban veya siyasi bir nedenin yanında herhangi bir kavgaya karıştığı gerekçesiyle öğrencilerin disiplin soruşturmasına tabi tutulup, üniversiteden süresiz olarak uzaklaştırılması ve bununla birlikte hiçbir yükseköğretim kurumunda eğitim-öğretim almasının engellenmesinin de kabul edilemeyeceğini söyledi.
"Yüksek öğretim kanunu‘nun değişmesi anayasa‘dan daha acil"
Bunun kanuni bir düzenleme olmasına karşın, temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının; Anayasa‘nın 13. maddesinin ihlali anlamına geldiğinin altını çizen Cebe, "Çünkü herhangi bir kişiye ceza verilirken amaç; cezalandırmaktan öte o kişiyi topluma yeniden kazandırılması olması gerekir. Aksi takdirde verilen ceza bireyleri imha etmek, onlara eziyet etme amacına hizmet eder ve bu durum da asla kabul edilemez" dedi. Anayasa‘nın 42. maddesinde yer alan; "hiç kimse birey eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz" hükmüne dikkat çeken Cebe, müvekkiline yönelik olarak yapılan uygulamanın Anayasa‘ya aykırı olduğunu ileri sürdü.