Ya ma rufu emreder,münkerden de nehyedersiniz, yâhut Allah şerirlerinizi hayırlılarınıza mutlaka
musallat edecektir. O zaman hayırlılarınız dua etse de duaları kabul
edilmez.
Hz. Peygamber (sas)
Giriş
Taksim Kadife Darbe sürecinin ortaya çıkardığı en ciddi
sıkıntılardan biri, iki Müslüman camianın birbirlerini çok ağır bir şekilde
suçlayarak birbirleri ile savaşmalarıdır. Bu sürecin diğer önemli bir sonucu
da, Siyasi iktidarın rüşvet-yolsuzlukla; Gülen hareketinin de, Küresel,
Karanlık Güç Merkezlerinin taşeronluğu ile özdeşleştirilmesi olgusudur. Bu
sürecin ortaya çıkardığı diğer önemli bir gerçek de, iki Müslüman camianın
kavgası karşısında, diğer Müslüman camiaların, istisnalar hariç, genel olarak,
Kur an- Sünnet eksenli bir tavrı ortaya koyamayıp futbol takımı tutar gibi taraf
olmaları, yangına körükle gitmeleri, yangına su yerine benzin sıkmalarıdır. Bu
tutum ve tavrın doğal sonucu, zihinsel kirlenmenin çok daha geniş çevreye
yayılmış olmasıdır. Bu kavga sürecinde, sadece bireyler değil aynı zamanda da
bir Müslüman için çok özel anlamı ve ağırlığı olan cemaat, imam, vaiz, abi,
hizmet, dua, beddua, hain, ajan ve taşeron gibi kavramlar aşındırılmakta,
yozlaştırılmaktadır. Vaiz Lobisi , İmama Rapor , Yargıtay İmamı gibi
manşetleri atan sağcı (!), muhafazakar (!), Dindar (!) gazetelerin veya köşe
yazarlarının ne yapmak istediklerini anlamak mümkün değildir. Eskiden bizim
için önemli ve anlamlı olan kavramları, yıpratanlar, sol, laik-seküler,
liberal, Kemalist kesimlerdi. Ya şimdikiler kimdir
Kadife Darbe nin beyin takımı olup birinci halkada yer
alan Küresel Siyonist güç ile ikinci halkada yer alan Türkiye deki işbirlikçi
mason, Siyonist, Sabetayist ve Baronlardan oluşan güç, tüm Müslümanları
kapsayan bir psikolojik harekâtı sinsice yürütmekte olduğu unutulmamalıdır. Artık
sorun iki camianın meselesi olmaktan çıkıp çok daha geniş bir kamplaşmaya doğru
gitmektedir. Kamplaşmanın genişlemesi, beraberinde zihinsel kirliliğin daha da
genişlemesine; Müslüman imajının, daha da kirlenmesine sebebiyet
vermektedir/verecektir.
Geçen yazıda bu iki camianın karşı karşıya getirilmesinin
durdurulamaması, sadece oyun kurucuların mahareti ile ilgili midir; yoksa
Türkiye de ki çirkin hayasızlıkların yaygınlaşması karşısında her iki yapının,
ilahi sünnete aykırı bazı tutum ve davranışlarının bu süreçte bir etkisi de var
mıdır Sorularını sormuştuk. Bu soruların cevaplarını aramak üzere Ümmetin
Helak Şekli ve Şartlarını incelemiştik. Ümmetin içerisinde çirkin
hayasızlıklar yaygınlaştığı ve buna karşılık iyiliği emredip kötülükten alı
koymak için gerekli mücadele yapılmadığı zaman, ümmetin cezalandırılmasının
kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Bu cezalandırma, ümmetin parçalanarak
birbirlerine zulmetmeleri ve birbiri ile savaşmaları şeklinde
olacaktır/olmaktadır.
Burada ümmeti helake götüren bazı durumlar, ele alınacak
ve herkesin tefekkür etmesi istenecektir.
Marufla Münkerin Karıştırılması - Yer değiştirmesi
Hz. Peygamber(sas) sahabe ile yaptığı sohbetlerinden
birinde, müminleri bekleyen biri diğerinin devamı ve ileri aşaması olana dört
ciddi tehlikenin varlığına dikkat çekmiştir:
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):
Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman
haliniz ne olur diye sormuştu.
(Yanındakiler
hayretle): Ey Allah ın Resulü, yani böyle bir hal mi gelecek dediler.
Evet, hatta daha beteri! buyurdu ve devam etti:
Emr-i bi lma rufta bulunmadığınız, nehy-i ani lmünker
yapmadığınız vakit haliniz ne olur diye sordu.
