Ümidimiz sarsılmasın

Abone Ol

Son günlerde ümit etmek ve umutsuzluğa kapılmamak üzerine düşünüyorum. Yaşadığımız zamanın getirdiği ve götürdüğü birçok şey var. Bütün bu sıkışmışlık içerisinde insan tutunmak, birçok şey anlamını yitirirken, anlamlı bir yerde durmak istiyor. Böyle bakıldığında olumsuzlukların, anlamsızlıkların her şeyi yerli yerinden ettiğini hatta insanın zeminini kaydırdığını görebiliyoruz. İnsanın zihinsel kaymalarına, bir de zeminin insanın ayaklarının altından kaydığını görmesi ilk önce onu umutsuzluğa sürüklüyor. Belirsizlik ve beklenti bu karamsarlığı daha da büyütüyor. Çaresizlik, korku, endişe hepsi insanın iç dinamiklerini yerinden oynatıyor. Böyle bir durumda bazen metinler, bazen küçük tesadüfler yetişiyor. Roger Garauday de böylesi bir vakitte yetişti. Altını çizdiğim cümleyi söküp metnin içinden bir kenara alıyorum. Garaudy, “Benim açımdan dünyanın en büyük günahı, umutsuzluğa kapılmaktır. İman sahibi olmak ise fırtına ve kasırgalara rağmen sabaha ereceğinize ve günle buluşacağınıza inanmak demektir” diyor.

Depremle birlikte sarsılan her şey, yerli yerine oturmasa da yenilenen şartlara adapte olmak yenilenmiş bir hayat vermeyecek belki sadece yeni şartlara alışmış olunacak ve buna yeni hayat denecek. Yıkık dökük şehirlerin içinden bakarken bir an önce normal denilecek bir hayatı, düzeni bulmak, yeniden kurmak, tutunmak için önemli bir gerekçedir. Acıları sarmak, birbirini sarıp sarmalamak önemli bir meziyettir. Çok şükür buna sahip olduğumuzu gösterdik. Ancak sürekli içindekini baskılayıp ister otorite tarafından isterse de çevre tarafından baskılanan insan, nasıl içindeki bu acıyı atacak? Nasıl içindeki çöküntüyü temizleyecek? Nasıl yeniden maneviyatını ayaklandıracak, nasıl ayağa kalkacak? Onun için önce konuşacağız. Her şeyi konuşacağız, içimizdeki her şeyi dökeceğiz ki yeniden başlayacak gücü kendimizde bulabilelim.

Hayat normal akışına dönsün ama bütün bu eksiklikleri, kusurları, ihmalleri ile değil, yeni bir bakış açısıyla her şeyi yerli yerine oturtacak, ümit ettirecek şey ise yaşadıklarımızı doğru tahlil edip, doğru teşhislerle kendimizi doğru bir şekilde yenilemek şehirleri yenilemekten daha önceliklidir. Önceliğimizi doğru belirlediğimizde hem kendimize hem de etrafımıza önemli bir katkı sağlamış oluruz. Bu bakımdan içimizi, insanlığımızı onarıp sonrasında da kurumları ve kuralları düzelttiğimizde bir de hem kendimizi denetleyip, işlerimizi denetlettiğimizde ve de denetlenmekten çekinmediğimizde şeffaf bir geleceğe kapı aralamış ve yaralarımızı gerçek manada sarabilmiş olacağız. İşte o vakit hayat yeniden anlam bulacaktır.

Yaşadığımız sarsıntı, yıkım her şeyin fâniliğini bir kez daha gözler önüne sermişken yaşanılan acılar bir kaynaşmaya vesile olmuşken; hataların, yaşanılan ihmalkârlıkların, açgözlülüklerin, gönül kırmaların, sevgisizliklerin hiçbir şeye değmeyeceğini bize gösteriyor. Bu bakımdan öfkeleri, karşıtlıkları, ucuz hesapları, acelecilikleri doğru okumak gerekir. Çünkü ortam kirli, kirliliği sağlayanların karanlıklarına meze olmamak lazım ki yeniden bir başlangıç olsun. Ümit her daim taze kalsın. Zorluklar kolaylığa dönüşüversin. Kötüye ve kötülüğe katlanmak zorunda değiliz. Sarsılan kurgular, hakikat kılığına girmiş sahtelikler insanımızın yakasından düşsün. Artık kötüler ve kötülükler, fırsatçılar kazanmasın. Buna müsaade etmeyelim. Ümidimizi tekrar sarsmayalım, aksine birbirimizin şifası olalım; olalım ki kötüye, hayatın akışı içerisinde kötülük yapacak yer kalmasın. Hoşça bakın zatınıza...