İnsana olan umudun tükendiği, çaresiz kalındığı,
bunalındığı bir zamandayız. İnsanlığa umut veren, sağlayan ruh ortamı yoksun.
Dört bir yandan karabasanların abanması gibi bir kuşatılmışlık var. Bu, her an
ve durum için geçerli. Adeta boğulacak gibi, soluk alamayacak gibi. İnsanın
insan ile olan bağlarının kesikliği, sevgisizliği, dayanışmasızlığı,
çıkarcılığı, bencilliği ve dahası var
İnsanlığın başı dönüyor. Kendisine yol olabilecek bir
durumdan da yoksun kalıyor. Kış mevsiminin bitimine yakın toprağa cemre
düştükten sonra karların içinden çiçekler çıkar, çok naif ve narindirler. Her
çiçek öyledir elbette. Onlar, karları deler gün yüzüne çıkarlar. Kardelenler.
Onlara hayranlıkla bakılır. Çünkü karı delen bu kadar narin olan çiçeklere akıl
sır ermez. Sanki doğanın ruhuna aykırı. Fakat Allah ın hikmeti böyle bir durumda
da belirir.
Don olmadıkça çiçekler zarar görmez.
İnsan kendi başının da belâsı. İnsanın umudunu tüketen
insandır. Çünkü yaratılmış olan şu kâinatta insan eliyle yapılanlar hem kendine
umut ve ışık hem de kendine karamsarlık, umutsuzluk ve karanlık oluyor. İnsan
dünyasını karartırken bunu salt kendine yapmıyor. Kendi dışına da taşıyor.
İnsan dünyasını umut ile umutsuzluk arasında her hangi biriyle konumlandırıyor.
İçinde umut olan bir insan teki, çevresine ışık
saçabiliyor. Bu, zaman içinde giderek de genişliyor. Karamsarlığı kendi
hayatına almış olanların boğucu dünyasında geleceğe yürünemez.
Karamsarlık insanı hayat yorgunu, yol yorgunu yapar. Umut
onda var olan bir durum olmaz. Gözlerinde hayatın ışıltıları değil,
karamsarlığı baskın olur.
İnsanın karamsarlığı insanın iş görmezliğidir. Elinden
çıkan bir işin ne bir anlamı ne bir tadı ne de verimi olur. Bir şeye
karamsarlık bulaşmayı ve bulanmayıversin. Bu onu tamamıyla kuşatır, içine alır
ve âdeta boğar. İnsanlığın en temel sorunlardın biridir bu durum.
Bu kadar boğuculukta karamsar olmayı gerektirecek bir
durum yok. Her insana verilmiş olan sorumlulukların sınırları belli. İnsan,
gücü yettiğince çabalar, bir şeyler yapar. Bu onun sınırıdır. Sınırları içinde
iyi düşünen, güzel bakan, iyiyi ve güzeli önceleyen hayatına alan elbette
bundan yansıyanları hayata geçirir. Her iyi eylemin başlangıcı insanı bir yola
koyar. Azimle sürdürülürse istenilen sonuca eriştirir. Bu da kişinin
başarısıdır. Azim, istek ve sevgi bunun başatıdır.
Büyük önderleri büyük yapan onların ilk adımları ve
düşünce ufuklarıdır. İlk adım ilk yola koyuluş ve ilk eylem. Geleceği ve ufku
gözlerine kestirenler, hedefleyenler ilk eylemleriyle birlikte yol alırlar.
Yolun ve yolculuğun çileleri, acıları, zorlukları olur. Buda doğaldır. İnsanın
yolunu kesen olumsuzluklar artabilir. Önemli olan bunları aşma azmi, çabası,
niyeti ve aşkıdır. Zaten yaşamı bir aşka dönüştürmeyenlerin hayatta başarıları
olmaz.
Başarılı insanların küçük bir adımı büyük bir sonuç
doğurur. Hayat aşkı, dava aşkı, insan aşkı, merhamet ve sevgisi her türlü
zorluğu aşmaya yeter nedenlerdir. Küçük başlangıçlar büyük oluşların ilk adımı.
Sonuçlar küçük adımlardan sonra başlar.
Zamanı ve dönemi boğucu hâline getiren insandır. Hayatı
çıkmaza sürükleyen de. İdeali olan insan küçük hesapların peşinde olmaz. Büyük
hedeflere yönelir. Zorlukları ve çileyi göze alır. Zaman onu haklı çıkarır.
Onun ruhunda karamsarlık ve yenilgi duygusu olmaz.
Umut insanda var olan canlı bir durum. Hedefe götüren
güç. Sevgi ve içtenlikle ve aşkla.