(Yanındakiler hayretle): Yani bu olacak mı dediler.
Evet, hatta daha beteri! buyurdular ve sormaya devam
ettiler:
Münkeri emredip, ma rufu yasakladığınız zaman haliniz ne
olur
(Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): Ey Allah ın
Resulü! Bu mutlaka olacak mı dediler.
Evet, hatta daha beteri! buyurdular ve devam ettiler:
Ma rufu münker, münkeri de ma ruf addettiğiniz zaman
haliniz ne olur
(Yanındaki Ashab): Ey Allah ın Resûlü! Bu mutlaka olacak
mı diye sordular.
Evet, olacak! buyurdular. (1)
Bu hadiste altları çizili dört tehlikenin hepsi, bugünün
Türkiye sinde mevcuttur ve bu dört tehlike karşısında, istisnalar hariç, genel
olarak Müslümanlar susmaktadır. Özellikle de çatışan bu iki camia, bu konularda
hiçbir şey duymamakta, görmemekte ve de konuşmamaktadır. Müttefiklerini
kaybetme korkusu, baskın bir psikoloji olarak her iki tarafta da mevcuttur. AB
uyum yasaları çerçevesinde yapılan değer transferi, maruf ile münkerin yer
değiştirmesi sürecini hızlandırmıştır. Demokratikleşme Paketi çerçevesinde,
AB uyum yasaları ve Uluslararası sözleşmelere uygun olarak çıkarılmak
istenen, ayrımcılık ve nefret söylemi yasaları , marufun emredilip münkerin
yasaklanmasına daha katı bir şekilde mani olacak ve Müslümanların Fatiha yı
okuyup açıklamaları yasaklanabilecek, suç teşkil etmiş olabilecektir.
Bütün bunları görmeyen, işitmeyen ve konuşmayan bir
zihinsel yapının, temiz olduğunu söyleyebilir miyiz
Hayanın Ortadan Kalması - Emanetin Gitmesi
Diğer taraftan, medya, sosyal medya, internet ortamında,
reklamlarda, dizilerde, filmlerde, oyunlarda, eğlence kültüründe, müzikte ve
konuşmalarda, TV programlarında, sokakta, otobüste, park ve bahçelerde edebin
ve hayânın gittikçe kalktığını ve yığınla çirkin hayasızlığın işlendiğini; buna
karşılık aymazlık ve vurdumduymazlığın gittikçe yaygınlaştığını söylersek
abartı yapmış olmayız. Bir ülkede edep ve hayâ gittikçe ortadan kalkıyor,
hayasızlık doğallaşıyorsa; bunun, Allah indinde bir hükmü yok mudur Hz.
Peygamber, hayanın ortadan kalkışı ile helak olma arasında doğrudan bir
bağıntının var olduğunu bize söylemektedir:
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: Aziz ve Celil olan
Allah, bir insan helak etmek istedi mi, ondan önce hayayı çeker alır. Hayası
bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak
rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet
çekilip alınır (artık o, güvenilmeyen, kuşkulu kişidir). Kişiden emanet (güven)
çekilip alınınca ona artık hep hain ve herkesçe hain bilinen biri olarak
rastlarsın. Ona hep hain ve hıyanetle bilinen biri olarak rastladın mı, sıra
ondan merhametin çekip çıkarılmasına gelmiştir. Ondan rahmetin çıkarıldığı
vakit artık ona (Allah ın rahmetinden) kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlarsın.
Ona sen kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlayınca ondan İslâmiyet bağı çözülüp
atılır. (2)
Bu hadis, helake giden yolun hareket noktasının hayânın
insandan/insanlardan çekilip alınması ile başladığını ortaya koymakta ve süreç
birbirine bağımlı ve birbirinin devamı olan, nefret kazanma , emanetin
çekilip alınması , güvenilir olmaktan çıkma , hain ve hıyanet sahibi olarak
görülme , merhametsiz olma , lanetlenme ve nihayet İslam bağından kopma
nihai noktasına ulaşmaktadır. Ilımlı İslam ı kabullenme İslam bağının
koparılmasından başka bir şey değildir.
Bu noktada sormamız gereken soru, 17 yıl öncesi ile
bugünü karşılaştırdığımız zaman, edep, hayâ, güven, sevgi, merhamet, nefret ve
İslami duyarlılık konularında ülke ne durumdadır Eğer iyiye gidiş varsa sorun
yoktur; aksi durum varsa, durum helakle bağlantılıdır ve ümmetin helaki da
parçalanıp birbirine zulmetmek ve savaşmak olarak ortaya çıkmaktadır.
