Burada “şöyle olmalı”dan kastımız, illa da “öyle değildir” anlamına gelmiyor. Malum; herkes, her şeyi, her zaman bilmiyor ya da hatırlamıyor.
Genelde olumsuzlukları dile getirmek doğru değildir. Çoğu zaman bu, yanlış da anlaşılabilir. Fakat yine bazı hususları hatırlatma sorumluluğu hissediyoruz.
Nasihat, sadece anlamak isteyene fayda verir. Yoksa nasihat, çoğu kimse için zararlı ve felakete sürükleyicidir.
Üniversite, kolay zengin olmak ve şöhret kazanmak için yanlış bir yerdir. Tabi ki istisnalar olabilir. Fakat yine de zengin olmanın ve şöhrete kavuşmanın daha kolay ve daha az emek isteyen yolları vardır.
Üniversite, hazır bilgi alma yeri değildir. Hoca, bilgi paketi değil mürşittir. Hoca, temel bilgiler, yöntem ve şahsiyet verir. Gerisi öğrencinin kabiliyet ve gayretine bağlıdır.
Üniversite, hayata yön verir ve güncel olanın ötesinde düşünür yani ufuk açar. Ama asla hayatın üstünde ve hayattan müstağni değildir. Aksine üniversite, hayatı öğretmeli ve hayatın içinde olmalıdır.
Bu yüzden öğrenciler de hocalar da hayattan ve toplumdan kopuk olmamalıdırlar. Zira üniversite, ayrı bir hayat değil; hayatın parçasıdır.
Yani esasen farklı alanlardan oluşan TEK BİR HAYAT vardır. Zira tek bir ömrümüz vardır. Modern dönemin parçalanmışlığı yani hayatı ve insanları parçalara ayırması, doğru değildir ve tehlikelidir. Fakat bu demek değildir ki her yerde aynı davranalım. Tabi ki her sözün bir makamı ve her makamın bir görgüsü vardır. Fakat bunlar, ayrı parçalar değil bir bütünün parçaları olmalıdır.
Üniversiteye değeri verecek olan toplum değil siyasettir. Fakat bu değer, bir karşılık beklenerek verilmemelidir. Topluma düşen ise sadece kendi vazifesini ifa etmektir. Toplumun bunun dışında bir görevi de yoktur.
Üniversite, bilgi üretmelidir. Bu bilgiye insan yetiştirme ve siyaset bilgisi de dâhildir. Esasen herkesin siyasi görevi, kendi yaptığı iştir. Kendi işini ihmal edenin, diğer amellerinin bir ehemmiyeti yoktur (olağanüstü şartlarda ortaya çıkabilecek olağandışı görevler hariç).
Asıl ihanet, görevi ihmal etmektir. Kendi görevini yapmayan birinin, sözüne de ithamına da itibar edilmemelidir. Bir öğrencinin, dersini ihmal etmesi de çok farklı değildir. “Ders, önemli mi” diyen bir kimse, olmak istediği yere gitmeli; o makamları işgal etmemelidir. Aynı söz, “dersten daha önemli şeyler de var” diyenler için de geçerlidir. Olağan dışı şartlar haricinde her insan, kendi işini yapmalıdır.
Üniversite, siyasetin arkasından değil; yanında veya önünde durmalıdır. Zira bilgi; insanın en temel vasfı, en değerli şey ve en büyük güçtür. Herhangi bir şeyi hakikatin önüne geçirmek, hakikate zarar vereceği gibi maddi ve manevi tüm nizamı/intizamı bozacaktır.
Üniversitenin görüşü, ideali olabilir. Zira herkes değer ve bilgi olarak doğru bildiği şeyi savunmalıdır. Yeter ki TAKLİT veya İTHAL olmasın. İnsanlara doğru bildikleri şeyi, NİZAMI BOZMAYACAK şekilde savunma ve öğretme hakkı verilmelidir. Tarih boyunca bütün büyük devletlerin tavrı da budur. Aksi halde insanlar, devlete olan güvenlerini kaybederler veya ikiyüzlü olurlar. Bunun da sonu hüsran ya da ihanettir.
Yanlış olan şey, görüşü olmak değil görüşünden olmayanlara haklarını teslim etmemektir. Yani kendi görüşümüzden olmayan ile ilgilenmeme, haklarını vermeme, hain ya da inançsız olarak tanımlama gibi davranışlar; sıradan birine yakışmayacağı gibi üniversite mensubu kişilere de yakışmaz.
Özetle üniversitenin görevi:
Şahsiyetli, bilen ve düşünen insan yetiştirmek,
Bunlar için gerekli ortamı hazırlamaktır.
Bu iki şey için gerekli tüm bilgi ve sistemi üretmek de yine üniversitenin görevidir.
Yazımızı Konfüçyüs’ün bir sözü ile bitirmek istiyoruz:
“İşi bilen yapar.
Az bilen akıl verir.
Bilmeyen eleştirir.
Yapamayan çamur atar.”
“Konuyla ne alakası var” diyorsanız, yazıyı tekrar okuyunuz.
“Bu söz, ilk baştaki ibareyle çelişiyor” diye düşünüyor iseniz; oturduğunuz yerden kalkıp bir adım atınız.
Zira hareket, bulanıklığı giderir.
Azim, hileyi bozar.
Gayret, şeytanı da vesvesesini de helak eder.