Ulus devlet ve Irak’ın kuzeyi meselesi

Abone Ol

Siyasi erk, hiddet ve şiddetle Irak’ın kuzeyinde yapılacak referanduma karşı olduğunu ifade ediyor. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devlet büyükleri ile senli benli olan bölge yöneticileri artık istenmeyen adam ilan edildi. Bütün bu üst açıklamalara rağmen Ankara’nın sanki örtülü bir kabulü var gibi görünüyor. Ancak Ortadoğu’da dengeler hızlı değiştiği ve geliştiği için bu örtülü kabulün sürekliliği tartışılır. Kapalı kapılar ardında ne konuşuldu bilinmez ise de Ankara olası bir referanduma kesin dile karşı olduğunu ifade etmiş durumda.

Meselemiz gündemi özetlemek olmamalı, gündemi özetlersek ikincil durumda kalırız meselemiz gündemin dayandığı felsefi zeminleri incelemek ve irdelemek olmalı. Herhangi bir ırkın devlet kurma talebinin ulus devlet mantığında ne gibi bir hukuksuzluğu vardır? Şayet ulus devlet paradigmasını kabul edersek kendi devletimizi de ulus devlet olarak ilan eder isek başka bir ulusun, devlet kurma talebine hangi ahlaki gerekçe ile karşı çıkabiliriz? Mezkûr sorulardan anlaşılan şu ki bir ırkın devlet kurması veya böyle bir talebi olmasına hukuksuz demek ulus devlet paradigmasında mümkün değil. Devletleri ırklara ve kabilelere göre kurarsanız bütün ırkların devlet kurma hakkı ortaya çıkar. Hiçbir ırkın ilkesel olarak başka bir ırktan üstün olmadığını dikkate aldığımızda bu hak bütün ırklar için meşru olur.

Kürt Milletinin bir devlet kurma talebi sadece ulus devlet meselesi dikkate alındığında gayet doğal ve gayet yerinde bir talep olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğal ve yerindeliğe rağmen bu satırların yazarı dâhil birçok kişinin olası bir Kürt devletine karşı olmasının temel gerekçesi; ulus devlet paradigmasına karşı oluşumuzdan gelmektedir. Ulus devlet anlayışı kabul edilebilir ve uygulanabilir bir anlayış değildir. Irkların bir birleri ile bir mefkûre etrafında birlikte yaşamayı geçmişte başarmış olmaları insanlığın ulus devlet çıkmazına mecbur olmadığımızı ifade ediyor.

Ulus devlet paradigması dünyanın insan tabiatı için imkânsızı zorlamak anlamını taşır. Her ulusun devletleşmesi gerektiği ilkesi birçok coğrafyada insan yaşamını imkânsız kılmaktadır. Devletlerin oluşması veya devletlerin sınırlarının belirlenmesi insan ırkları üzerinden değil içeresinde ırk fonksiyonunda olduğu kültür, coğrafi şartlar, hayat algılama biçimleri de olmak birçok etkenle ve birazda kader çizgisi ile belirlenir. Bu noktada ırka dayalı bir devletleşme sürecine girmek bölgesel felaket doğuracaktır.

Ulus devlet paradigmasının kabul edilemezliği aşikâr olduğu vakit birlikte yaşamak için olması gerek kavram nedir?

İslam toplumu ve devlet biçimleri üzerine çalışmalar yapan İbn Haldun toplumların birlikte var olmaları fikir üzerine kullanmış olduğu “Asabiyet” kavramı bize bir zemin oluşturacağı iması vermektedir. Asabiyet birlikte olursak varız. Varsak birlikte olmak zorundayız fikrine dayanmaktadır. Bu aslından bir yönü ile tevhidin bir yönetimsel biçime girmesidir. Toplumların var olması ve varlıklarını devam edebilmeleri için birlikte eşit şekilde bir varlık alanı oluşturmaktadır. Birlikte var olmak hem birliği hem de denkliği ifade eder. Ayrıca bir mefkûre için birlikte varlık mücadelesi vermek gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İslam toplumu dikkate alındığında bu mefkure nizam-ı âlemdir.

Zemin oluşturacak bir diğer kavram “Ümmet”tir. Ümmet kavramının oluşabilmesi için her cihetten birliğin zaruri olduğunu belirtmemiz gerekir. Bu zaruret, modern dünyanın çizmiş olduğu bütün sınırları ve ayrışmaları anlamsız kılmaktadır. Bu tanımlamada ümmet kavramı ve birlik kavramları arasında var olan ayniyet başta ırk, mezhep ve ulus devlet anlayışının bir dayatması olan vatan, ya da ülke sınırları dikkate alınarak kurulan bütün cümlelerin yanlışlığını ortaya çıkarmaktadır. Modernleşme öncesi için ümmet kavramı sınırları aşan, farklılıkları içerisinde barındırmakla birlikte en üst düzeyde bir vasatı oluşturan en kuşatıcı kavramlardan biridir. Bu kavram asırlar boyunca İslam âleminin yek vücut olmasını sağlayan ve 1800 yıllara kadar canlı olmanın en önemli özelliği olan birlikte hareket etme ve birlikte var olma özelliğinin muhafazasını sağlayan temel kavramdır.

Çözüm için kullanacağımız kavramın uygulanabilecek bir alan açması elzem. Bu noktadan ümmet kavramının İslamcılıkla yıprandığı ve anlamını kaybettiği dikkate alındığında ayrıca din algısında ki değişim ve dinin hayattaki etkisinin azalması dikkate alındığında Asabiyet kavramı ümmet kavramından daha hazır ve kuşatıcı görünmektedir.