Ümmet

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İbrahim ve İsmail (a.s.) Kâbe’nin temellerini yükseltirken; “Ey Rabbimiz, bizden bu yaptığımız işi kabul buyur, şüphesiz sen işitensin ve bilensin” diye dua ettiler ve dualarını şöyle tamamladılar. Bakara 128-129: “Ey Rabbimiz; ikimizi sana teslim olmuş Müslüman kimseler kıl. Neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yer ve yöntemlerimizi göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen her zaman tövbeleri kabul edensin ve rahmet sahibisin. Ey Rabbimiz; onların içinden kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen pek yüce ve hikmet sahibisin.” İbrahim ve İsmail’in (a.s.) duası olan Müslüman bir ümmet olmak çok mu zor? Kur’an ve sünnette müminlerin bütün sorumlulukları ve yapacağı işler belirtilmiştir. Niçin müminler bir türlü, Kur’an’da ve sünnette tanımlanan, kendi aralarında merhametli, İslam düşmanlarına karşı çetin, şuurlu bir ümmet olmayı başaramıyor, niçin birbirlerini Allah için sevemiyorlar? Ümmet; kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan inananlar topluluğudur. Kur’an; “İnananlar kardeştir” diyor. Nerede inananların kardeşliği? İfade edilen hakikatler, davranışlara yansımıyorsa, “Ey iman edenler; niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?” ilahi ihtarına muhatap olunur. Bu durumda bundan herkes zarar görür. İmam sözünden ümmet; çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan topluluk demektir. Yani, ümmet, bir liderin başkanlığında sağlam bir topluluk oluşturup düzenli bir şekilde faaliyette bulunan ve diğer insanlara önderlik yapabilen bir topluluk olmaktır. İslam ümmeti; “Gerçek şu ki, sizin ümmetiniz tek bir ümmettir” esası gereği, hakta ittifak eden tekbir topluluktur. Bu topluluk, vasat bir ümmettir. Aynı zamanda bu ümmet, bir denge toplumudur. Hakka ve adalete uygun hareket etmek, insanlara her konuda örnek olmak bu ümmetin şiarıdır. İnançta ve hayatı yaşamada denge üzerindedir. Hakka hizmet eden bir topluluğun içinde oluşan gruplaşmalar, onların hakka hizmet eden ümmet olma vasıflarını ellerinden alır. Fitne uyandırılmaması gereken bir şeydir. Kulları imtihan eden Allah’tır. Kulların birbirlerini imtihan etmeye kalkışmaları haddi aşmaktır. Ümmeti hedefe kilitleyen şeyler ise, ülfet, istişare ve itaattir. İtham, ötekileştirir, uyarı, nasihat ve terbiye bütünleştirir.

BİR HADİS

Peygamberimiz buyuruyor: “Allah Teâlâ, yeryüzünü benim için dürüp topladı; ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır. Bana iki hazine verildi: Kırmızı ve beyaz hazineler. Ben Rabbimden, ümmetimi umumi bir kıtlıkla helâk etmemesini, ümmetime kendi nefislerinden başka bir düşman musallat edip çoğunluğu helâk etmelerine meydan vermemesini talep ettim. Rabbim bu isteklerime şöyle cevap verdi: Ey Muhammed, bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetini; 'onları umumi bir kıtlıkla helâk etmeyeceğim, kendileri dışında, çoğunu helâk edecek bir düşman da musallat etmeyeceğim, hatta yeryüzünün her tarafında bulunanlar, onlar aleyhinde toplansalar da. Ama kendi aralarında birbirlerini helâk edecekler” (Müslim). Bu hadis; hakka hizmet eden bir toplumun helak olmasının, iç çekişmeler yüzünden olacağını bildirmektedir. Müminlerin; liderinden üyesine kadar tefrikadan, kutuplaşmadan ve inatlaşmadan kaçınması imanlarının gereğidir.

HATALI DAVRANIŞLAR

Milli Görüş bir okuldur. Milli Görüşçüler çalışmalarında yalnız Allah’a güvenirler. Milli Görüşçüler, İslam’ın insanlığın kurtuluş tohumu olduğuna inanırlar. Allah’tan hakkıyla korkmak önemli bir ahlaktır. Milli Görüşçüler, bütün insanlığın saadeti için aralarında tefrikaya düşmeden birlikte çalışırlar. Fikir ve eylem birliği, çalışmaların esasıdır. Milli Görüşçüleri cihattan düşürecek hatalı davranışlar ise şunlardır: 1-Benlik, enaniyet ve kibir: Bu vasfı kuvvetli olan kimseler her konuda kendi istediklerinin olmasını arzu ederler. Kendi istekleri dışında oluşacak her şeyi eleştirirler. Herkesin kendilerine uymasını isterler. Bu tip insanlar davalarına bağlı, samimi, sadık kimseler de olabilirler. Ancak birlikte çalıştıkları arkadaşlarıyla uyumlu olamadıkları için sonuçta davalarına zarar verirler. 2-Tefrika: Böyle davrananlar, içinde bulundukları topluma zarar verirler. Dava arkadaşlarıyla çekişerek faydalı olunmaz. Fikir farklılıklarında rahmet varken, ihtilafta çok büyük vebal vardır. Tefrikayı önleyen en önemli şey, işlerin istişare ile görülmesidir. 3-Makam mevki hırsı, şahsi menfaat isteği: Bir göreve gelmeyi çok arzu etmek, kınanmıştır. Böyleleri makama ulaştıklarında, hatalarıyla baş başa kalır. Manevi yardımdan mahrum olur. Bir makama gelme hırsıyla hareket eden insan çok arzu ettiği o makama ulaştığında, bu imkânları hizmet ve topluma yararlı olmak için değil, şahsı için kullanır. Bu da onu davadan, samimi kardeşlerinden koparır. 4-Dedikoduya itibar etmek ve her duyduğunu doğruymuş gibi başkalarına aktarmak, tenkitçilik: Gıybet, dedikodu, söylenen doğru bile olsa, bir dava arkadaşının duyması halinde üzüleceği bir sözü onun arkasından söylemektir. İftira ise doğru olmayanı söylemektir. Dedikodu, toplumları birbirine düşüren, gücünü zaafa uğratan çok zararlı bir hastalıktır. Hadiste, “Her duyduğunu söylemek bir insanın yalancı olmasına yeter” buyruluyor. 5-İfrat; aşırıya kaçmak, tefrit; yapılması gerekeni yapmamak: Aşırılıkların her çeşidi zararlıdır. İfrat, radikalizmdir. Tefrit, liberalizmdir. 6-Su-i zanda bulunmak: Bundan şiddetle kaçınmak gerekir. Çünkü başkaları hakkında kötü zan büyük vebaldir. 7-Tembellik, laf ebeliği: Çok değerli birçok kimsenin bu konuda eksikliği vardır. 8-Sonra yaparım düşüncesi, tehircilik: Bu, hayırlı işlerin yapılmasını engelleyen hatalı bir davranış biçimidir. 9-Ümitsizliğe kapılmak: Bunun ilacı iman ve cihattır. Allah bizi, zehir kovası taşıyanlardan eylemesin. Selam hidayete tabi olanlara…