Dünyevileşme
Dünyevileşme, Sekülerleşme ve laikleşmenin başlangıç
evresidir. Müslümanın zihin dünyasında bir anlık dalgınlık ve gaflet hali olarak
ortaya çıkan, Allah ı ve ahiret gününü unutma ile mala mülke, makam ve mevkie
olan sevgisinin tutkuya doğru yönelmesi halidir. Ensar ve Muhacirlerden oluşmuş
Uhud Savaşındaki 40 okçunun, geçidin karşı tarafındaki 200 kişilik düşman
süvari birliğini görmeyip beri taraftaki ganimetleri görmesi ve aslı görevini
unutup bölgeyi terk etmesine neden olan bir ruh halidir, dünyevileşme. Tedbir
alınmadığı takdirde, daha ileri aşaması olan sekülerleşmeye ve daha da ileri
aşaması olan laikleşmeye doğru yol alacaktır.
Mal ve makam tutkusu şeklinde, iki ana tezahür şekli
vardır. Mal ve makam sevgisinin tutkuya, şehvete yönelmesi dünyevileşmeye
götüren yoldur. O nedenle Hz. Peygamber, ümmetinin fitnesinin mal olduğunu, mal
tutkusunun ümmeti birbirine düşman hale getirecek, helak edecek bir hastalık
hali olduğunu ifade etmektedir:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): Her ümmet için bir
fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır. (3)
Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm): Allah a kasem
olsun sizin için fakirlikten (darlıktan) korkmuyorum. Sizin için öncekilere
genişleyip (bollaştığı) gibi size de dünyanın genişleyip bollaşmasından, onlar
gibi sizin de dünyalık yarışına düşmenizden, dünyalığın onları helâk ettiği
gibi, sizi de helâk etmesinden korkuyorum. (4, Bak: 5).
Bu hadislerde mal mülk sahibi olmak kınanmamakta ve
tehlike olarak görülmemektedir. Burada kınanan, mal mülk edinmek için birbiri
ile hasedleşmek, birbirine bağyetmek ve bunun sonucu olarak toplumsal düzenin,
dayanışmanın ve adalet sisteminin bozulmasıdır. Mal mülk edinme hırsının, kalp
ve göz kararmasına sebebiyet verecek bir oburluk halini ortaya çıkarmasıdır:
İşte bu dünya malı da (yeşil ot gibi) tatlıdır. Bundan
hakkıyla alan ve aldığını da hakkı olan yere koyup harcayan kimseye bu ne güzel
bir nimettir. Dünya malını haksız olarak hırsla alan kimseye gelince, o da,
daima yiyen, fakat bir türlü doymayan obur kimse gibi olmuştur. (6)
Bu doymama hali, Baştan Çıkarıcı Bolluk , Refahtan
Şımarıp Azma diye tanımlanan bir durumun ortaya çıkmasına sebebiyet verir ki;
onun da doğal sonucu, ahlakı değerlerin önemsenmemesi, ahlaki değerlerin
giderek azalmasıdır. Bu toplumsal çürümenin bir başka boyutu, sınıflaşmanın
ortaya çıkması ve toplumun her kesimini etkisi altına alan bağyetme duygusunun,
ferdin iç denetimini zayıflatıp ahlakı ölçüleri daha da tahrip etmesidir.
Bu kontrolsüz, ilkesiz mülk edinme, büyüme tutkusu, kendi
öz kardeşinin, din kardeşinin malına mülküne göz dikmeye, onun elindekilerini
de bir şekilde almaya neden olacak bir psikolojinin doğmasına sebebiyet
vermektedir. Hz. Davud un iki kardeş davacısının durumu, bunun en güzel
örneklerinden biridir. 99 koyunu olan, bir koyunu olan kardeşinin malına göz
dikmiş onu da kendi koyunlarına katmak istemiştir (38 Sad 21-24). Hz. Davud un,
bu durumu zülüm olarak nitelendirmesi konunun can damarıdır.
Zülüm, her türlü kötülüğün, pisliğin ve gerilimin
kaynağıdır. Bereketi ortadan kaldırır, dayanışmayı yıkar, kardeşliği,
akrabalığı, komşuluğu yok eder ve kişileri, müstağnileştirerek azdırır. Zülmün
olduğu yerde adalet olmaz, adaletin olmadığı yerde de barış olmaz. Bugün
yaşanan sıkıntı, adaletsizliğin dışavurumundan başka bir şey değildir.
