51-Yaraları Sarmak
İnsanın yüreği orta yerinden ikiye ayrılacak gibi oluyor, böyle hasret yüklü bir yürek ile memlekete bakarken en ufak şey yüreğini titretiyor. Aradan kaç saat geçmiş bilmiyorum ama günün koşuşturmacası hafiflemiş bir nefeslik bir boşlukta telefonuma şöyle bir bakıyorum. WhatsApp’da bir sürü mesaj birikmiş. İlkini tıklıyorum, bir video var bir bina çöküyor. Dehşet verici bir görüntü. Videoyu kapatınca altındaki yazışmalara gözüm takılıyor. Yutkunamıyorum, acı bir şey boğazımda düğümleniyor. Çünkü İzmir’de deprem olmuş. İnşallah can kaybı yoktur diyorum kendi kendime. Aklıma ilk teyzemler geliyor, teyzemlerin şahsında bütün insanlar bir kimliğe bürünüyor.
Hemen aramalar yapıyorum, gazetelere bakıyorum. Görünen manzara hiç açıcı değildi. Daha da kötüsü böylesi bir zaman diliminde bile acıyı nefrete, hatta belki nefretten öte bir şeye dönüştüren insanların varlığı ile adeta sallanıyorum. WhatsApp bildirimlerinde sosyal medya paylaşımları görüyorum anlaşılan acı bile artık bir araya getiremiyor iki yakamızı, ayrı bir halet-i ruhiye bu. İdeolojik veya siyasal ayrım denilemeyecek üzerinde çalışılması gereken bir vaka, hem de büyük bir vaka. Acının rengi dili, dini olur mu? Afet bir intikam meselesi olur mu? Oh olsun! Denir mi?
Fiziki yaralar, maddi yaralar bir şekilde sarılır ancak asıl önemli ihtiyaç duyduğumuz şey, birliğimize değen bu yaraları sarabilmektir. Manevi yaraları sarmaktır. Şayet bir ve bütün olma özelliğini yitiren bir toplumun ikbali de yoktur. Acıda, elemde, yoklukta, vefada, iyi günlerde, gururda bir arada olmak her türlü sıkıntının üstesinden gelebilmek için önemli bir zemindir. Gönlümüze düşen, gündemimize düşen bu nevi söylemleri tedavi etmek ve gönülleri birbirine yaklaştırmak, bir ve bütün olabilmek her türlü başarının ötesindedir. Onun için bu hastalıklı tiplerin bu tarz günlerde böyle acıdan, gamdan haz almalarının önüne geçmek için herkes üzerine düşeni yapmalı ve sorumluluk sahipleri de bunda öncü olmalıdırlar. Yara bizim, memleket bizim, insan bizim ve bu dertler de bizim bunu unutmadan dermana odaklanmak ve acilen bu yaraları sarmak gerekir. Geçmiş olsun güzel memleketim, güzel memleketimin güzel insanları geçmiş olsun. Kayıplarımıza Allah rahmet eylesin, yaralılarımıza Allah şifa verisin. Geçmiş olsun güzel İzmir.
52-Ekmeği Askıdan Sofraya İndirmek
“En yaygın ve en sıradan bozulma işaretlerinden biri histeridir, kendini kontrol edememe ve öz eleştiri yokluğu” olduğunu soyluyor, Jung. Bugün ekmeği askıya çıkartmak böyle bir halin belirtisidir. Ekmeğin yeri askı değil sofralardır. Şayet bir ekmeğin sofraya en sağlıklı bir şekilde gelmesi için caba göstermek üzere yola çıktıklarını varsaydığımız siyaset yapıcılar, ekmeği askıya asmayı reva görüyorlarsa burada siyaset kurumunun sıhhatini sorgulayabiliriz. Bu bozulmanın nedenlerini irdeleyebiliriz. Elbette hepsinden önemlisi böyle bir şeyi bir çözüm gibi sunabilmek de siyasetin gelip tıkandığı noktanın ilanıdır.
Siyaset yapmanın en önemli unsuru topluma bak senin için elimde seni daha güzel bir hayata, daha müreffeh bir yaşantıya ulaştıracak çözüm önerilerim ve bunun için gerekli diğer unsurların varlığı ve bunun bir karşılığının olup olmadığıdır. Ve de halkın buna inanabilmesini sağlayacak güven vb. unsurlardır. Sosyal dayanışma dediğimiz unsur sorunu görmezden gelme değildir. Bugün bu ve benzeri uygulamalar gösteriyor ki artık çözümden ziyade, o yokluk halini ortadan kaldıracak çaba yerine zevahiri kurtarıp, yokluk halinin devam etmesine razı olmak çözüm olarak anlaşılıyor.
Bu biraz da aslında ekmeğin sofraya gelip gelmemesi, insanların sofralarına ekmeği götürebilme olanaklarını inşa etmenin önemli olup olmamasının çok da umurda olmadığının göstergesidir. İşte burada toplum olarak öz eleştiri yapamamanın bu bozulmaya katkısını konuşabiliriz. Yaşadığı hayatta kendi sofrası daralırken hatta giderek sofra diye bir şey ortada kalmayacak hale geldiği bir noktada; ‘ben buna niye rıza gösteriyorum’ sorusunu sormaktan yoksun olmak da histeri durumudur. Sadece yaşadığı hayatta karşıtlıklarla gündelik meselelere bakan bir toplum haline gelmek sofradan ve keseden eksilenler ve bunun nedenlerini görememesi bir körleşme alametidir.
Yerli ve milli vurgusunu güçlendirecek en önemli gösterge ekmeğin/emeğin bolluk ve bereket nişanesi olarak asil olması gereken yere yani sofralara dönmesidir. İşte bunu sağlamak gerçek manada millik ve yerlilik ile mümkündür. Bu bakımdan bugün üzerinde durulması gereken şey neden bu daralmayı, bu yokluğu yaşadığımızı sorgulamaktan geçiyor. Eğer ekranların renkli, albenili içeriklerine bakılırsa, ekmek de askıya çıkar. Tabi ki burada siyasi partilerin insanları uyandırma ve hakikatle yüzleştirme ve onları çözüme ikna etme sorumlulukları en önemli çıkış kapısıdır. Gündem sofradan başlar onun için ekmeği sofraya getirmeye odaklanan siyaset anlayışı günün sonunda hem sofrayı kuracak hem de insanının yüzünü güldürdüğü için kazanan olacaktır. Ekmeğin yeri sofradır. Hoşça bakın zatınıza…