Bu noktada sorulması gereken soru, mal ve makam tutkusu
ile meydana gelen cedelleşme, geçmiş yıllara göre daha da artmakta mı yoksa
azalmakta mıdır Kutsalı kaybeden, kendi kültür ve medeniyetinin değerlerine,
tasavvuruna göre hayatını tanzim etmeyi öngörmeyen, gözünü ranta dikmiş bir
insan unsurumu ortaya çıkmaktadır
Çirkin Hayâsızlıklar Karşısında Duyarsızlaşma
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) çirkin hayasızlıkların,
kötülüklerin yaygınlaştığı toplumların durumunu, bir gemide seyahat eden bir
topluluğun durumuna benzeterek açıklamaktadır:
Allah ın menettiği hududu koruyan ile korumayan kimsenin
mi¬sali, bir gemide kur a ile yerlerini belirleyen kimselerin misali gibidir.
Buna göre, bazıları geminin üst katına, bazıları ise, geminin alt katına
yerleşirler. Geminin alt katında olanlar, susadıkları zaman üst kattakilere
uğ-rayarak, kendi bulunduğumuz kattan bir delik açsak ve üst kattakilere zarar
vermesek derler. Bu durumda, eğer üst kattakiler, onları bu istekleriyle baş
başa bırakır¬larsa, hepsi birlikte batmaya mahkumdur. Eğer onlara engel
olurlarsa, hem onlar hem de kendileri kurtulur. (7)
Bunun en güzel örneklerinden biri de, Kur an-ı Kerim de
Araf süresi 163-166. Ayetlerde anlatılan, Allah tarafından imtihana tabi
tutulan, cumartesi balık avlama yasağı ile cezalandırılan İsrail oğullarının
yaşadığı bir sahil kasabasındakilerin başına gelenlerdir. Orada kötülüğe mani
olanlar kurtarılmış; kötülüğü bizzat icra edenlerle, nemelazımcılar zalim
olarak nitelendirilip cezalandırılmışlardır. Bu helak edilmede geçen
nemelazımcı grup kötülüğü tasvip etmemelerine rağmen sessiz kalmakta; hatta
kötülüğe karşı mücadele edenlere, mücadele etmemeleri konusunda baskı
uygulamaktadırlar.
Bunun benzeri bir başka olay, Hz. Peygamber in bir başka
hadisinde anlatılmaktadır:
Resûlullah (sas): İsrailoğulları arasında dinden sapma,
ilk defa şöyle başladı:
Bir adam bir başka adama rastlar ve: Bana baksana!
Allah dan kork ve yapmakta olduğun şeyi terk et. Çünkü bu sana helâl değildir,
derdi.
Ertesi gün, aynı işi yaparken o adamla tekrar karşılaşır
ve kendisini yaptığı kötü işten nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve
birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah Teâlâ kalblerini
birbirine benzetti.
Sonra Resûl i
Ekrem şu âyeti okudu:
İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud un ve Meryem oğlu
İsâ nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, başkaldırmaları ve aşırı
gitmeleriydi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta
oldukları ne kötü idi! Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün.
Nefislerinin onlara âhiret hayatı için hazırladığı şeyler ne kötüdür! Allah
onlara gazab etmiştir, onlar azab içinde temelli kalacaklardır. Eğer Allah a
Peygamber e ve ona indirilen Kur an a inanmış olsalardı, onları dost
edinmezlerdi, fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir (Mâide: 5/77 81).
Hz. Peygamber bu ayetleri okuduktan sonra şöyle buyurdu:
Hayır, Allah a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder,
kötülükten nehyeder, zalimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür
ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalblerinizi birbirine benzetir,
sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder. (8). (Bu
hadisin Tirmizî deki metni biraz daha farklılık göstermektedir.)
Sonuç: Kendimizi Sorgulayalım!
Son 17 yılda;
Çirkin hayasızlık, yaygınlaşmakta mıdır
Dünyevileşme hastalığı, yaygınlaşmakta mıdır
Duyarsızlaşma, artmakta mıdır
Akrabalık bağları zayıflamakta mıdır
Arkadaşlık, komşuluk bağları zayıflamakta mıdır
Bireyselleşme eğilimi artmakta mıdır
Evler otelleşmekte ve arenaya dönmekte midir
Marufla münker karışmakta mıdır
Marufla münker yer değiştirmekte midir
Cevabımız evetse, ayağa kalkıp Al-ı İmran 104, 110, Tevbe
71, 122. Ayetlerinin gereğini yerine getirmeliyiz.
Kaynaklar
1- Kütübü Sitte; Hadis No: 4786
2- Kütübü Sitte, Hadis No: (1237). (4054), (7224).
3- Kütübü Sitte Hadis No: (395)
4- Buhari,14/6365:13
5- Buhari, 14:6366/14
6- Buhari, 14: 6366-67/15
7- Buharî, Şerike, 6
8- Ebû Dâvûd: 198